A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Kültür Şart

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/18/3089" target="_blank" class="twitter">twitter

Kültür Şart


Tayfun Polat

Neredeyse şu mecmua çıkmaya başlayalı beri yazıyorum buraya. Bazen sayfa eksik oluyor, takma isimler uydurup öyle yazıyorum. Yazmakla ilgili pratiğimin bayağı geliştiğini söyleyebilirim. Kimi zaman yazdıklarım gayet ortalama yazılar oluyor. Çünkü an geldiğinde otomatik pilot devreye giriyor ve yazılması gerekenin en azıyla durumu idare ediyor. Bu, bunca zamandır böyle gidiyor...du.

 
Bu sayı üzerime aldığım yazılar ya da mecmuanın kolektif sayfalarıyla ilgili olarak ne zaman yazmayı denesem hep aynı şey oldu. Tamamen bir kitlenme durumu. Son teslim tarihini geçeli bir hafta olmuş iki yazıyı yazmakla geçirmeyi planladığım haftasonu, işaret parmağımın dayanılmaz ağrılarına dayanmamı mecbur kılacak kadar bilgisayarda oyun oynayarak geçirdim. Yazmaya çalıştığım her anda aynı şey oldu. Yazamadım.
 
Derken, önceden planlanmış programıma sabit kalıp (yazamamak o kadar demoralize etmişti ki beni, planımı uygulamamayı, yazmaya kasmayı düşünüyordum ama muhtemelen yine bilgisayarda oyun oynayacaktım) Gogol Bordello konserine gittim. Vakti zamanında psikiyatristimin olasılıklar dahilinde belirttiği gibi muhtemelen bende seretonin hormonu salgılanması hadisesi zayıf. Yani eften püften sebeplerle mutsuz olmayı ve kelimenin gerçek anlamıyla depresyona girmeyi başarabiliyorum. Dolayısıyla konser ortamına dahil olduğumda (aslında bu bir festival ama ben sadece Gogol ile ilgilendiğimden olayı tek konser olarak algılıyorum) fena halde aşağıdayım.
 
Ortam beklenmedik bir biçimde kalabalık. İki sene önce konsere geldiklerinde sahneyle ilgilenen sadece 300-400 kişi, danseden sadece 200 kişi vardı. Bunca kalabalığın Gogol ile ilgilendiğini düşünmüyorum doğal olarak. Sonuçta bir sürü festival iptal oldu, gençlik de bir şekilde festival açlığını (hmm, festival açlığı?) gidermek zorunda. Sonra Eugene Hütz ve taifesi programlanandan 25 dakika önce sahneye çıkıyor.
 
Ses kötü mü ne? Yok, yok, iyi giremediler. Bir gariplik var ama, dur bakalım, sakin olmak lazım. Sahnedekilerin bildiğimiz Gogol Bordello olduğunu söylemek zor şimdilik. Aha, depresyon mu demiştim, ne kadar uygun Gogol’un bile böyle olması.
 
Yo, yo dostum. Sandığın gibi değil. İki şarkı geçmeden ortalık kıpırdanmaya, sesler duyulmaya başlıyor. Hah, kızlar da çıktı sahneye. Yürü be.
Yürüyor Gogol Bordello. Arada öğrendiğime göre 5000 bilet kesilmiş. Eh, bunun promosyonu, beleşçisi, çalışanı derken 7 bin kafa vardır içeride. 7 bin kişi dansetmeye başlıyor. Bu dinamizme, bu melodilere kayıtsız kalamıyorlar. Gülmeye mi başladım?
 
Sahnenin önünde yığılanlardan bahsetmiyorum. Her yer insan dolu. Çişim geliyor, tuvaletin yolunu tutuyorum. Yol da yol ha. Herkes zıplıyor, dansediyor. Bunun açıklaması sadece esriklik değil. Müzik. Enerji. Gogol Bordello.
 
İkinci tuvaletten dönüyoruz karımla (E, bira bu). Akustik gitara vuruyor sadece Hütz. Israrlı, yeknesak. “Start Wearing Purple,” diyorum. Benim portakal rengi tişörtüm var. Karım, sanki normalde kırmızıları, yeşilleri, turuncuları, morları pervasızca giymezmiş gibi gri giymiş. Ama zıplamaya başlıyor. Yeknesak gitar temaya girdiğinde herkes zıplamaya başlıyor. Keyiften ne yapacağımı bilemiyorum. Zıplasam mı? Serotonin zıplatıyor.
 
