A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Evde İnsan Besleyen Kediler İçin Birkaç Bilgi

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/17/3112" target="_blank" class="twitter">twitter

Evde İnsan Besleyen Kediler İçin Birkaç Bilgi


Tayfun Polat

İnsanlar üçe ayrılır: Eve kedi alanlar, eve kedi almayanlar, eve kedi alıp sonradan sokağa atanlar. Bu sonuncusunun insanlığından da şüphe duyulacağı için konumuz onu içermiyor. Aslında konumuz eve kedi alanlarla ilgili. Eve kedi alan insanın eğitiminde iki aşama vardır. Birinci aşama eve girmedir. Bir kedi, bir eve girdiyse, o artık ev kedisidir. Her ne kadar bizler için evcil hayvanlar denilse de bizim doğamız eve alındığımızda bozulur. Ve bizler de ikiye ayrılırız. Evde yaşayan kediler, sokakta yaşayan kediler. Bizler bir eve girdiysek, o ev artık bizimdir. “Evcil” sözcüğünün anlamı da budur zaten. Yani “artık” evdeysek, ikinci aşama başlar.

Yavru da olsanız, gelişkin bir kedi de, insanları eğitebilmek için öncelikle onların davranış biçimlerini anlamanız ve dillerini çözmeniz gerekir. Bu -aslında sizin de kabiliyetinize ve isteğinize göre- bir süreç alır. Kimi kedi daha düz bir çizgi üzerinde yürüyemeyip yalpalarken bunu becerebilir, kimisinin ise mesela evin (sahibi olduğu bölgenin) türlü alanlarında staj yapması gerekir. Ama her kedi, zaman içerisinde evdeki insanların hareketleriyle ya da söyledikleriyle (ya da nasıl söyledikleriyle, dolayısıyla hareketleriyle) ne demek istediklerini anlar. Bunu becerdikten sonra da eğitim kısmı başlar.

Yerimiz dar olduğu için burada eğitimle ilgili sadece birkaç örnek verebileceğim, öncelikle bunun için özür dilerim. Ama bu mecmuayı da herhangi bir kedinin okuyabileceğini sanmadığım için bu konuda içerlemiyorum. Zaten eğer bir kedinin eğittiği insanlar ellerinde bu mecmuayı tutuyorlarsa, o kedi bundan kendine malzeme çıkaracaktır. Her neyse, gelelim örneklere...

Eğer evdeki insanlardan biri sabah siz acıkmadan önce evden çıkıyor, diğeri ise karnınızda ziller çalmasına ve açlığınızı ifade etmenin bütün yollarını denemenize rağmen uyanmıyorsa, en kesin yöntem şudur: Daha önce kokladığınız ve gözlemlediğiniz üzere hangisinin dişi, hangisinin erkek olduğunu ve organların yerini biliyorsunuzdur, ama uyanmayanın erkek olma ihtimali çok yüksektir. Bu ihtimalden daha yüksek bir yere çıkıp uyanmayanın uykusunu izlersiniz. O sırada evin dışında olan biten tüm hadiseler (mesela balkona konmuş bir güvercin) gündem dışı olmalıdır -cama çıkıp o güvercini izlemeniz ya da cama kafa atmanız yatakta yatan hayvanı uyandırmayacaktır. Dolayısıyla o yükseklikle beklersiniz. İnsanlar, özellikle erkek olanlar, sabahları sırt üstü yatmadığından beklersiniz. Sırt üstü yatmalarını beklersiniz. Er ya da geç sırt üstü dönelirler. İşte o an geldiğinde, kıç-ayak koordinasyonunu ve atlama zamanlamasını tamamlayıp fırlamak gerekir. Öyle ki, dört ayağınız da aynı anda uyuyan erkeğin üreme organına denk gelmelidir. Oradan bir sıçrayışta yere varmak ve akabinde erkek insanın yattığı odadan hızla dışarı çıkmak gerekir. Çünkü erkek insan önce çok gürültülü bir sesle iyi olmayan bir şeyler söyleyip, ardından sizi kovalayacaktır.Bir insanı eğitmek kolay değildir. Dolayısıyla bir kedinin de bu süreçte yakalanmamayı becermesi gerekir. Erkek insan sizi kovalarken uyanacak, bir süre sonra ayılacak ve en sonunda duracaktır. İşte o anda eve kedi alan insanın mantığı devreye girer. Fazla düşünmesine gerek kalmadan bunu aç olduğunuz için yaptığınızı anlayacaktır. Sokaktaki kediler (ahh, ne beter hayvanlardır çoğu) gibi ev kedileri için de doymak zordur bazen. Ama bu yöntem ve aynı mantıkta geliştirilmiş olanlar doyma garantisi sağlar.

