A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Ortama Karışık İtidal

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/18/3063" target="_blank" class="twitter">twitter

Ortama Karışık İtidal


KargART’ın sezon kapanış sergisi “Kargaşa 08 – Ortama Karışık”a gelen işleri görünce bu işleri üreten katılımcılara “Sizce itidal nedir?” diye sormadan edemedik. İtidalin sergiye katılan 17 sanatçı tarafından yapılan tanımları, bizce kelimenin ipliğini de pazara çıkarıyor.

Ali Çelik
Kişiye göre değişir.
 
Aysun Öner
Bu itidalini muhafaza etmek zorunda olmak konusu benim hayatımı azaba çeviren bir konu. Sürekli belli kurallar çevresinde davranmak zorunluluğu... "Komşu komşunun külüne muhtaç, komşunla iyi geçin", "Onu öpebilrsin, bunu öpemezsin", "İnsanlardan nezaket, iyilik, olgunluk bekleme, idare et, karakter arama, rahat yaşarsın", "Şu mesleği seç, toplumca kabul edilen bir meslek", "Sokakta tartışma, kol kırılır yen içinde kalır, tüm sorunlar aile içinde kalsın, etraf kötü...", "Etrafa selam ver, gülümse, duygunu belli etme", "Hoca bilir, etiketliler bilir, sen sus, daha on on beş yıl çalışman lazım onların karşısında konuşabilmen için"...
 
Sanat itidali muhafaza etme yükümlülüğü hissedilmeyen tek alanıdır... Soluk alma bahçesidir.
 
Baran Tokmakoğlu
İtidal Serinkanlılık
...
bugün kimi kime gammazlamalı,
amirin gözüne nasıl girmeli”
 …
Kişiler değişiyor, zaman değişiyor. Fakat korkularımız, endişelerimiz değişmiyor. Giderek artıyor, yoğunlaşıyor ciğerlerimizde. Aniden kurşunlarla susturulmaya çalışılırken insanlarımız, hayatlarımızda itidal’e yer kalmamıştır, nefes alıp verişlerimizde.
 
Başar Coşkun
Cennet vatanın güncel (a.k.a birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günler), siyasi konjönktüründeki belki de en kilit kelime itidal. Ilımlılık, ölçülülük, aklıbaşındalık, “efendi ol canımı ye”lik gibi kavramları çağrıştıran itidal, belki de girdiğimiz en büyük boyunduruk, çıktığımız en küçük at gözlüğü toplumun. Alnımızda baskılardan bir çelenk, nura ve tacirlerine doğru can atan bir Türk toplumu olduğumuzdan mütevellit; mecvut ve potansiyel devlet büyüklerimizin de her seçim öncesi, dominantlıktan marjı yoketmiş, her yeri kaplamış, tek ulu gerçek haline gelmiş “merkez”in en ideal ve en yaraşır temsilcisi oldukları savıya "en merkez benim-asıl merkez benim-ben 4 yaşımdan beri merkezim ulan-hakiki merkez paşa benim," diye birbirlerine giydirmeleri, bütün toplumu kucaklayabilecekleri o merkez kadar geniş kucaklarına alabildiğine vatandaş oturtma kavgalarına tutuşmaları da hepsinin itidal jokerinin kıymetini en iyi şekilde bellemiş ve özümsemiş olmalarından.
 
Formül basit. Azılı bir faşist, iflah olmaz bir totaliter-absolutist, en içten duygularla radikal islamist olsanız bile ılımlı-ölçülü-ideal-standart-merkez’e içkin bir kaç anahtar kelimeyi (kutsal inançlarımız, asil değerlerimiz, bölünmez bütünlüğümüz, kılınazarargelemez bağımsızlığımız) söyleminize sıkıştırdığınız vakit; sizin de “aklıselim”in ideal temsilcisi konumuna yükselmemeniz için hiçbir neden yok.
 
Bu ahval ve şerait içerisinde bir ulusun marjının şaftı kaymaya, kitlesel bilince kodlanmış itidale dair kavramlar ve itidali tekelinde tutanların faaliyetleri taban tabana zıt olunca tezat ve çelişki içinde olandan norm, bug’dan feature yaratılmaya başlıyor. Öylesine merkezi, öylesine ılık ılık, öylesine ölçülü biçili bir ortamda; en kalabalık, en güvenli, en az dışlanmalı, en çok kucaklanmalı, en merkezi yerde klimalı-ılıman çatıya kafayı sokma güdümlü vatandaşa tek bir psikolojik hâl zuhur oluyor: Şizofreni.
 
