A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Yok başlığı bu yazının!

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/18/3091" target="_blank" class="twitter">twitter

Yok başlığı bu yazının!


Raife Polat
Son yılların en önemli caz piyanistlerinden Estbjörn Svensson, 44 yaşında göçtü. Dalmaya gitmişti. Çıkamadı. Bazen işin içinden çıkılamıyor böyle…
 
Lise yıllarımızda yavaş yavaş sevdiğimiz gruplar, şarkıcılar belirmeye başladığında, onların yaptığı her şeyi toplamaya başlamıştık. O zamanlar böyle download durumları da yok, korsan kaset meselesine sarmıştık mecburen. Yıllar geçtikçe müzik beğenileri, tercihleri gelişiyor, değişiyor tabii. Ben de üniversite yıllarımda caz dinlemeye başladım ufak ufak, sonra hepsinin önüne geçti caz benim için. Ama belli türlerin dışında her şeyi alıyordu kulağım, daha öne çıkan isimler olsa da. Hal böyle olunca da bir sanatçının peşine takılamıyordum. Yoksa büyümüş müydüm böyle şeyler için! Yok canım değildi herhalde. Daha keşfedecek, beni savuracak çoook müzik olmalıydı hayatta. Sonra oldu; Brad Mehldau, Esbjörn Svensson Trio ve Patricia Barber’in takipçilerinin arasında buluverdim ben de kendimi. Üç piyanist. Cazda pek de öncelikli bir alet değildi benim için piyano, nefeslileri tercih ediyordum ben. James Cartes, Joshua Redman, Greg Osby, Don Byron, John Zorn falan olmalıydı benim fenomenlerim. Son ikisi biraz öyledir de. Ama bu üç piyanist bambaşka bir durumdu. Bir de, her yıl İstanbul’a arz-ı endam ettiler -birkaç yıldır yoklar gerçi-, iyice uçtuk. Ve düştük peşlerine. Dinlerken dinlerken en çok e.s.t.’nin müziğinde kaybolduğumu farkettim. Bir adım öne mi geçmişti ne diğerlerinden? Birkaç yıl önce İstanbul Caz Festivali için konsere geldiklerinde, Osmanlı Bankası Müzesi’nde bir basın toplantısı yapmışlardı. Hani bunlar Kuzeyli falan ya, soğuk adamlar bekliyoruz karşımızda. Konserlerinde de kendi halindeler çok çünkü. Müziklerinin de sıcacık olduğu söylenemez. Tam tersi biraz... Ne biraz? Ne gerçekten? Nasıl bir müzik kardeşim bu alıveriyor seni başka diyarlara? Adam da gidiyor başka yerlere zaten çalarken. Zaman zaman piyanosunun başında Keith Jarret gibi mırı, bırı bir şeyler söylüyor. Neyseki yüzünü gözünü ve vücudunu onun kadar deforme etmiyor. Sevmem ben Keith Jarret’in bu hallerini ve müthiş egosunu. O nedenle bir ara canım sıkılmadı da değil hani Esbjörn Svensson’un bu hallerine.
Pardon; dağıldım bir an. Ne yazıyordum? Basın toplantısında, bu adamlar böyle yanakları sıkılası, oturup güzel güzel şarap yudumlayıp, sohbet edilesi adamlar çıkmasın mı? Nerde o Kuzeyli soğuğu? Görüntülerinde, diyeceğim o da değil. O kadar güleryüzlüler ki! Dan Berglund iri olduğu için biraz tırsıyorsun ama o da geçiyor işte.
 
Öğrendik ki, bu adamların yediği içtiği bir. Eşleri, çocukları, hep bir aradalar. Birbirlerinin evlerinden çıkmıyorlar. Birlikte gülüp, birlikte eğleniyorlar. Bir sürü farklı şey dinliyorlar birlikte. Müzikleri de o nedenle bu kadar doğal akıveriyor, virtüöziteleri o nedenle birbirini ezmiyor, saygılılar birbirlerine, ama iyi arkadaşlar bir araya geldiğinde cozuturlar ya bazen, bunlar da cozutuyorlar öyle işte. Sonra biz de sebepleniyoruz bundan, iyi oluyor. Acayip eğleniyor, acayip haz alıyorlar yaptıkları işten. Birlikte üretmekten, yanyana durmaktan. O kadar belli. Ortaya çıkan şahaser müzik üçünün sonuna kadar. Yine de müthiş bir alçak gönüllülükle Esbjörn Svensson Trio’lar. Svensson, Berglund, Öström de olabilirlerdi oysa ki!! Müzik endüstrisi böyle egolarla dopdolu ne de olsa.....
 
..... Yazarken, yazarken eksikliğini hissettim müziklerinin. “Strange Place For Snow” geldi elime. Zor olmaya başladı birden yazmak o nedenle. “Esbjörn’ün artık başka bir yerde olduğu” düşüncesi çınlıyor sürekli beynimde. SAÇMA, diyorum ama değil işte. Bu kadarmış bu yazı. Bana / bizlere farkında olmadan dünyanın en güzel şeylerinden birini vermiş birini yitirmenin darmadağınıklığı içinde çekiliyorum huzurlarınızdan. Ve ne yazık ki sabırsızlık yerine biraz da hüzünle son güzellikleri “Leukocyte”i bekliyorum...
Hadi boşverin bu karalamaları da; e.s.t.’ye dalın!

 

info@kargamecmua.org