Can Su Boğuşlu

ksa*


Ece Yörük
İspat
Alt alta, özenle ve eski odamda bulabildiğim bir kağıt parçasına sığsın diye küçük harflerle dönemsel isimlerini yazdım kırmızı yüzler başlığı altında. Esameleri anlık birer zaman yolculuğu, eski fotoğraflardan oluşan bir resmi geçit halinde; ya da tanıdık olmanın yanıltıcı birikimleri ve yanlarına iliştirdiğim işaretlerle birer madde haline; yazılıştaki madde diziliminden ziyade; hani bildiğimiz atomlar, moleküller; kokular ve renklerle “var” olabilmiş gerçekliklere dönüştü gözlerimin önünde. Odadaki duman oranı normalin çok üzerinde olsa da an be an izledim değiştiklerini, birbirlerinden ayrı satırlarda yazılmış olmalarının mistik halini. İsimler birbirine dokundu ve ilke olarak birbirlerinin parçalarıydılar artık. Geçmiş diye adlandırılan olasılık halleri toplamını ete kemiğe büründürdüler. Birbirleri oldular, sahip olunamayan -ki bu iyelik meselesi çok daha uzun bir mevzu- ama reklamlarını tüm uykuların primetimelarından eksik etmeyen sadist bir çete olmaları ihtimali çıktı bir de şimdi. Böyle alt alta ve küçük harflerle yazılmaları anlamsız bir tesadüf değildi ve aralarında dolanıp oralarını buralarını okşayan çizgiler** de o bir kağıt parçasına çizileli on yıldan fazla olmuştu.
 
Sonu.ç
Ayrıntılar bütüne hizmet eder evet, asıl yüzleri çıkarırlar ortaya. “Geçmiş” olmadan önce görünen suretlerle olan ilişkim alkol, ayyaş ve sabah üçlemesine matemetiksel olmasa da fiziksel anlamda denkti. Akşamdan kalmalara bol su içmeleri ve tercihen yağlı gıdalar tüketmeleri önerilirdi. Geçmiş yüzlerden kaynaklanan rahatsız edici hazımsızlık halinin ise bu şekilde bir reçetesi hiç olamadı. Homoepatik*** yöntemlerle işin içinden çıkmaya çalışıldıysa da kağıda daha çok isim, hafızaya daha çok yasak anı ve uyku öncelerine daha çok sigara eklenmiş oldu sadece. Klasik ya da alternatif hiçbir tıbbın “aşk” konusunda söylemlerine güvenilemezdi, “özgür” iradenin nasıl olup da bir yüz uğruna –zamanı burada denklem dışında tutmalıyız çünkü geçmiş burada bir sıfat alamaz ve “süre” aslında hiç mevzubahis değildir– kendini tutuklayıp unutmaya çalıştığı ayrıntılarla dolu bir deliğe tıktığı kainatın belki de en önemli meselesi. Zehirlenmeyi andıran semptomları, acınası bir dar görüş sahipliği, tuzlu cıvık şarkıları, sinemada birbirinin ağzına patlanmış mısır tıkan suratları, hiçbir halt anlaşılmayan kaçış cümleleri, yorulmak bilmeden süren sevişmeleri ve altalta yazıldığında tüm anlamını yitiren isimleri vardı. Ama bunlar kişiyi yanıltmamalı, aşk biraz emperyalist yöntemlerle de olsa bizi kendi aynamızla karşılaştırmaya çalışan kainatın “sadece” çoğu zaman amacına ulaşamayan çabası.
 
 

* Yaşımla birdir kendisiyle tanıştığım. Bu da aynadaki hali.

** Çizgiler hiçbirinin üstünden geçmeden bazı isimleriyse yapraklarıyla içine alan lotus çiçeği, buysa tesadüflerin everestiydi.

*** Homoepati : “Benzer benzeri tedavi eder” ilkeli tedavi yöntemi.

**** Varolmuş en kadim bilgiler ve ilk paragrafta sözü edilen kağıt da bunun ispatı.

 
ece.yoruk@vera-pro.com