A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | CAMIN ARDINDAKİ DAHİLER – 3

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/23/3519" target="_blank" class="twitter">twitter

CAMIN ARDINDAKİ DAHİLER – 3


Utkan Çınar
İki İngilizden sonra biraz da Yeni Kıta’ya bakmak lazım. Bu ayki konuğumuz herhalde prodüktörler arasında en geniş tarz yelpazesine sahip popüler bir isim, Rick Rubin. Hip Hop, Metal, Folk, Pop, Funk; her türün önemli işlerine imza atmış bu sakallı abinin çetelesine göz atacağız…
 
Rick Rubin
 
Günümüzde müzik dünyasının en prestijli prodüktörlerinden biri olan Rubin’in hikâayesi aslen 1963’te, New York’ta, “Evli ve Çocuklu” tadında bir ailede başladı. Bir ayakabı satıcısın oğulu olarak dünyaya gelen Rubin’in ilk gözağrısı tabi ki punktu. Lisede kurduğu The Pricks ve Hose isimli gruplarla müzik dünyasına adım attı. O dönemin ünlü isimleri Meat Puppets, Hüsker Du, Circle Jerks gibi gruplarla da aynı ortamlarda çalma şansı elde ederken, klişe biçimde grup dağıldığında, gündemi yakalama zekâsını gösterip dikkatini NewYork’taki Hip Hop sahnesine çevirdi ve tekerlek dönmeye başladı.
Önce Def Jam adıyla kurduğu plak şirketi geldi. Sevin ya da sevmeyin Amerika’da özellikle ‘90’lar boyunca hip hop ve hip hop-rock sentezli albümlerin patlamasındaki en önemli etkendi. Rubin’in ilk prodüksiyon deneyimi LL Cool J’di. 2.si ise Beastie Boys’un efsane debütü “Licensed to Ill”. Fazla söze ne hacet adam yetenekli. Parti hakkımız için dövüşeceğiz. Kendi şirketinde çalışmanın rahatlığıyla ve eşsiz öngörüsüyle ardından Run DMC (Aerosmith’le Walk This Way. Evet o da Rubin’in başının altında çıkma), Public Enemy gibi NYC ortamından harbici hip hop yıldızları Def Jam’e katıldılar ve böylece Rubin de bu tarzın devrimindeki yerini sağlamlaştırdı. Tabi araya bir iki Danzig sıkıştırıp, The Cult’ın tarz değişimi albümü Electric’i de ekleyerek.
Sene 1991. Rubin’in telefonu bu sefer öbür yakadan çalıyor. Yeni şirketleri Warner Bros’la ilk albümlerine hazırlanan Red Hot Chili Peppers için ondan daha iyi bir seçim olamaz. Zamanında Houdini’nin yaşadığı hayaletli evde kaydediyorlar Blood Sugar Sex Magik’i. (bu albümün kayıt belgeseli de Funky Monks adıyla bulunabilmekte.) Rubin’in rock kayıtlarındaki anti-yaylı, anti-reverb kaidelerinin sonuçları bildiğiniz gibi. Şarkı yazımında da katkıda bulunduğu albümle beraber RHCP bir daha arkasına bakmadı. O zamandan beridir de hep beraber çalıştılar. Califonication’ın başarısından bahsetmek yersiz. Herkes biliyor. Ben hâlâ bazen sabahları uyanırken bu işbirliğiyle kendime gelmeyi severim.
Slayer’i ve Mick Jagger’i (Wandering Spirit) bir kenara bırakırsak, 1994’te başka bir efsanenin doğuşuna öncülük etti bu kabiliyetli eller. Johhny Cash’le beraber başladığı American Recording serisinin ilkinin çıkış yılı. O aralar kariyerini tekrar geri toplama çabasındaki country efsanesine (bir yıl önce U2’nun Zooropa’sında duyulmuştu) teklif Rubin’den gelir. Böylece hem Cash daha geniş bir kitleye seslenebilecektir hem de o muhteşem ses, Rubin’in minimalist kaygılarıyla tüm çıplaklığıyla odalarımızı dolduracaktır. Özenle seçilmiş bolca cover içeren American Recordings serileri 2006’da 5.siyle son buldu. Her biri de ustaya yakışan türdendi.
Rubin’in kariyer canlandırma denemeleri Cash’le sınırlı kalmadı. Buna geri döneceğiz. 1994’te bu satırların yazarının favori isimlerinden Tom Petty’le (The Heartbreakers’siz) beraber yaptıkları Wildflowers Petty’nin en başarılı işlerinden biri. Hazır yeri gelmişken bu albümden “It’s Good To Be King”i ilk duyduğumda çığırdığım “Ulan ne kayıt!” ünlemini tekrar etmek isterim. Petty ile daha sonra “She’s The One” ve “Echo” ile gene beraber çalıştılar ama Wildflowers’ın yeri başka.
2000’lere girerken alameti farikası rap-rock sentezine ilgisini devam ettirdi. Rage Against The Machine (Renegades), ne kadar bu kategoriye girmese de nedense sevdiğim Weezer’ı sayalım. Çok da lazım olmayan Limp Bizkit, Slipknot, Linkin Park gibi yeni yetmelere MTV ödülleri kazandırması bizim konumuz değil haliyle. Asıl önmelisi Chris Cornell’i kurtaran harika Audioslave albümleri. Saf rock söz konusu. Tabii milyonlar satan bizim haber bültenlerini de bu aralar işgal eden System of a Down’u atlamak olmaz. Ama Shakira’yı atlayabiliriz belki. İkinci kariyer canlandırma hareketi olan Neil Diamond 2005 ve 2008 tarihli akustik işler 12 Songs ve Home Before Dark bu pop gazisinin nelere muktedir olduğunu ziyadesiye kanıtladı. Akustik demişken bence bu yılın en iyi işlerinden oğul Dylan, Jakob’ın Seeing Things’ini de bu furyaya katmalı. Son olarak Metallica da son hamlesini onunla gerçekleştirdi.
 
Zor tabii bu kadar geniş bir kariyeri bu kadar alana sığdırmak. Ama kristal berrak, parıltılı bir akustik albüm veya efektsiz saf rock dinlemek istediğimizde adres belli ha? Ne dersiniz?
kghv@hotmail.com