Toplumun ılımlı, aklıselim, ideal standartlarına varmaya heves eden, faşizmin konuşma yasağı değil de biraz da söyleme mecburiyeti oluşunun baskılarını buram buram hissederek bol "ama"lı, bol "yanlış anlaşılmasın"lı, bol "olsun, saygı duyuyorum"lu yan cümleciklerle, kutsal addedilen herrrrrrr şeyi çılgıncasına ve şuursuzca savunarak en "ortalardan" yer kapmaya çalışacak, bazen ikiye bazen daha yirmialtıya bölünmüş benlik. Bunu yap(a)madığı takdirde, çok geçmeden itidale çağırılırsa da kendisiyle şöyle diyaloglar içinde bulacak kendisini.
- İtidal çağırmış, ben kaçar.
- Şimdi geldin ya itidalden.
- Olsun yine geldi.
- O arada gelir öyle.
- Geliyo valla.
Arada gelirler öyle. Gelmez diyen yalancıdır.
 
Burhan Ersan
İtidal mi dediniz?
Yanıtlayalım, niye yanıtlamayım ki , internet bağlantım mı yavaşladı ne, neyse...
Her yere yetişmek günlerinde, kendini en öne koyma telaşları, zaman mı hızlandı ne...
Acele et kaçacak mutlak, muğlak  bir şeyler kaçacak.
Gördün mü demin geçti yanımızdan, görmedim acele etmeliyim... Ama mavi bir atla selamlaştı o meşhur saatli  tavşan. Saçmalama, acele etmeliyim.
Çarparak sağa sola, iterek önümüze çıkanları, sıkışık ve kalabalık ve alışkanlıklar ötesi kendine şartlanmışlıklarla; bakarken tek göz ve tek kulakla aynada tapılası suretimize ...
İtidal dermişim;
Her yere yetişmeli insan, her şeye ulaşmalı, dinle her yerde siren sesleri.
Acele et kendim ölecek.
Ambulans çoktan yola çıktı, indirimli günlerden dönmeliyim, hızla. 
İtidal mi demiştiniz?
Hım, evet şöyle bir an soluk alsam içimde dolaştırsam, usulca geri versem... dursam, gerçekten dursam; sanki yanıtlayacağım...
İtidal mi diyeceğiz;
Hey ahbap, geç bunları, geç bak yeşil yandı... Yanmıyor elbet yeşil köşkün lambası.
Öyle hızlı geçti ki arabalar; önce sözler, ardından insan parçalandı...
İtidal mi derdiniz?
 
Çağla Cömert
İtidal ya da ılımlılık, ölçülülük, soğukkanlılık. Eğer insanın dünyevi bir amacı / niyeti varsa, sözlüğünde kaybetmek ve kazanmak yazılıysa ve toplumu kıstas alıyorsa bu niteliklere sahip olması gerekli. Ancak kanımca bu nitelikler birer değer ya da erdem değil. Erdemli insanı kendisi olmaya çabalayan, önceliği yaşamak olan, cesur ve dürüst insan olarak tanımlıyorum. Erdemli bir insanın herhangi bir ölçüye gereksinimi yoktur. Çünkü bir insan kendisine ne kadar yakınsa diğerlerine de o kadar yakın, kendiliğinden sağduyu ve empati sahibi olacaktır. İtidalin kelime anlamları ise bana ikiyüzlülüğü çağrıştırıyor. Uzlaşma taraftarı değilim. Bana kalırsa insan öfke duymalı, isyan etmeli, acı çekmeli, reddetmeli, duygularıyla savrulmalı ve ölçüsüz hayallerinin peşinden gidebilmeli.
Can Özal
 
Deniz Yalçınkaya
Ben hepinizin paşa çayı olmanızı isterim.”

