A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Kadıköy Vaziyet Planı

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/23/3537" target="_blank" class="twitter">twitter

Kadıköy Vaziyet Planı

Lale Altunel

Üzgünüm ama pek de sevgi dolu bir günümde değilim bugün. Aslında pek çok gün değilim ya…
Bu havalar Kadıköy hissiyatına ve benim ruh durumuma uyumlu. Kapalı, fazla değil, sokakları ıslatmaya yetecek kadar yağmurlu, Moda’ya inince esintili, Ali Usta’yı dönünce durgun. Bir de tezat ama, baharda güneşli gündüzler. İşte bugün o tezat olan güneşli hava, bir neşe kaynağı olarak bana oldukça uzak. Genel Kadıköy haletiruhiyesi budur zaten. İte kaka yaşamakla, kayıtsız eğlence arasında gel git dalgalarla çalkalanır insan devamlı.
 
Dediğim gibi; pek sevgi dolu değilim bugün. Tersim, gıcığım. Dolunay var ve gittikçe erken kararan hava buz gibi. İçime içime kaçıyorum. John Frusciante’nin vakumlu parçası Falling çalıyor içerde.
Eskiden olmayan pek çok şey oluyor son birkaç senedir.
 
Olması gereken düzende park yeri olmadığı için ve nüfus sürekli arttığı için ve araba sayısı kayıtlı aile sayısının üstünde olduğu için, sokaklar kendimi bildim bileli park etmiş arabalarla işgal edilmiş durumda. Her ne kadar kaldırıma bile çıksalar zaman zaman, bunda garipsediğim bir şey yok. Garip olan, hem de epey garip olan şey, vatandaşa ait olan sokakta park ücreti alınması. Parlak fikirlerle yaratılmış tuhaf vergilerin kesildiği ülkede şaşılacak bir şey değil gerçi. Otopark yapacak yer kalmayınca sokaklar otopark yapıldı, başlarına da birer iskemleyle bekçiler dikildi. Sokaklar biraz boşalır diye bekledik saf saf. Ama öyle bir etki hiç görülmedi.
 
Peki ya rıhtımda son sürat devam eden Corner Otel inşaatına ne demeli? Bittiğinde karşısına geçip bakıldığında görünen yer Kadıköy mü anlaşılmayacak. Hani bir sanat eserini oluşturan elemanlara bakarsınız ve bazıları eksiltildiğinde eserin anlamı bozulmaz, hatta ne kadar yalınsa o kadar da iyidir ya; o zaman o elemanın anlamsızlığını fark edersiniz. Aynı durum kent dokusunda da geçerlidir. Bu otel sadece silueti bozduğu ya da arka binaların önünü kapattığı için değil, konumunun kullanışsızlığı itibariyle de rahatsız edici. Şimdi değilse bile bittiğinde öyle olacak. Trafiği birbirine katıp, arapsaçına döndürecek. Arabaların girip çıktığı bir yer olacağı için, zaten daracık olan yolun akşam trafiğine bir de bu girdi çıktılar eklenecek.
 
Kent dokusu demişken tıpkı Altıyol’daki Boğa heykeli gibi I. Dünya Savaşı zamanından Alman yadigarı Haydarpaşa garı da Kadıköy’e uzaktan bakınca görmeye müptela olduklarımızdan.
Nasıl ki; Kız Kulesi restorana dönüştürüldüyse; garın ve bulunduğu çevrenin üstüne de türlü fanteziler kuruldu. Gökdelenlerin doldurduğu bir boşluk olarak, otellerin restoranların oluşturduğu bir ticarethane olarak, kentsel dönüşüm projesi kapsamında çeşit çeşit plan sunuldu. En sonunda 2006’da “tarihi sit alanı” sıfatıyla koruma altına alındı diye biliyorum. Umuyorum ki öyle de kalır. Gerçi kalmasa bile ne olacak canım. Amma şikâyet ediyorum ben de. Bugün gıcığım demiştim, ondandır. Ticarethaneye dönüştürülse bile, yarın öbür gün unuturuz nasılsa, hatta akşamları terası olur kesin, yemeğe falan gideriz di mi? Örtülür üstü, örtülür.
 
Corner Otel’den az ileride Postane vardı. Yok şimdi. Şantiyenin etrafını kapatmada kullanılan portatif duvarlara yapılan grafitiler vardı hani. O bile yok. Sadece hâlâ umutla gökyüzüne bakan çocuk portresi duruyor. Geri kalanı tertemiz boyayla örtülmüş. Temiz çevre temiz toplum.
 
