A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Çakal Pollyannaların Vodvili

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/23/3531" target="_blank" class="twitter">twitter

Çakal Pollyannaların Vodvili


Serkan Kafalı

Milli hasletlerimiz, sporlarımız ya da maharetlerimiz üstüne zaman zaman iştahla pek çok şey söylenir, ancak aslında en iyi olduğumuz konuya maalesef hiçbir zaman değinilmez.

 
Pişkinlik dili ve edebiyatı, bu toprakların insanlarının en mahir olduğu, doğallıktan da öte insiyaki(içgüdüsel) bir şekilde icra ettiği, içinde kendisini yuvada hissettiği bir nevi doğal yaşam ortamıdır. Her köklü edebiyat gibi, biçim ve öz hakkında hassas, ve sırtını yasladığı, kaynağını bulduğu bir gelenekle birlikte vardır; zaten hal böyle olmasaydı bu edebiyatın temsilcilerini her ortamın merkezinde, farklı farklı meşreplerden görünmelerine rağmen kutlu bir ortaklığın başarılı üyeleri olarak boy göstermeleri mümkün olmazdı. Bu edebiyatın köklerinin sağlamlığının belki de en önemli göstergesi de, kendini zamanın gereklerine, getirdiklerine göre şekillendirmesi ve bu toprakların nabzını elinden gelen en estetik şekilde tutmasıdır şüphesiz.
 
Biçim hakkındaki hassasiyetini, günümüzün “imaj” a kaşıkçı elması muamelesi yapma eğilimine sağlamakta olduğu uyumdan çıkarabiliriz. Çünkü zaman artık ağza alınması yüz kızartıcı olması gereken şeyleri aslında öyle değilmiş, çok doğal, çok insani sebeblerden kaynaklanan ihtiyaçlar/oluşumlarmış gibi gösterme devri. Uluorta hakaret etmek sizi artık nahoş gösteren bir detay; bunun yerine öfkeden kıpkırmızı bir halde ağır milliyetçi sınırlarınızı çizer, muhatabınızı tehdit ederken hassasiyetlerinizden ve aşılmasına tahammül göstermeyeceğiniz kırmızı çizgilerinizden bahsetmeniz gerekir. Askerin, artık, denetlenmesi, eylemlerinde ve harcamalarında şeffaf ve hesap verir olmasının gerekliliğini savunan birine haki yeşil haki yeşil püskürürken, asker olmasaydı çocuğunun babasını bilemezdin hanım, demek yerine hanımefendi o asker sizin bacakaranızı da koruyor demeniz bir nebze daha hoş görünecektir, binbir yüzlü rüzgar gülü ortasınıf tarafından bakıldığında.
 
Bu köklü edebiyatın, öze dokunmadan biçimde yenilikler yapma ihtiyacı duyması her ne kadar bayat bir akım olsa da sembolizme kaymasını zorunlu kılmıştır. Bu da elbette ki sorun değildir çünkü hayatın estetiği diye bir şey yoktur, biat edilmesi gereken gerçekleri vardır, gerisi teferruat kabilinden birtakım hayalperest ve başarısız olmuş insanların martavallarıdır.
 
Örneğin altı ayda bir askerimizin başarılı operasyonlarıyla çözülen ve sonra ne hikmetse tekrar bağlandığını yaptığı eylemlerle gösteren terör örgütünden bahsederken, bu çözülmeye dair haberler terör örgütünde çözülme başlığıyla duyurulurken, örgütle ilgili başka haberlerde sözde terör örgütünün sözde lider kadrosu gibi kalıplar kullanılır. Sözde olduğu söylenenler ve özde olanlar, kırmızı çizgilere dokunan ve hassasiyetleri kaşıyan bazı başka konularda da hoş enstantanelerin oluşmasına vesile olur. Mesela Erbil’de 2006 yılında bölgedeki beşinci üniversite olarak açılan Kürdistan Üniversitesinin adını (1974’te İran’da aynı adla kurulmuş bir üniversite daha bulunmakta) televizyonda başına sözde koymadan telaffuz etmeniz kırmızı ofsayt çizgisinin hakem düdüğünü gerektirecek tarafında kalmanıza sebep olacaktır. Gözde bir sembol olarak, divan edebiyatının gülleri bülbüllerinin bugünün Türkiye’sindeki en popüler benzeri olan sözde, içinde Ermeni kelimesi geçen mevzularda da bu edebiyatın önemli önemsiz temsilcileri tarafından büyük bir zevkle kullanılır ve dönem dönem entelektüel olma ehliyetleri dağıtılırken de hakiki olanla kalp olanı ayırmaya yarar.
 