Yukarıdaki cümlenin -çok da gizli olmayan- gizli öznesi itidaldir ve aşağıdaki söz öbeklerinden hangisiyle eş anlamlıdır?

a) Çayı ısmarlayan kişiye cazip gelen şeyler
b) “Vur ensesine, al lokmasını” sözüne bayılanlar
c) İşlerine geldiği gibi
d) Kafamı bozma, haddini bil

 
Zavallı itidal kelimesi; aslında tek başına hiç bir sansasyonel anlamının olmamasına rağmen, ülkeler arası çıkarlar doğrultusunda oynanan kelime oyununun en moda kelimesidir. Ortada zaten oluşturulmak istenen, bu tarz gündemlerle boğulmuş karışık bir bir atmosfer vardır ve bunların hepsi gözü dönmüş ülkelerin uyguladığı şiddete medeniymişiçesine konulan isimlerden başka bir şey değildir.
"Keşke gerçekten tam anlamıyla itidalli olunabilse ve tüm ülkeler ılımlı bir bakış açısına sahip olsa" gibi gereksiz garanti cümleler asla kuramamakla beraber; bu midemizi bulandıran dalaverelerin temelinde güç savaşına, dolayısıyla paraya dayandığını, apolitik yetiştirilen bir nesil olarak yapılacak olanın bir an önce gözümüzü açıp kafamızın bulandırmadan, toplum ve birey bilincine erişmemiz gerektigini hatırlıyorum; bu kelimeleri duydukça.
 
Ve bütün İstanbul kedilerini de buradan itidalli olmaya cağırıyorum. Çıkarlarıma dokunmasınlar.

Soru: Yukarıdaki cümlenin gizli öznesi kimdir?
 
Lale Altunel
Sanki biraz tahmin edebiliyorum neden böyle bir soruyu Kargaşa sanatçılarına yönelttiğinizi. İtidal'in bence ne olduğunu kısaca şöyle açıklayabilirim; zaman kötü kolla g.tü. Bu anlayış itidal etmenin ruh halini açıklıyor bence. Dünyanın gidişatı neden düzeltilemiyor? Neden kimse bir şey yapamıyor? Sorularının cevabı da bence bu "itidalli davranma"dır. Teknolojinin en basit halini kullanarak kendi evimizi bile izleyebildiğimiz uydu kameraları, siyasi dokunulmazlıklar, demokrasinin baskıcı yüzü; eskiye oranla daha bir korkutup sindiriyor düşünce gücümüzü. Körelmek böyle bir şey. Nasılsa bir eylemde bulunamayacaksak, normlara uymayan fikirlerimizi dile getiremeyeceksek neden yenilikçi fikirler atalım ortaya? Karşı bir tavırda eserler üreten sanatçılar bazen  eserlerini sergileyecek mekân bulmakta güçlük çekebiliyorlar. Sergileme mekânları risk almak istemiyor. Eserlerin dili biraz daha itidalli ise sorun yok. Ama görsel ve düşünsel olarak uçlarda olan eserler demokrasi ile yönetilen bir ülkede bile tehdit sayılabiliyor. En son geçen sonbaharda Hafriyat Karaköy'de açılan “Allah Korkusu” sergisinde yaşanan olaylar, bu itidalli davranma zorunluluğumuzun kanıtıdır bence. Ve tabii; her alana yayılmış olan bu ruh hali, bu korku politikası ülkelerin bir biri üzerinde de denetimini sağlıyor... Son dönemde iç ve dış ilişkilerimize maydonoz olan pek çok ülke de aynı politikayı üzerimizde uyguluyor.
 
Mustafa Elveren
İTİDAL BİR NEDİR?
 
itidal vasattır. vasatin duruşudur.
itidal sürüyü sürü olarak tutabilmenin yoludur,
itidal çobanın değneğidir...
itidal merkezdir...
itidal merkezden kaçanı kurt kapar korkusudur...
itidal ortadır, ortadadır, ortalamadır,
itidal kokmaz bulaşmaz tavşan bokudur...
itidal legal uyuşturucudur, “marijuana illegal”.*
itidal apolitik politikadır...
itidal bilimsiz bilgidir...
itidal şuursuz fikirdir...
itidal özgür bireye karşı kütlesel tehdittir...
itidal kişisel yeteneğe karşı kitlesel hımbıllıktır...
itidal mahalle baskısıdır...
itidal taşra baskısıdır...
itidal rutindir...
itidal karşı-devrim bile değildir, karşı-devinimdir
itidal durgun sudur...
itidal sığ sudur...
itidal çürümenin başlangıcıdır…
itidal yalnızlık korkusudur...
itidal yanlışlık korkusudur...

mutedil dalgada sörf olmaz...