İşin dilbilim kısmından, bu araç geliştirildikçe ve zaman ayrıldıkça faydalanılır. Açlık, susuzluk, tuvalet ihtiyacı, okşanma, kaşınma vb. zaruri ihtiyaçların karşılanmasından daha çok; bir kedinin etkinlik alanı ve doğası gereği o alanda öttürdüğü düdüğün kimleri hizaya getirdiği gibi varlığını bütünleyen alanlarda işine yarar. Mesela iki insan (eğer iki kişilerse, bunlar genellikle dişi ve erkek olur) aralarında konuşurken evdeki bir bitkiden bahsettilerse, konunun, en az mahallede birbirlerine meydan okumuş iki kedinin peşrevleri kadar ilginizi çekmesi gerekir. Kulaklarınızı muhabbete çevirip yüzünüzü sokaktaki salakların yönünde tutarsınız. Evdeki hangi bitki konuşmaya değer olabilir ki? İnsanlara bunu anlatmanın yolu, öncelikle hangi bitkiden bahsettiklerini anlamaktan geçer. Misal (konuyu da genellikle onlar açar ya), dişi olan “Japon şemsiyesini farketmedi seninki,” derse, konu zaten daha da ilginçtir. Çünkü zaten yuttuğun onca tüyü kusmanı kolaylaştıracak bir bitkiden bahsediyordur. Bitki eve girdiğinden beri yaklaşıp ucundan acık bile kırtmamanın, yani gelişmiş iradenin semeresini toplamanın zamanı gelmiştir. Üst üste dört gün eve geç gelip, enseni bir tek kere okşamamaları ve yemeğini geç vermeleri yetmiyormuş gibi, bir de üstüne japon şemsiyesinden bahseden bir dişiyi, cezalandırmak gerekir. Bunun için öncelikle insanların yatması beklenip, derin nefes alış verişlerini takiben saksının dibine varılır ve yapraklara artık ne şekilde ulaşılıyorsa ulaşılıp güzel bir ziyafet çekilir. Çok değil, biraz sonra kusma hissi gelir zaten. İnsanlar saplantılıdır. Genellikle en kısa yolu takip ederler. Bu gözlem sayesinde sabah kalktığında nereye gidecekse gitsin, dişi olanı eğitmek için bir fırsat vardır artık elinde. Güzergahların kesişimine kusup beklersin. Uyku sersemi kusmuğuna basıp olayı idrak ettiğinde, artık biliyordur; bitkilerine ve senin yanında konuştuklarına dikkat etmesi gerektiğini. Aslında patronun kim olduğunu.
Sadece bu iki yöntemden bile anlaşılacağı üzere, insanların eğitimi hiç de zor değildir. Bizleri eve almaları, zaten bu eğitime meyilli olduklarını gösterir. Öğrenmek isteyen bir öğrenci iyidir aslında. Ama bu eğitimin genellikle uzun sürmesinin nedeni, insanların bizi içine aldıkları “ev”i kendilerinin sanmalarıdır. Bunu siz kedilere söylemek tabii ki manasız. Ama ne yaparsın ki, ev denen şeyin de sınırları olan bir bölge olduğunu ve bir kedi bir bölgeye girdiyse, o bölgenin ondan sorulacağını anlayabilen çok az insan vardır.

Şimdi bu yazıya imza atacağım ama tabii ki eğittiğim insanların bana seslendikleri şekilde. Yoksa siz beni tanırsınız kokumdan, bölgeme yaklaşır yaklaşmaz. Ama konu eğitim olunca her şeyin başı iletişim. Siz onları anlayacaksınız ki, onlar da usulden anlasın...

tayfunpolat@hotmail.com