A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | GÖLGEDE VE GÜNEŞTE

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/17/3148" target="_blank" class="twitter">twitter

GÖLGEDE VE GÜNEŞTE

Utkan Çınar

Plazma televizyonlar markaları için iş yapan reklamcıların beyinlerini en az çalıştırmak zorunda oldukları zamanlara giriyoruz. Yine çift yıl, yine bir turnuva. Hem bunda Türkiye de var. 7 - 29 Haziran arası İsviçre ve de Avusturya illerinin görece güzel stadyumları olan şehirlerinde 22 gün Avrupa futbolunun son hali görücüye çıkacak. Ama İngiltere yok. Bu yüzden seyretmek istemezseniz bu turnuvayı siz de haklısınız. Yine de onların burada olmamasına neden olan takımlar da bu turnuvanın en renklileri. Neyse, şu Türkiyeli millenyum enteljansiyasının önemli ilgi alanlarında biri olan futbolun (10 yıl önce magandalıktı bilmem hatırlar mısınız? Biz o zaman da hastasıydık) ara sıra kargamecmua’da yer alması gerektiğini gözönüne alıyoruz ve Euro2008’e bir bakış atıyoruz.
 
Önce bir anmayla başlamalı. Bu yıl ayrıca Euro88’in de 20. yılı. Neden mi önemli? Çünkü Sovyetlerin ve de Federal Almanya’nın katıldığı son turnuvaydı. Van Basten’in golünün turnuvasıydı. O zamandan bu yana geçen bütün dünya kupalarından daha zevkliydi. Belki ne kadar takım oyunundan bahsetsek de özel bir oyuncunuz yoksa o son adımı atamadığınızın belgesiydi. 1988 yılındaki finali izlediğinizde gördüğünüz budur. Sovyetler hâlâ ezbere sayabildiğimiz müthiş takımı* (ve de kalecisiyle tabii ki) finale kadar tüm turnuva herkesi dağıtmış hatta finalde yenilecekleri Hollanda’yı grup maçında 1-0’la net geçmişlerdi. (Bilir misiniz elemelerde çok gol atan Johnny Bosman’ın yedeği o maç Van Basten. Yedek? Van Basten?) Peki finalde n’oldu? Sovyetler ilk yarı daha üstün tarafken, Gullit’in şut gibi kafasına, ikinci yarıda yine bastırırken bu sefer yüzyılın golüne cevap veremediler. Aralarından hiç bir oyuncu bu baskı altında diğerlerini taşıyamayacak, lider eksikliği onlara kupaya mal olacaktı. (Pek manidardır, şu aralar ABD Milli Futbol Takımı bu tarz oynamakta, saygı görmekte ancak başarılı olamamaktadır.) Büyük ihtimal kötü niyet ama turnuvanın sonunda seçilen altın11’de hiç bir Sovyet futbolcunun bulunmaması da bunun kanıtı belki de. Ama var bir terslik hakikaten. İnsaf etmemişler.
 
Bu yıl ise 1988’in tekrarını yaşamamamız için hiç bir neden yok. Rusya son 20 yılın en iyi takımıyla geliyor ve Hollanda da, bu sefer kulübede Van Basten ile her zamanki gibi iddialı. Tek can sıkan ev sahibi kontenjanından, başka türlü buralarda olması mümkün olmayan İsviçre ve Avusturya’nın da kupada yer alması. Artık son şampiyon direkt katılmıyor ama bu tarz ev sahipleri için de bu kuralları düşünmek lazım. Kendi vatandaşları bile Avusturya’nın katılmaması için protesto gösterileri yaptılar. Adamlar aşmış bazı şeyleri (haha!). Bizim Milli Takım’dan ise memnun olamamak için (yönetimsel bazda) çok fazla geçerli nedenimiz var haliyle. Ancak şöyle bir kağıda baktığınızda da, neredeyse Avrupa’nın en iyi sağ tarafı Türkiye’de ama gerisi “maalesef” gibi gözüküyor. Yine de oldukça önemli bir takım olduğumuzu düşünmekteyim. Norveç’ten iyidir yani. İlk maçı da yakın zamanda kavga ettiğmiz İsviçre ile oynayacağız. Bu sefer tatsızlık çıkmayacaktır. Bir de Cristiano Ronaldo ile aynı gruptayız ki Tanrı defans oyuncularımıza merhamet etsin. Onun dışında turnuva Dünya Kupası’na karşı en önemli kozu az ama öz iyi takım anlayışını çok iyi kullanıyor; misal Fransa, İtalya ve Hollanda aynı grupta. Futbolu saha içinde olup bitenler dışındaki her şey olarak görenleri ise (hadi, hadi) Almanya’nın, Polonya ve Avusturya (2. Dünya Savaşı) ile aynı grupta olması coşturacaktır. Sonunda Almanya gruptan çıkacaktır.
 