 
 
* Manu Chao – Clandestino
 
Ozan Dayan Özoğlu
Ben önce bu itidalin ne olduğunu bilmiyordum ama klasik aziz millet jargonuna mensup olduğunu kestirmiştim. Sonra anlamına felan baktım, ne faysal kelimeymiş bayıldım. Dün gece geç saatte biraz fikir teatisi yapayım dedim, yazdım ama düzeysiz oldu, toparlayamadım, afedersin yazının k.çı başı oynuyor bir nevi. Tam teatiyle ilgili de olmadı yazı, daha çok Milliyet internet baskısında hökümete geçirmek için bahane arayan yorumcu amcalara selam çaktı.
 
Aha yazı:
////
Bu itidal

(Öncelikle ses veriyorum, bir Y. Türker girizgahı olarak okunsun; geliştirip sonuçlayabilmek için birkaç fırın etimek daha lazım herhal)

Son dönemde kamuoyunda bir çağrı furyasıdır gitmekte. İtidal çağrısı. Basını takip etseniz, kurumlardan kurumlara, kurumlardan kamuya, aydınlardan kurumlara, uluslararası tümsekten devletimize, kısacası toplumsal-siyasal alanın tüm göz yaşartıcıları, yakartopu atarcasına itidal çağrıları yapmakta. “Hepimiz aynı geminin yolcusuyuz” ekolünün bu özmanlıca temsilcisi, güreş meydanına çıkmadan önce sıkılan bir centilmenlik, fair play deodorantını andırıyor. Oysa ki terlemeyi önlemesi bir yana, ata sportmeni koç pehlivanların yağlı enselerinde nasıl da at sırtındaki kelebeği andırıyor!

(Yazar burada konuyu kavrayamamaya, bir masal diyarına çıkan kapılarda diafona konuşmaya başlıyor).

İlk itidal de müminlerimizden gelmişti hatırlarsanız. Bir anda kar gözlüklerini atıp gece görüşü dürbünleriyle milli baba yuvasından ansızın ayrılan cengaver neo-mücahitlerimiz, neolitik çağdan beri kireçsi alaşımını kıvama getirecek harcını arayan anavatan arıları ve at hırsızı hurdacılarla Anadolu tarzanlarını secdede birleştirebilmiş, hakk'ın mutedil yolunda ihlas bisikletlerine binen bir kuşağı işporta usulü fetva kasetlerinden ve cüppeli küf yeşilinden altmış watt’lık Osram’lar ile nurlamıştı. Henüz az enerji harcayan kıvrımlı nur teknolojisi yeni piyasaya girmişti, o zamanlar ampuller hâlâ kabak gibi ışıldıyordu. İlk itidal, her halde bu idi. Kazancı Şevket ve diğer yasakelmacılar gibi hakk'ın heybetini mimik ve gürlemelerinde hissettirmiyorlar, fondötenli al yanaklarından ekran dolusu gülüş ve muhabbetlerini hiç eksik etmiyorlardı. Onlar ebediyetin ve edebiyetin melek delikanlılarıydi sanki. Cennet vatana en yaraşır olduklarını her şekilde belli ediyorlardi.

Başlarda bu itidal, meydanda keskin bir ekşi suratla karşılanmıştı. Herkes yoğurtlarını üfürtmeye başlamıştı kaşık kaşık. Yoksa yine dinardan felan mi bahsedeceklerdi pederleri gibi? Ayaklarını mı yıkatacaklardı? Bıyıkları var mıydı hâlâ? Avratlarımızın özgür bacaklarında bir müstehcenlik mi arayacaklardı yine? Yok, yok, bunun üstesinden olsa olsa mehteran gelirdi!

Karşılığını açıktan bulamayan bu itidal, kendine alttan alta çok gönüller bağladi. Mehteran da bu pırlanta ışıltılarına hiç naz etmedi, zaten göynü cennetten yanaydı. Açıktan cevabi itidal olmazdı, Hem böyüh dediğin öyle gencolara gülümseyerek şımartmamalı, aralarındaki çekişmeyi önlemek için hepsine kaşlarını çatmalıydı. Derken yeniçeri içindeki huzursuzluğu bastırdı, en sonunda böyühamca da değneği alınca fifti-fifti, eti senin kemiği benim diyerek malını helal etti! Azat pazar yaşasındı, seçmece, kesmece, en iyisinden, helalından tartırırdı kendine cennet vatan! Böyühimamın salınımı sağolsun kendini hemen hissettirdi, tam hesaba uygun fifti mi fifti penbe pamcurlu bir müminler meclisini mürekkep kıldı. Cennetin kurban kesildi, kemikler anıta adak edildi. Bu ceddin adetidir, evliyaya, erenlere adanan çocuğa Satılmış adı konur; göze gelmesin, uzun yaşasın diye. Bir de mahlas kullanayım mı, öyle daha güzel. Gizemli, karizma, entel yazar olayım, egoyu katlayayım.

