A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Şamama’nın itidali karabaşın infiali

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/18/3068" target="_blank" class="twitter">twitter

Şamama’nın itidali karabaşın infiali

Serkan Kafalı

“bütün mesele kullanışlı anlarda
zamanı ıskalamamak”

Murathan Mungan


Kendini bir mekânın, bir insanın, bir ülkenin sahibi olarak görmek, ortak bir dili de beraberinde getiriyor. Söz sahibi olma merakını, iktidara, her ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun, o efsunlu vaade duyulan tutkunluktan ayırmak pek zor. Kimsenin ağzı torba değil elbette, yerine, zamanına göre büzülme miktarı, büzülebilme imkânı da değişiyor. Ancak puan hanesine yazılan, çoğu zaman muktedirin sözü olmuştur. Sözün itirazsızca ve ikiletmeden dinlenebilirliği, söyleyenin üstünde oturduğu iktidarın kaidesinin cüssesine bağlıdır çünkü. Kibirli muktedirin, sözün doğru zamanını beklerkenki soğukkanlılığını, duruma artık el koyarkenki sükunetinde ve çizdiği portrede görmek de mümkün. Doğru zamanda doğru yerde olduğundan emin, nafile konuşan, debelenen yığınları hizaya getireceği anı ince ince hesaplayan bir taktisyenin soğukkanlılığında. Şartların oluşması elzemdir çünkü, “Türkiye henüz buna hazır değil,” derkenki kendinden eminlik de buradan beslenir. Neyin ne zaman yapılıp ne zaman yapılamayacağına orda burda konuşanlar değil, memleketin esas sahipleri karar verecektir. Kaç kişi olduklarını internet sitelerinde sayacak, bu eylem dillendirmeyi pek sevdikleri, bölücülük, haşa, olmayacak, meydanlarda da bu memleketin sahibi biziz diye gururla bağıracaklardır; memleket sahipsiz değildir. Zamanlamanın önemi üstünde biraz daha durmakta fayda var; muktedir olmanın en önemli şartlarından birisi eşeği önce kaybettirip sonra buldurmaktan geçer her şeyden önce. Bir köşede durumun iyice çığrından çıkması beklenir. Aslolan bu süreçte zarar gören insanlar değil, müesses nizamın sonsuz ve tartışmasız tesisinin üstüne birkaç tuğla daha koymaktır. Genel algıda yersiz durmayacak, “Eh, artık biri bir şey yapmalıydı,” denecek zamanda devreye girmek, yapılanın neden daha önce yapılmadığı ya da başka türlü yapılamaz mıydı gibi teferruat sınıfına girmesi elzem olan yaklaşımların da iktidar sahibinin ihtisas ettiği haşmetinin gölgesinde silinip gitmesine yarayacaktır.

İtidalin, muktedirlerin lugatında en yeri doldurulamaz kelimelerden biri olması da bütün bunlardan kaynaklanır aslında. İtidal çağrısı bu ülkenin siyasi yaşamında otoriter bir babanın haytalıklarına bir süre sabır gösterdiği çocuklarına artık bunun bitmesinin gerektiğini hatırlatmak için ünlediği “höt”ün eşdeğeridir. Ama sinirle, bağırarak yapılmaz bu; toplum önündeykenki ağır adam tavrı önemlidir. Bu tavır ortalığın karışmasına sebep olanların hallerinin küçümsenmesi imkânı da verir, meselenin ne olduğundan bağımsız olarak. Çünkü varolan düzen, yerleşiklik ve tesis edilmiş mevkilerin muhafazası gereklidir; itidal çağrısı, densizlik edip müesses nizamı sorgulayan ayaktakımını hizaya gelmesi için uyarır. Abanın altında ne cinsten sopalar olduğu bu ülke insanları tarafından, elbette ki bilinir. Bir de bu çağrının müptelaları arasında mevcut nizamdan tatminkâr şekilde nemalanan, kanaat önderi olma hevesiyle yanıp tutuşan eli kalem tutan taifesi bulunur. Yeni sağ ve neo liberal kesimin baş borazancıları, özellikle ekonomik vurgularla bu çağrıyı yaparlar. Ki anamal sahiplerinin ekonomik çıkarları katiyetle dokunulmaması gereken lokomotifleridir ülkenin; onların semirmesi, bedeli her ne olursa olsun yüzlerindeki o gevrek işini bilen insan gülümsemesinin silinmemesi, memleket kalkınması için olmazsa olmazdır.

En nihayetinde itidal çağrısı karaktersizliğe yapılan bir çağrıdır. “Keşanlı Ali Destanı”nda geçtiği gibi durum çok nettir: “Şamama kim, sen kimsin? Herkes haddini bilsin”. Yarattığı kalabalık, can sıkıcı karabaşlar olarak haddimizi bilip iyi huylu vatandaşlar, çalışanlar gibi neo kapitalizmin kutsal kitabının ilk emri olan müşteri memnuniyetine halel gelmemesi için paralanabileceğimiz kadar paralanmalıyız. Yoksa, tahammülün ötesinde sorun çıkartırsak her duruma uygun bir hayırsızada bulunacaktır bizi de yığınlarla bırakılacak (1910 yılında İstanbul sokaklarındaki 80.000 (yazıyla seksen bin) köpek hayırsızada denilen kayalığa bırakılmış, açlıktan susuzluktan perişan olan köpekler birbirlerini parçalaya parçalaya tüketmişlerdir). Nasılsa her müşterinin talebine elinde uygun bir tuzlukla koşacak bir girişimci bulmak işten bile değildir bu zamanlarda. Tecrit ve unutulmuşlukla tüketmek, insanlığı iyi bildiği uygulamalardandır ne de olsa.

Toplumsal hayatta itidal en benzersiz iktidar tutkalıdır, her zaman bir köşede gerekeceği günü bekleyen ve hiç hayalkırıklığına uğratmayan. Karakterdeki çatlaklar ince bir işçilikle onarılır, geçmiş tatsızlıklar unutulur, değirmen hiç ama hiç kesilmeyen su kaynağının eşliğinde ninni gibi güzel gelen gıcırtılarıyla döner durur.

Bu ninninin sesinin üstünü örttüğü diyarlarda mutlaka, ama mutlaka isimsiz birileri ölür. 

werelone@gmail.com