A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Müzikle İştigal Eder

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/23/3520" target="_blank" class="twitter">twitter

Müzikle İştigal Eder


Söyleşi: Tayfun Polat
Saltuk yıllardır evinde kayıtlar yapar. Her şeyi kendi çalar, kaydeder. Getirir, “Bu yeni,” diye. Dinleriz. Beğenmediğimiz çıkmamıştır. O çalmaz kendi setlerinde ama biz çalarız da arada Karga’da. Yılbaşında geleneksel Karga Bar hediyesi olarak bu yıl Saltuk’un albümünü yaptık. Karga kolonisi imece ürünü olarak ortaya çıkan iş, Karga’nın bu alandaki ilk denemesi olarak da kaydedilebilir. Dolayısıyla canımız, ciğerimiz Saltuk’a da birkaç soru soralım istedik. Ancak o iş o kadar kolay olmadı. Albümün her şeyini bilince ve Saltuk’la da içli dışlı olunca, herkesin her şeyi bildiği bir konuda sohbet etmek kolay olmuyor. Neticede canı gönülden desteklediğimiz Saltuk’u tanıyın ve albümünü merak edin istedik. Tabii bir de kahve eşliğinde anca bu kadar oluyor.
 
Şöyle başlayalım, Saltuk müzikle iştigal eder, bunu biliyoruz. Ama hikâyenin tamamı nedir?
Ben hatırlamıyorum da anaokulunda piyano çalan müdüre hanıma eşlik ediyormuşum trampetle. İlkokulda akerdeon öğrendim biraz. Ama olmadı o işler. Ortaokulda da bandoya girdim figüran olarak. Alto vermişlerdi elime, tubanın ufağı. Onunla çalarmış gibi yapıyordum. Ama saksofonlu figüranlar daha karizmatik duruyordu. Ben de saksofona geçtim. Sonra baka baka çalanları öğrendim. Marş falan çalmak gerekiyordu, nota öğrenmek gerekiyordu. Benim de notayla aram hiç iyi değil. O zaman da değildi. Nota okuyormuş gibi yapıp kulaktan çalıyordum marşları. Bir sene sonra bıraktım bandoyu. 16 yaşında çok sevdiğim Veysel Abi’yle tanıştım. Çok iyi gitar çalardı. Ona hayrandım. Sonra 22 yaşında İngiltere’de okulun kantininde bir gitar vardı. Onu araklayıp eve götürdüm. Onla öğrendim, klasik gitardı. Böyle başladı her şey. Sonra bileğim sakatlandı. Hiç çalamadım.
 
Funk Doctors?
O çok sonra. Gitarı ilk elime almam ’86, Funk Doctors ’91. Gitarcı olarak girmiştim. Bilek yüzünden beceremeyince şarkıcılığa yatay geçiş yaptım. 1,5 sene falan sürdü.
 
Ben bile hatırlıyorum ama Funk Doctors’u.
Yoktu ya o zamanlar. Bir de ilk kalabalık gruptu. Nefesliler falan. Aslında çok boktan çalıyorduk. Eğlenceliydi ama.
 
Bu kadar zamandır mesaidesin ama, Türkiye’de müzik yaparken çok fazla insanın girmediği funk, groove gibi türlere girmişsin kafadan.
Ritim abi işte. Melodi bile bir ritimde olmalı bence. Ben ritimden yükseliyorum. Basla davulun gidişatı. Çocukken ben Hydromel Disco’ya giderdim. Orda funk çalardı hep. 15-16 yaşında Ankara’da okuldayken Whisky A-Go Go diye bi yer vardı Kavaklıdere’de. Bi zengin çocuğu vardı, şöforle okula gelir, bütün kızlar ona hasta falan. Bende silik, yatılı bi bebeyim. Bu çocuk beni oraya çağırdı, gündüz partisi. Yağmur yağıyor, cebimde para yok. Yürüdüm Maltepe’den Kavaklıdere’ye. Beni içeri almadılar. Ağlaya ağlaya geri döndüm. İçerde de Patrick Hernandez “Born to be Alive” çalıyor. Disco funk o da işte. Feci sinirim bozulmuştu. Sonra da DJ oldum zaten. 17 yaşında falan. Galatasaray Adası’nda çalmaya başladım. Yazlıklarda falan çalıyordum. ’80 başları.
 
Bu evde kayıt etme hikâyeleri ne zaman başladı?
O kırk yaşından sonra. Hayatla uğraşmaktan bilgisayarım falan olmadı benim hiç. Çok geç oldu. Oynaya oynaya başladım.
 