Bir saat geçiyor. Sahneyi boşaltıyorlar. Kaşar dinleyici yemiyor tabii. Geri dönüp “Baro Faro”yu çalmaya başlıyorlar sonra. Ve şarkıyı Sulukule için çalıyorlar. İlginç seçim yine de, çünkü şarkının orijinali 9 dakika. Yavaş, hızlı, tekrar yavaş, tekrar hızlı, iki soluklandırıp, iki azdırarak sürdürürlerken şarkıyı, Hütz “Sulukule'de olanlar başka bir çok yerde, dünyanın her yerinde oluyor. İnsanları yerlerinden sürürerek başka Mc Donalds’lara, başka Ramada Otelleri’ne ihtiyacınız var mı?  Yoksa tarihinizi, kültürünüzü korumak, sürdürmek mi istersiniz?” diye soruyor. Kültüre sahip çıkın diyor. Kültür.
Konser bitiyor. Burnunu sıkmak istiyorum. Hütz’ün burnunu sıkmak istiyorum. Normal şartlarda birine sarılmak istediğinizde gidip sarılırsınız. Ama ben biraz içmiş durumdayım. Ve kesinlikle burnunu sıkacağım. Şimdi tabii bir de şöyle bir durum var. Basın mensupları röportaj talebinde falan bulunur, ne bileyim, gücü yeterse alır röportajı falan. Ama ben adamın burnunu sıkmak istiyorum. Ve isteğimi bu biçimde dile getirerek harekete geçiyorum. Sağolsun dostlar, kulise varıyoruz. Frodo’nun kırığı olan dansçı ablanın çıktığı kapıdan anladığımız kadarıyla oradalar. Yanından geçerken abla bize gülümsüyor. Şimdi her şey aydınlanıyor. Ama kulise girişimiz yine de biraz kaba oluyor. Muhabbetleri bölünüyor. Bodoslama üzerine yürüyüp burnuna yelteniyorum. Zaten sanki biraz sinirle anlattığı şeyin ortasında bir adam üzerine yürüyünce burnunu geri çekiyor. Ne yalan söyleyeyim, 120+2’de yaradana sığınıp vuran Semih gibi uzanıp kavrayabilirim burnunu. Ama rahatsız olduğunu görünce durup izah ediyorum yapmaya çalıştığım şeyi. Neticede Biliç de Terim’den rahatsız olmuştu. Tabii, “Sadece burnunu sıkacaktım,” deyince ortam serinlemiyor. “Tamam o zaman, her şey için teşekkürler,” diyerek elini sıkıyorum. Anlamadan çıkmamızı bekliyor ve kapıya ulaştığımızda konuya geri dönüyor. Evet, kültür şart.
 
 
Teşekküler:
  • Dansederken sürekli ama sürekli yere düşen ve her seferinde gülerek ayağa kalkan önümdeki kabarık kıvırcık saçlı güzel kardeşime.
  • Pedalı bulamadığım için sıvı sabun sıktığım ellerimle çaresizlikle lavabo başında debelenirken cıvıltılı sesiyle pedalın yerini söyleyip suyu akıtmamı sağlayan ve hızla arkamdan geçen, yüzünü bile göremediğim kıza.
  • Kısayollar adamı kokocana.
  • Yıllardan beridir memleketteki tüm “festival”leri düşündüğümde, içeride gerçekten festival duygusu olmasını sağlayan tüm katılımcı ve görevlilere.
  • Usulca ilk yardım çadırına yaklaşıp metal sedyeyi çalan, hiç yardım istemeden zor durumdaki arkadaşlarını medikal servise taşımaya çalışan, ama çadıra 50 metre kala arkadaşlarını betona düşüren elemanların zihniyetine.
  • Kokoreçin içine o kadar acı atarak daha çok bira içmemi sağlayan ve dolaylı olarak kulis macerasına girmeme vesile olana.
  • Dallarını kırmalarına, köklerini bile oynatacak kadar sallamalarına rağmen, tepesine çıkan onca kişiye daha iyi bir konser izleme avantajı sağlayan incire ve huzurun içindeki nara.
  • Kalemimin iştahını geri getiren Gogol enerjisine.
tayfunpolat@hotmail.com