A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | İNSANDA DAHA FAZLA OMUZ OLMALI MIDIR?

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/30/2559" target="_blank" class="twitter">twitter

İNSANDA DAHA FAZLA OMUZ OLMALI MIDIR?


Tuğba Eriş

Grimm Kardeşler’in Pamuk Prenses (Snow White) hikâyesini / masalını bilmeyenimiz yoktur. Puşkin’den (The Tale of the Dead Princess and the Seven Knights) Donald Rahl’a (Revolting Rhymes), Blind Guardian’dan (“Mirror Mirror”) Evanescence’a (“Snow White Queen”), Sigourney Weaver’lı korku filminden (Snow White: A Tale of Terror) pornografik animasyon uyarlamasına (Once Upon A Girl) pek çok farklı türde defalarca yorumlanan Pamuk Prenses (PP), birçoğumuzun aklına Disney imgesiyle kazınmıştır belki de. Sarı eteklikli, mavi karpuz kollu elbisesi ve siyah saçlarına bağladığı kırmızı kurdelesiyle PP, kız çocuklarının müsamere idolü olmaya adaydır ve üvey annesinin üstüne saldığı avcıdan yaşının getirdiği saflık ve tazelikle kurtulur, Yedi Cüceler’in yanında ev işleriyle ilgilenmesi, onları doyurması koşuluyla yaşar, sonra da kendisini kırmızı elmanın lanetinden kurtaran prensinin sarayının kadını olur: Klasik kar beyazı PP’miz.

Disney’in PP imgesini alaşağı eden ayrıksı örnekler de mevcut tabii yorumlarda. Benim aklıma ilk gelenler, Rammstein’in ve Neil Gaiman’ınki. Rammstein’in “Sunne” (Güneş) adlı şarkısının klibindeki PP altın tozu çekmeye bağımlı, madende çalıştırdığı cücelere (bizim Rammstein) keyfince zulmeden ve (sözün tam anlamıyla) “altın vuruş”la intihar eden seksi, dominant bir ablamız. Neil Gaiman’ın, “Snow, Glass, Apples” adlı kısa öyküsüyse, hikâyeyi PP’nin şimdiye kadar kötücül bildiğimiz üvey annesi üstünden kurguluyor, kadının krallığını “ucube” PP’den kurtarmak için umutsuzca mücadele edişini anlatıyor.

Ayrıksı Pamuk Prenses yorumlarından biri ve bu yazının konusu da Donald Barthelme’nin 1967’de yayımlanan ilk romanı olan Snow White. Deneysel yazının üstatlarından Barthelme’nin Türkçe yayımlanan ilk kitabı olma özelliğini taşıyan, Siren Yayınları’nca Hakan Toker’in çevirisiyle yayımlanan, ayakta, yatarak, oturarak okuyabileceğimiz Pamuk Prenses - Yetişkinler İçin Postmodern Bir Roman, bu ünlü masalın parodisini yapıyor âdeta. Barthelme bir metakurgucu, antiromancı; adı Georges Perec, Kurt Vonnegut, John Barth ile beraber anılıyor.

Barthelme’nin PP’si, uzun boylu, saçları abanoz gibi siyah, teni kar gibi beyaz olan güzel, çekici bir kadın. Ayrıca Beaver Üniversitesi’nde (İngilizce Beaver sözcüğü “kunduz” anlamına geldiği gibi argoda “kadın cinsel organı” anlamında da kullanılıyormuş) “Modern Kadın: Ayrıcalıkları ve Sorumlulukları” konusunda eğitim görmüş, klasik gitar, İngiliz romantik şiiri, personel kaynakları, çağdaş İtalyan romanında gerçekçilik ve idealizm dersleri almış gerçek bir entelektüel. Cam silicilik dışında bebek maması işi de yapan Yedi Cüceler’le (Kevin, Edward, Hubert, Henry, Clem, Dan, Bill) beraber yaşayan PP, Disney’in tatlıcık körpecik el değmemiş bakirecik PP’siyle kıyaslandığında da oldukça “ahlaksız”; Yedi Cüceler’iyle düzenli olarak duşa girmekten çekinmiyor, psikiyatristiyle flört ediyor (evet, onun çok sıkıcı olduğunu düşünen bir psikiyatristi var!), açık saçık uzun şiirler yazıyor. İnsanların onun sadece ev işleriyle ilgilenmediğine inandığını düşünüp tasalanan, “ev katırı” (horsewife / housewife) olmaktan sıdkı sıyrılan PP’miz bu arada da saçlarını Rapunzel gibi pencereden sarkıtıp prens figürünü beklemeyi de ihmal etmiyor. Soyut resimler yapan, şiirler yazan prens figürümüz Paul ise ayrı bir âlem. Tanrı’nın inayetine inanmayarak Manastır’dan bir süre kaçan ama kaderinden kaçamayacağını anlayınca Nevada Manastırı’na teslim olan Paul, “hikâyeye doğru bir son teslim etmek için yeterince medeni olmayı başaramayan” bir karakter ne yazık ki.

Pamuk Prenses sonuna bağlı bir roman olmasa da, sonunu açık etmek yerine Barthelme’nin bildiğimiz anlayış ve biçimlerden farklı yazdığını, kalıplara sığmayan, çok düzlemli bir edebiyat yaptığını vurgulayarak hakkını vermek daha yerinde olacak sanırım. “Beaver” sözcüğünde gördüğümüz gibi söz oyunları ve metaforik anlatım aracılığıyla ‘60’ların Amerikan orta sınıfının yaşamını, tüketim çılgınlığını, zamanın öğretilerini, kahramanlık mitini tiye almasıyla ve Hande Öğüt’ün deyişiyle, “eril kültürün fantezi nesnesi olan bu masala karşı feminist duruşu”yla bu roman, alışageldiğimiz okuma kalıplarımızı da kırıyor. Sağda solda çerezlik okuma önerilerinin verildiği bu zamanlarda, biraz konsantrasyon istese bile ilk bölümün sonundaki soruları yanıtlamak bile ayrı bir keyif. Çerezlik bir soruyla bitirelim o zaman: “Size göre, insanların daha fazla omzu olmalı mıdır? İki çift omuz? ( ) Üç? ( ) ”

teriste@gmail.com