(Köşe yazısı gibi başlayıp sonradan coşup Osmanlıca masalda karar kılmam da bi tuhaf. Bir de sonunda daha güzel bi deyime bağlasaymışım? Satılmış olduğunu bilmeyen mi kaldı? Amerika’yı yeniden keşfe gerek yok!!!)

Sapkommandante Haydar Baş'a ayrıca bin selam.
Eşlik olarak Nekropsi ilahilerinden “Harf Devrimi” girizgahı, alegorik yaklaşım açısından çok sanatsal durar efenim.
////
 
Pınar Partanaz
İtidal kelimesi Arapça kökenli bir kelime olup soğukkanlı olma, aşırı olmama, ılımlı olma anlamlarını taşımaktadır. Bildiğim kadarıyla (daha derin örnekleri görülmüş olabilir) bir sorunun çözümünde, dış güçler içerisi için itidalli olma uyarılarında bulunurlar. Uyarı mekanizmasını devreye sokan bu çağrının varolan kaosu, aşırılığı, kontrolsüzlüğü etkileme gücü tartışmaya açık bir konudur görüşündeyim. İçerideki çözümsüz ve girdaplı iniş çıkışlar ve bunalımlar, dışarıdaki konforlu ve sorunsuz görünen düzen içerisindeki tepeden inme uyarılarla nasıl düz ve sorunsuz hale gelebilir? Sorunsuz hale gelmesi ne demektir? Ya da nasıl bir dönüşüm yaşamak ister? Gerçek istekler nelerdir? Asıl sorun nedir? Ya da dışarıdan sorun olarak algılanan olgu nedir? Kısacası itidal kelimesi bu anlamda bana bir müdahale anlamını çağrıştırdı. Olumlu taraflarının minimumda tutulduğu bir müdahale… Bu kelimeyi bize soran kaynak sayesinde, bu kelimenin olumsuz müdahaleci tarafını kendimce anlamam sayesinde şu öneriyi kendime sunma ayrıcalığına sahip olduğumu sanıyorum: Seni itidalsiz olmaya ve bunu gerektiği yerde gerektiği miktarda göstermeye çağırıyorum sayın boyacı kardeş!
 
Sevim Patır
Günümüz devlet politikalarında itidal çağrıları... Bu bağlamda değişen dengeler... Hayatta bayağı yer kaplıyor bu "kavram"... Bir nevi, dünyayla bütünleşmiş sözde iyi niyet çağrısı kılıfı..
 

Özlem Uzun
 
 
Tuba Çakır
İtidal nedir?” sorusuyla karşılaştığımda zihnimde hiçbir karşılığa denk gelmeyen sözcük. Yüce bilgi kaynağı ‘google’a danıştığımda ise; köken itibariyle arapça “adil” kelimesinden türetilerek dilimize geçtiğini ve “aşırı olmama durumu, ölçülülük, ılımlılık…” vb kelime karşılıklarının yanı sıra, “Rusya’dan Türkiye’ye itidal çağrısı!” şeklinde cümle içinde kullanımını gördüğüm ve bu noktada bana -son günlerini yaşadığım 5 yıllık felsefe lisans öğrenimim boyunca her yıl temcit pilavı gibi önüme gelen- Platon’un birbirinden bağımsız düşünülemeyen politika ve etik görüşlerini anımsatan itidal... (sen nelere kâdirsin!)
Platon, ne Yunanistan’da, ne de belki hiçbir yerde gerçekleşmeyeceğini (binlerce yıl önce) anladığı en iyi devleti -felsefe ile sanatı birleştiren, insan düşüncesini bir çeşit tiyatro sahnesinde sergileyen diyaloglar içerisinde- Sokrates’le birlikte kuruyor. En iyi devletin bir ütopya olduğunu biliyor elbette, ama kurulsun kurulmasın, herkesin böyle bir devlete; yani en doğruya yönelmekle adam (!) olacağına inanıyor. Bu noktada, Platon’un ve genel olarak Antik Yunan’ın politik kavrayışını, bir yüzü etik diğer yüzü de politika olan bir madalyona benzetirsek haddimizi aşmış olmayız. Bu bağlamda, politik bir ideal olarak kaleme aldığı “Devlet” diyaloğunda Platon dört erdemden söz ediyor; bilgelik, cesaret, ölçülülük, adalet. Ve onun kurguladığı devlette, bilgelik ve cesaretle birlikte ölçülülük gerçekleştiğinde ideal devletin gözbebeği olan adalet gerçekleşiyor.
 