Besteler var mıydı peki?
Bir kere yapmıştım, ödünç bi Amiga bilgisayarla, bi demo. Sonra piçin biri çoğaltıcam diye aldı onu. Sildi eşoğlueşek. Yanlış yere koymuş kasedi. Dolu kasedin üstüne boş kaset çekmiş. Sonra da kayboldu ortalıktan.
 
Şimdiki şarkılar o zamanlar da var mıydı?
Yoktu, gitti onlar, hatırlamıyorum bile.
 
Bunlar nasıl ortaya çıktı?
Burcu’yla (Erdoğan) beraber. Burcu’nun defterleri var. Serbest yazıyor öyle. Ben de bişey yazamıyorum. Yazmaya değer bişey bulamıyorum. Onun yazdıklarına bakarken “Aşk Nerede?” diye bi dize vardı. İlk onu besteledim. Sonra başka buldukça devam etti. Burcu’yla başladım yani. ’90 sonlarında Melis Sökmen’e üç tane beste vermiştim. Ama onlardan bişey olmadı. Turgut’la (Berkes) beraber yapmıştık. Kaydetmişti Melis. Bu kayıtlarda müziklerin hepsi bana ait. Saadece “Saatler”in chorus bölümünün söz ve müziği Turgut Berkes’e ait.
 
Burcu ve Eray Özbal’ın sözlerini görüyoruz en çok.
Burcu var, Eray’ın çok var, bir tane Neyzen Tevfik var, bir tane de Süleyman diye bir arkadaşımla yazdığım “Sol Şeritte” var. Ama Süleyman kayıp. Bulamıyoruz herifi. Soyadını da bilmiyorum.
 
Kayıtların bir hikâyesi var mı? Evindeki ortamı da biliyorum aslında. Her an bir şeyler çalıp kaydedecek pozisyondasın zaten de…
Tabii, her şey açık duruyor. Genelde yatmadan evvel geliyor. Saat sabah 4-5 gibi. Kaydedip öyle yatıyorum. En güzel fikirle o saatlerde geliyor. Farkındalığım değişiyor gibi. Tam hayatta değilsin ya hani, uyku hali falan. Kapılar daha çok açık oluyor. Tam açıklayamıyorum ben de. Nasıl yapıyorum parçaları? Söz yazamadığım için müzikten başlıyorum. Önce bir davul koyuyorum. O bir bas çalmamı söylüyor üstüne. Bas da ne gitar çalmam gerektiğini söylüyor. Öyle öyle groove oluşuyor. Sonra sözleri deniyorum.
 
Alışık olmadığımız farklı şarkı sözleri var. Ve bunların uygulanması, uyarlanması sırasında da bir maharet var.
Eray işte. Hiç biri şarkı sözü değil onların. İşin en berbat tarafı o. Elimde bi ton şarkı, söz var öyle. Eray kafamı s.kiyor yapmıyorsun diye. Ama uymuyor abi. Serbest yazıyor çünkü hepsini. O yüzden de çok farklı şeyler çıkabiliyor işte. Dizeli olmadığı için.
 
Albümde hüzün çok öne çıkıyor duygu olarak. Tamam funk ama…
Ben hüzünlü bir adamım ya. Teatral olmasının nedeni Eray. Şurayı vurgula, burayı bitirim ağzıyla söyle gibi müdehaleler yapıyor anlam konusunda. O serbest bunu yapmakta.
 
Yahu ne zormuş şimdi konuşmak oturup bildiğin şeyleri…
Ben yapıyorum abi. Horoz gibi. Disiplinsiz bi herifim. Müzisyen falan da değilim ya, müzik de bilmiyorum. Adım adım giderken bişey keşfediyorsun, acayip yüksliyorsun orada. Keşfederken çok zevkli oluyor. Yaptıktan sonra da bitiyor. Yeni bir tane yapman gerekiyor.
 
Bundan sonra ne olur?
Müzikle iştigal etmeye devam edeceğim. Başka bir şey yapmayı bilmiyorum zaten. Grubu hazır etmeye çalışıyorum. Canlı çalmaya başlamak için.
 
Başka albüm?
Tabii, oldukça. 10-5 kayıt oldukça basarız biz böyle. Ama stüdyoda işallah bir daha. Belki bunları yeniden kaydederiz. Konser kaydı falan gibi bişey olur belki. Grup otursun iyice. Bi de İngilizce yapsam diyorum. Türkçe söylemeyi yeni öğrendim.
 
Zordan başlamışsın.
Söz olduğu sürece müzik yapıyorum da söz yok. İngilizce de yok.
 
Son olarak ne diyelim?
Yeni başladık. Takip etsinler.
tayfunpolat@hotmail.com