Kazılı kaldırımı, oynayan karosu bir gün eksik olmayan, ancak yağmurda arınan, çöp sularından yapış yapış ara sokaklardan hışımla geçerken duvarlarda rastladığım “BOYA!” emir kipleri stencil’li duvarların temiz temiz boyanmasına karşı ironik bir tepki gibi geliyor. Ya da değilse bile bana bunu çağrıştırıp, muzır bir gülümseme bırakıyor yüzümde. Boyayın bence de.
 
Bunlar olacak tabii. Tabii ki; değerlerini her gün biraz daha yitiren sokaklara müdahaleler ve karşı müdahaleler, örtüp kapatmalar olacak. İnanıyorum ki; gün gelip daha gerillavari eserler de yapılacak. Sadece grafitiyle, stencil’le, iki boyutla sınırlı kalmayacak sokak sanatı. Sonuçta meydanlarda yüzlerce kişinin toplanmasından daha etkilidir sanat eseri, zekice ve ustalıkla yaratılmışsa. Uygulandığı yerde korunabildiği kadar bağırır avazı çıktığı kadar.
Benim durumdan şikâyetçi tutumum kendi kendime söylenmekten başka bir işe yaramıyor.
 
Duruma müdahale etmek gerek. Bir yerden başlayıp, akıntıyı sağlıklı bir geleceğe çevirmek gerek. Kobay psikolojisiyle devam etmekten, başkalarının tasarladığı mekânlarda denek olup dengesiz ruh halleriyle ömür tüketmektense, varlığını ortaya koymak daha işe yarar bir davranış. Ortaya koyulan her varlık bir karşıtını aynı yere çekecek ve çatışmalar hızlı ilerlemeyi sağlayacaktır. Sonuçta “gündelik hayatta” kullandığımız ilerleme kelimesi, daha iyi olana doğru evrilme gibi olumlu bir anlam barındırır. Raoul Vaneigem Sitüasyonist Enternasyonal faaliyetlerine katıldığı dönemde yayımladığı “Gençler İçin Hayat bilgisi El Kitabı” başlıkli kitabında otoriteye karşı küskün insandan bahseder. “Aktif Nihilist”, küskün insanın iki çeşidinden biridir. O küskünlüğü ile yaşamı biçimlendirir. Sineye çekip oturmak gibi kolaycı bir edimden uzak, yerinden kalkmış, gündelik hayatta değişiklikler yapmaya girişmiş kişidir. “Pasif Nihilist” ise küskünlüğünü melankolik bir yaşam biçimine dönüştürmüştür. Vanegeim’in sözleri ile anlatacak olursak; “Ona inanmazsınız, ama her nasılsa yaparsınız; ona alışırsınız ve hatta sonunda sevmeye bile başlarsınız. Pasif nihilizm konformizmin bir uvertürüdür.”*
 
Aslına bakılırsa, Kadıköy halkı İstanbul’un geri kalanının heterojen kültürüne kıyasla daha bir araya toplanabilen, yaşam biçimi birbirine daha uyumlu bir halk. Ve ne kadar Aktif olduğunu da son yıllarda gayet iyi gösteriyor. Moda İskelesi’nde ısrarla sürdürülen eylemler bunun bir örneği.
 
İstanbul’un Byzas tarafından kuruluşunu anlatan efsanede geçtiği gibi (1), Kadıköy şimdilerde “Körler Şehri” değil. Kadıköylü olup bitene sinirlenip, sonra unutan, dengesiz bir psikolojiyle yaşama tutunmaya çalışmaktansa, gözlerini dört açıp gereken yerde duruma müdahale eden tavrını sürdürmeli. Daha çok müdahale etmeli. Bunu en iyi gerçekleştirecek olanlar da sanatçılardır. Dadacıları hatırlarsak, nasıl çocuksu bir sevinçle ürettiklerini, örnek alınması gereken bir tavırdır onlarınki. Melankoliden uzak, üstünden ölü toprağını atmış, tutarlı bir varlığını beyan etme. Kadıköy’ün sokaklarına müdahale ediniz.
 
 
(1) Yeni koloni kurmak üzere yola çıkan Byzas’a “kendi şehrini körler şehrinin karşısına kuracağını” kahinler söylemiş. Sarayburnuna gelen Byzas, karşı kıyıda Halkedon’u görünce, kendi durduğu nokta varken orada şehir kuranların ancak kör olabileceğini düşünüyor ve gelmesi gereken yere geldiğine karar veriyor.**
 

* Vaneigem Raoul, Gençler İçin Hayat Bilgisi, çev.Ali Çakıroğlu, Işık Ergüden, Ayrıntı Yay.,1996, İstanbul

** Belge, Murat, İstanbul Gezi Rehberi, İletişim Yay., 2008, İstanbul

lale_altunel@hotmail.com