Her turnuva öncesi tahminler bellidir. İspanya favoridir ama kazanamayacaktır. İtalya aslında bitmiştir ama en azından yarı finalde olacaktır. Hollonda’nın genç ve iyi bir takımı vardır ama tecrübesizdir vb… Genelde de mesela ben kimi tutuyorsam ya da hangi oyuncuya meylettiysem onun tersi olur. Ben bu turnuvada Rusya’nın (Arshavin ve Pogrebnyak, bu isimleri unutmayın) çok başarılı olacağına, Hırvatistan’ın da önemli bir takım olduğuna inanıyorum. Ama finali Romanya’yla İsveç de oynayabilir. Ama yoo, reytingler düşmesin. Hakem kartlar konusunda fazla hassas davransın. İspanya’nın artık bir kupa vakti gelmiş densin. Toplar nemliydi densin. Hah bir de bir jenerasyonun Zidane’sız, Raul’suz, Nedved’siz (son haberlerle belki geri döner) seyredeceği ilk turnuva olacak.
 
Bir de bu turnuvaların milli duygular dışında da dikkat çekici yanları; mesela hiç beklenmedik bir oyuncunun (tercihan “büyük” bir takımın yaşlı bir yedeği) gol kralı olması, bir ekolün döneminin kapanması (umarım Fransa) ya da bir Balkan ülkesinden bir sağ-sol bekin parlaması (bu sefer neden Gökhan Gönül olmasın ve evet eskiden Balkan kupalarına katılıyorduk). Kısaca bu beklentiler yine eğlenceli bir ayı bize garantiliyor. 1992’de Danimarka, 2004’te ise Yunanistan tam sürpriz şampiyonlardı (bunu Dünya Kupası’nda göremezsiniz; sürpriz takım olur, sürpriz şampiyon olmaz). Bir de zaten Arjantin ile Brezilya’yı çıkarın, onun dışında Dünya Kupası gibi (Afrika’dan artık ciddi bir iki takıma ihtiyaç var. Anladık Japonlar top oynayamıyor).
 
Her şeyin sonunda asıl olay yapıştıma kitabıdır. Kimin şampiyon olacağından ziyade Torres çıkmış mıdır; o önemlidir. Takım fotoğraflarında çizgiler tuturulmuş mudur? Ne kadar gereksiz amblem vardır. Acaba arkadaşta fazla Rüştü var mıdır? Bunlardır. İlk kitabım yukarıda bahsettiğim Euro88’in kitabı idi. Hâlâ da en sevdiğim odur. ‘90 ve ‘92’den sonra( harbi Bernie’ye ne oldu?) “ulan artık büyüdük” yanılsamasıyla uzun bir ara versem de 2004 ve 2006’ya da sahiptim. Net bir yorum yapmak gerekirse dediğim gibi bu seneki ne kadar fazla şişirilmiş olsa da dörtlü takım fotolarıyla (ne zor onları düzgün yapıştırmak, özellikle çapraz köşeler önce çıkarsa) son 20 yılın en iyisi. Ama zannetmeyin ki tamamı dolu bir kitap makbuldür. Bir iki adam olmalıdır sizi delirten ve hiç çıkmayan. Ünlü bir filozof olan alter-egomun da dediği gibi: “Değişin, Tokuşun”.

 

khgv@hotmail.com