A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Zor Durum Silsileleri

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/23/3523" target="_blank" class="twitter">twitter

Zor Durum Silsileleri

Kerem Oğuz

Elinde sınav kağıtları destesi, yüzünde pişkin, adi ve sinsi bir gülümseme ile sorar öğretmenin; "kaç bekliyorsun?" Tüm hayatım boyunca en içinde bulunmak istemediğim durumlardan birisidir. Kaç bekliyorsun? Zaten notların alenen açıklanması yeterince kötü. Notunu söyleyip de geçmeyecen bu sinsi zat bir de avıyla oynayan kedi gibi, alay konusu da yapacaktır seni. Kaç bekliyorsun? "Ebeninkini," diyemezsin. Ortalama bir şey söylesen, düşük aldıysan daha da bir aptal durumuna düşeceksindir ki zaten olayın amacı budur. Düşük bir not söyleyip tutturdun varsayalım, bu sefer de ezikliğini kabul etmiş olacaksın. Zaten notu alarak ezilmiş bir de "aman siz de vurmayın hocam," diye el pençe durmak gibidir bu durum. Belki de adın okunduğunda ok gibi ayağa kalkıp müzayede de kendinden emin bir ifade ile üstesinden gelinemeyecek bir "en yüksek" teklifi veren adamın / kadının burnu büyük edasıyla “100!” diye bağırmak en iyisidir. Yüzünde bir Peter Sellers donukluğu ve şahane ciddiyeti. Yine de bir gülüşme olacak sınıfta, yine de hocanın yüzüne bir "Melih Gökçek" ifadesi bürünecek. Yine belli başlı hakaret ve alaylara maruz kalacaksın. Ama en azından, durumun saçmalığına ve adiliğine dikkat çekecek bir "saçmalık" yaptığın için o kadar da üzgün olmayacaksın. Çünkü bu oyunun alaşağı ettiği bir kişi olmaktan daha kötüsü varsa o da bu oyunun parçası olmaktır. “100!” diye bağırdın an, sen o kişi olmamışsındır. En azından yani.

***

Beyaz tayt, beyaz badi, platin saçlar... Yaşlanmış bir ten, aşırıya kaçmış makyaj ve arkada bebek bezi varmışçasına pörtlemiş popo. Düşük bel tabii, tabii göbek de açık ve elbette ki can simidi... Böyle giyinmek için çok geç. Zaman olarak değil vakit, şarkıdaki gibi tıpkı... “Vakit çok geç”. Üç adım sonra yanından geçip gitmiş ve onu sonsuza dek unutmuş olacaktım oysa. Ama olmadı. Geçip gidemedim. Dar kaldırımda yüzü yola dönük olarak duruyordu. Arkasından geçip gidecekken ben yaklaşırken arkaya doğru yarım adım attı. Geçecek yer daha da darlaşmıştı. Birazcık daha geri gelip beni kendisi ve reklam panosu arasında tost yapmak üzereyken uzun ve hızlı şekilde bacağımı açıp bir adım attım ve gövdemi yan döndürüp ona dokunmadan geçmeyi başardım. Tam da geçerken evet, tam da ona sürtünmek üzereyken istediğinin bana dokunmak olduğunu fark ettim. Hayat kadınıydı. Dokunmak istemişti, peyniri tattıran pazarcılar gibi. Arkamdan takip etmeye başladı. "Delikanlı, baksana buraya," dedi. Sesi sigaradan çatlamıştı. Hızlandım.

Hızlandı. "Gel emzireyim seni bir güzel," dedi. Daha çok hızlandım. Sadece bir müşteri olmadığımı değil, kendisinden tiksindiğimi de hisetti. Beni takip için gösterdiği çabadan meseleyi kişiselleştirdiği çıkarımını yaptım... "Gel çok paranı almam," dedi. Sonrasında kaçıyor olmak da biraz zoruma gitti. Biraz yavaşladım. İstiyorum sandı. O daha da hızlandı. Yanımda bitti. Yüzümü ekşitip yürümeye devam ettim. O sırada karşı yönden biten birisi koluma girip "çekinecek bir şey yok delikanlı," dedi. Pezevengiydi. Ya tamam da ne alakası vardı. Arkadam yetişti ve burnumun dibine girip "çekinecek bir şey yok aslanım," dedi. Ağzı sigara kokuyordu.