37 kişinin, devletin bütün organlarının ve halkın gözü önünde yanarak ölmesine yol açan Sivas olaylarına katliam denmesi bazı çevrelerin hassasiyetlerini tırmalar. Ama halının altına süpürülemeyecek kadar büyük olan bu vakaya Sivas tatsızlığı demek, günümüz koşullarında yapılacak şey olmadığından, otelin müze olması konusundaki talepler istismar etmek şeklinde yorumlanır. Artık bu konu istismara malzeme olmamalı, otelin altındaki kebapçıda birbuçuk porsiyon ironik kuzu şiş söylenip halkların bu topraklarda yüzyıllardır kız alıp kız verdiği masalları anlatılmalıdır, tok karnına, uykudan önce.
 
Bu edebiyatın yakın zamanda dolaşıma soktuğu, herkes tarafından da sevgiyle kucaklanan, yepyeni, her derde deva, cana şifa yeni bir sembolü var ki, üstümüzdeki tüm kara bulutları dağıttığı gibi, tüm ağır mevzularımızı, problemlerimizi, dertlerimizi, bir yağ reklamındaki insanlar gibi hafifletip gökyüzünde özgür bıraktı. Artık Türkiye’de kimsenin, bir problemi, derdi, tasası kalmadı; olsa olsa sıkıntımız var artık bizim. Şöyle yediğimiz bir şey gaz yapmış gibi, oturduğumuz sandalye inceden kıçımıza batıyor gibi. Bundan sonra kimsenin boğazına kadar çözümsüzlüğe batma imkanı yok bu ülkede, çünkü muhterem münevverlerimizin indirdiği nurun ışığında olsa olsa bu konuda bir sıkıntımız olur, ki onu da iki yellenmeyle çözemeyeni buralarda adam yerine koymazlar.
 
Bu panayır atmosferinin şen cümbüşü, her şeyin yolunda olduğuna ve müesses nizamın başımıza gelebilecek en güzel şey olduğuna ikna eder bizi. Günahlarla, işlenmiş suçlarla yüzleşmek muktedirlerin kitabında yer almaz çünkü. Bundandır, zamanaşımı en sevilen dava düşürme yöntemiyken, demokratik ya da şeffaflık gösterileri bağlayıcı vaadlere dönüşmekten hep uzaktır. Eskiye, otoriter ve tahakkümcü olana geri dönüş için marj bırakmak elzemdir.
 
Polisin değiştiği, iyiye gittiğine dair iddiaların üstüne Taraf’ta yazdığı yazıda şöyle diyor Gökhan Özgün: “Yani, bir şey olmak ve yapmak yetmiyor. Olduğunuzu, yaptığınızı ve farkınızı çok açık bir vaat olarak insanlara sunmak, bunun iletişimini kurmak ve vaadiniz üzerinden kendinizi bağlamanız gerekiyor. [...]vaadi oluşturulmamış bir iyilik, ‘tesadüfî’ ya da ‘geçici’ bir iyilik olmayı arzuluyordur. Gerektiği anda eskisi kadar zalim olma esnekliğine sahip olmak istiyordur.”
 
Polis kılığındaki kişilerin bir mekana dalıp, bir kadını mekandaki herkesin gözüönünde en ufak bir direniş ya da sorgulama girişimiyle muhatap olmayarak saçlarından sürükleyip çıkarması ardından tecavüz ettiği açığa çıkınca, emniyet müdürü vatandaşın polise kimlik sormamasına pek bir şaşırmıştı; tüm benliği ve bıyıklarıyla. Daha sonra polise kimlik sormanın bayağı bir bıyık gerektirdiği ve her bıyığın da bu işe uygun olmadığını gösteren birçok olay anlatıldı(Kaan Sezyum’un 13 Aralık tarihli Radikal Cumartesi’deki yazısına da bakınız). Ardından da polisimiz bir kimlik gösterme açılımı ortaya koydu. Hiçbir bağlayıcılık taahhüt etmeden makyaj çalışması yapma anlamına geldiği aşikar olan açılım hamleleri de bu dilin şık ve gözde sembollerinden biri bu günlerde. Faça ani bir hamleyle biraz olsun toparlandı ama karakolda kafasını birden duvarlara duvarlara vurarak ya da ordan burdan seken hınzır kurşunlarla ölüveren insanların varlığından çok bunların ayan beyan ortada olması biraz sıkıntı yaratıyor.
 
Anaakımın jargonunu bir an için ödünç alırsak, sözde samimiyetlerin insanlarının hassasiyetlerine dokunmak onlarda sıkıntıdan fazlasını yaratamaz zaten. İnsan hayatla meselelerini çıkar/mevki ve para eksenleriyle tanımlamakla sınırlamışsa, kırmızı çizgilerden çitlerle çevrilmiş pembe panjurlu evinde açılımlar yapıp bıyık burarak bir ömür pek ala mutlu mesut geçer. İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz masallarını da en güzel çakal pollyannalar anlatır.  
werelone@gmail.com