İki türlü evren ve dolayısıyla iki türlü bilgi anlayışına uygun olarak yapılacak şeyin; nesneler evrenindeki her şeyi, özellikle toplumsal kurumları olabildiğince idealar evrenine benzetmek olduğunu savunan Platon; “Toplumlar, filozofların kral ya da kralların filozof olduğu güne kadar rahat, huzur yüzü görmeyeceklerdir,” sözüyle, aklın üstünlüğünü ve yönetimin akla ait olduğunu ifade ederek; ideal devlet tarifinde önemle yer verdiği “bilgelik” erdemini yöneticilere; “cesaret” erdemini koruyucu sınıf olarak adlandırdığı askerlere, “ölçülülük” erdemini ise besleyiciler olarak adlandırdığı üretimden sorumlu tuttuğu sınıfa atfediyor. Tüm bu kurumların yükümlü oldukları erdemi gerçekleştirecek şekilde işledikleri bir zeminde “adalet”, ideal devletin varlığının habercisi olarak kendiliğinden gerçekleşiyor...
 
Bugün, politik bir söylem olarak sıkça karşılaştığımız “ölçülülük / itidal” çağrısı (!), politik ve etik alanda ya da her çeşidiyle üretimin sadece elle tutulabilir, somut yönünü düşündüğümüzde problematik olmayabilir, hatta kulağa hoş bile gelebilir. Ancak felsefi ve sanatsal üretim için vazgeçilmez olduğunu dile getirdiğimizde kimsenin (!) karşı çıkmayacağı; ortaya koyulan ürünün asli kimliği olarak altını çizebileceğimiz düşünsel / zihinsel boyut açısından izdüşümlerine bakıldığında ise dizginleyen, belirleyen, ket vuran bir tavır olarak; üretim sürecine dair rahatsız edici, sonuç için ise sarsıcıdır!!! Bu bağlamda, insan zihnine belirgin sınırlar çizme çabası olarak da okuyabileceğimiz “itidal” odaklı söylemler bugün; son iki yüz yıldır Nietzsche, Adorno, Horkheimer... vb. çoğu düşünürün işaret ettiği gibi; içeriksizleştirilmiş ve zemininden koparılmış ideal bir akıl kavrayışıyla belirlediği kurallar çerçevesinde nesneleştirdiği / şeyleştirdiği insana her açıdan hükmeden otoritenin / iktidarın; tepedekinin dominant rolüne rağmen kendini gerçekleştirme yoluna girmiş, özne olmayı seçen; farkındalık durumundaki insana damardan zerkettiği uyuşturucudur. Çırılçıplak kaldığımda söyleyebilirim ki itidal; sadece çıkarları söz konusu olduğunda ılımlılık çığırtkanlığı yapan bilirkişi kılığındaki şımarık zorbanın allı pullu maskesidir!
 
Yasemin Erdin
Herkesin bir fikri var. Herkes pek haklı. Suya dokunma sabuna dokunma. Şşşş. Ne güzel!
 
Erdal Kuruzu
İz…
İtidal…
Çok uzak gibi duruyor.
O kadar sakin, tepkisiz ve olurunu bekleyen biri olmana rağmen, yinede uzak! Eğer içinde fırtınalar kopuyorsa, içini kemiren binlerce neden varsa, işte o zaman itidalli davranmakla olmuyor.
Birden tepkisizliğe dönüyor ruh, bekler oluyor kaderini, bırakılan tüm izleri silecek gibi davranıyor. Yine de olmuyorsa garip bir dayatma gibi duruyor beklemek.
Onlarca izler bırakılmışken tepkisiz davranmak, bastırmak aslında.
Bir sen ve içindeki sen başka yerlerde duruyor.
Bazen bunun ismini bile koyuyorsun itidal!
info@kargamecmua.org