***

Pınar ben senin arka sıranda biçare hıyarın tekiydim. Ama bunu yapmayacaktın bana, gerçekten yapmayacaktın. Arkadan uzanıp sınıf sınıf koklardım seni sinsi sinsi. Bazı günler arkana yaslandığında saçların benim sırama doğru dökülür, sana hisettirmeden onlara inceden dokunmacılık oynardım. Pınar, bana bunu yapmayacaktın. Öyle demeyecektin hocaya. Hocaya "çüşşş," denmez Pınar. Tamam hepimizi katletmişti sınavda. "Aslında notlarınız bundan da düşük olmalı, bol not verdim," dediğinde... Pınar... Öyle denir mi hiç, hem de sıraya yatıp, sesi gayipten getirirmiş gibi yapıp "çüşşş," denir mi hocaya? Hiç mi üzülmedin yani adam bana iri gözleri ile duygulu duygulu bakıp "ben eşek miyim?" diye sorup sonra da yokuş aşağı gittiğinde? Neden beni Çiçek Abbas karşısındaki Şakir durumuna düşürdün sınıfta?

"Zaten aldığım üç kuruş para kiraya faturaya gidiyor da, tek isteğim hayatta iki satır bir şeyi doğru konuşmayı öğreteyim de..."

Serseriye bak. Notları düşük verdiği için en nefret edilen kişiyken nasıl da tüm nefreti bana yöneltip mağduru oynuyor. Koskoca sınıfta çüşşş diyenin ben olmadığımı bir ben bir de sen biliyorduk Pınar. O kadar duygu sömürüsünden sonra kalkıp "kusura bakmayın ben dedim," diyemezdin tabi. Ben olsam ben de demezdim. Ama en kötüsü ne oldu biliyor musun, o kadar ağlama ve sızlama, beni tüm sınıfa "vay hayvanoğlusu, vay g.t ağızlısı," diye hedef göstermek içindi aslında. Ve ben de bir ara kendimden tiksindim. Sanki çüşş diyen sen değil de bendim. En azından ders bittikten sonra bir arkana dönüp "kusura bakma," deyip de bir özür dileseydin. Biliyor musun bir daha seni asla koklamadım. Sırama serpilen saçlarına gözümün takıldığı olduysa da onlara hiç dokunmadım. Hakettin sen bunları ve hatta çok daha fazlasını.

***

Velev
çekilen bir şut sonunda bir komşunun arabasının camı kırılmış olsun. Arabanın sahibi sinsice ortaya çıksın ve eline topu alıp "kim kırdı lan camımı," diye sorsun. Camı kıran kişi sen olma. Camı kıran ve kırmayan herkes kaçarken sen kaçma. Komşun ile gözgöze gel. “Sen mi kırdın lan?” diye bağırsın sana. Sen de "valla ben kırmadım," de. Altışardan iki takım yani toplamda oniki kişi içinde kaçan onbir kişinin aksi -doğal olarak "anormal"-  bir hareket yapmış ol kaçmayarak. Korkmaman, kaçmaman sebebiyle aykırı gözükmen, aykırı gözükmen sebebiyle suçlu izlenimi uyandırman. Bütün bu olanların ne anlama geldiğini yıllar sonra fark edecek olman. Komşunun kulağına yapışıp seni babana götürmek istemesi ama babandan tırsmış olması. Velev baban o an evde olsun, camı açıp "noluyor?" diye sorsun, komşun aksinden hiç şüphelenmez bir ifade ile şüphesini kesin kanıt gibi babana sunsun, senin için "camı kırmış," desin. O anda gerçekten kırmış gibi korkmuş ol. "Lan acaba ben mi kırdım camı?" diye olay anını düşün. Baban yüzüne baksın, senin kırmadığını anlasın, seni eve çağırsın. Koşup babana git. Velev baban kollarını açmış olsun, ağlamadan önce son kelimelerin şöye olsun, "zaten benim çektiğim şutlar hep gol oluyor baba."

evrandir@gmail.com