A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Derinlerden İyi Müzik Alarmı

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/127/4606" target="_blank" class="twitter">twitter

Derinlerden İyi Müzik Alarmı


Tayfun Polat

Mecmuayı nadasa yatırırken artık dijital mecrada sıklıkla yer vereceğimiz albüm kritiklerine bu edisyonun son nüshasında toplu bir bakış yapayım dedim. Yerli müzik âleminde üretim bolluğu yüzeyde bolca trafik yaratırken, görece deneysel ve nitelik olarak derin albümleri fark etmeyi her geçen gün biraz daha zorlaştırıyor. Oysa geçtiğimiz aylarda farklı janrlarda birbirinden iyi albümler çıktı. Her birini uzun uzun incelemek, hakkını teslim etmek isterdim. Ancak üretim bolluğu burada da seçmeyi zorlaştırıyor. Ve birini seçsen diğerine ayıp olacak. Velhasıl, tekmili birden, SO Duo, Saska, Cenk Erdoğan, Tolgahan Çoğulu, Tunç Çakır, TKO, Saz Power ve Sülfür Ensemble albümleri için aşağıya buyrunuz.

Farklı janrlardan albümler var dedim ama yazının kurgusunda albümleri benzerlik sıralamasıyla ele almak daha iyi olacak. SO Duo ile başlayayım. Sumru Ağıryürüyen ve Orçun Baştürk’ün 2016’dan bu yana birlikte ürettiği ses bütününün adı SO Duo. İlk albümleri Ay Ana’yı da Mayıs başında Kalan Müzik etiketiyle yayınladılar. İkilinin müziğini tanımlamak zor. Kendileri alt-folk/diğer şemsiyesini uygun bulmuşlar. Panduri, mandolin, klavyeler, elektronikler, davul, perküsyonlar ve vokal bileşimiyle kurdukları müzikal sadelik ve sözün dengesi (değeri) SO Duo’yu karşımıza çıkan müzikler arasında çok farklı, kendilerine özgü bir yere koyuyor. Aşık Veysel, Yunus Emre, Lao Tzu gibi isimlerden, eski Uygur diyalektiyle bir fal kitabı olan Irk Bitig gibi kadim metinlerden aldıkları sözler ile esinini şaman geleneğinden, doğadan, sadeliğin görkeminden, zen öğretisinden alan kendi yazdıkları sözler; sürekli tekrar dinleme isteği yaratan ve mantra gibi dile dolanan bir etki ortaya çıkarıyor. Sumru’nun duru vokaliyle uyumlu yalın düzenlemeler de sözün özünü belirginleştirerek bahsettiğim bu mantra etkisini arttırıyor. Kısacası yılın en iyi albümlerinden biri.2003 tarihli kült albümü Sokkur Saska ile aklımızı başımızdan alan Saska’nın, Kronovox Archives – Müzik Hayvanı etiketiyle yayınlanan iki Saska-RR (remixes & reworks) albümünü saymazsak, 15 yıl sonra, artık neredeyse böyle bir albümün kaydedilmiş olduğunu unutmuşken geliveren ikinci albümü Tingla’ya geçelim. Who Are We Who We Are etiketiyle çıkan albümün hikâyesini Sarp Keskiner şöyle anlatmış; “2002 yılında Sarp Keskiner ve Savaş Çağman tarafından Tatavla’daki evde kayda alınan yüzlerce mikro-sesin Burkay Dönderici tarafından tekrar örgütlenmesi üzerine kurulan Tingla için Çağman, başta Turfan Türk Budist metinleri olmak üzere, Manici ilahileri ve Türk Ortaçağ şiirinin en güzel örneklerini seslendirmişti. Orçun Baştürk (davul) ve Cem Karal’ın (bas) katkılarıyla 2005 yılında sona ermek üzereyken masada kalan albüm, Uygur ve Göktürk metinlerini çağdaş müzikle biraraya getirmekle kalmıyor; ilk albüm Sokkur Saska’dan farklı olarak, dönemin etkisiyle drum & bass, dub, hip hop gibi zeminlere basıyor.” Dünyada kaydedilen ilk Göktürkçe albüm özelliğine de sahip olan Tingla (Dinle), anlayacağınız üzere bir hayli farklı bir dinleme deneyimi sunuyor. Dinlerken bir taraftan da albümün bunca zaman niye yayınlanamadığını da anlıyorsunuz. Sarp’ın bahsettiği mikro-seslerle oluşturulan ses işçiliği öyle derinlere varıyor ki, bu malzemeyle uğraşırken neden bir türlü “Bitti!” denilemeyeceğini de anlayabiliyor insan. Albümün bence zirveleri olan drum & bass vurgulu parçalar ise ilk albümdeki “Debet”ten beri kendime sürekli sorduğum “Ortada bu kadar başarılı bir örnek varken niye bir tane daha benzeri gelmedi bu parçanın?” sorusuna yanıt veriyor. Çünkü bunu sadece Saska yapabilirmiş. Tingla bu kadar yıldan sonra da olsa iyi ki çıktı. Kök tengri küç bersin, dahası da gelsin.Gelelim iki gitar virtüözünün albümlerine. Cenk Erdoğan 4. solo albümü Fermata’yı çıkarttı. Kabak & Lin Records’tan çıkan albümde Robert Mehmet İkiz davulda, Baran Say kontrbasta yer alıyor. Velican Sağun, Gölnar Shahyar, İsmail Tunçbilek, Sibel Gürsoy, Tuba Önal, Dünya Kızılçay gibi isimlerin de konuk kadrosunda yer aldığı albümde Cenk Erdoğan perdesiz gitar, yaylı tanbur ve akustik gitarıyla döktürmüş. Tekrar okuyunca “Ya ne kadar basmakalıp yazdım,” dedim kendi kendime. Ama yerine başka cümle de kuramıyorum. Döktürmüş işte. Parçalar arasında değil aynı parça içinde bile türden türe gezebilen, tuşesini, vurgusunu, ifadesini dönüştürebilen ustalığını, birikiminin birçok farklı yönünü tek bir albümde gözler önüne serebildiği bir albüm olmuş Fermata. Şimdilik en iyi Cenk Erdoğan albümü.Tolgahan Çoğulu da Microtonal isimli dördüncü albümünü Ahenk Müzik’ten çıkarttı. Türk müziği makâmlarını enstrümanı gitarın tınısı ile icra edebilmek için ayarlanabilir (yerleri değiştirilebilir) perdelere sahip olan ve tüm dünyada büyük ses getiren mikrotonal gitarın da mucidi olan Çoğulu, yeni albümünde Tatyos Efendi, Ara Dinkjian, Refik Fersan gibi ustaların, Mehmet Ali Sanlıkol, Celil Refik Kaya, İlke Şen gibi genç yeteneklerin, İranlı Kürt müzik grubu Kamkars’ın birer eserini, iki geleneksel ezgiyi ve King Gizzard & The Lizard Wizard’ın Flying Microtonal Banana albümünde yer alan iki parçasını seçmiş bu albümde yorumlamak için. Bir parçadaki ud ve iki parçadaki bağlama eşliği dışında solo gitar albümü olan Microtonal’da yer alan Türk sanat müziği eserlerinin düzenlemeleri, çağdaş bestecilerimizin yine makâm müziği ile yaptığı besteleri, Ermeni kökenli Amerikalı udi Dinkjian’ın aşina ezgilerle bezeli bestesi “The Invisible Lover”, Kamkars’ın çok sesli dinamik Kürt ezgisi ve iki psikodelik rock şarkısı Tolgahan Çoğulu’nun mikrotonal gitarıyla bambaşka tınlıyor. Albümün en önemli tarafı farklı coğrafyalardan, farklı dönemlerden eserler seçilmiş olsa da bütünlüğe sahip olması. Düzenlemelerdeki özen ve icraların yetkinliği Microtonal albümünün değerini arttırıyor.Sırada iki elektronik müzik albümü var. Önce Tunç Çakır ikinci albümü Volt.Age’i alalım. 2016’da çıkarttığı ilk ve gecikmiş solo’su Voltage Controlled Music’ten sonra arayı çok da açmadan, Wic Recording etiketiyle dijital olarak çıkarttı Tunç yeni albümünü. İlk albümdeki abstract yapılar ve IDM’e yol alan çizginin bu sefer daha ritmik, daha melodik yapılarla yolunu dans müziğine doğru çevirdiğini söyleyebiliriz. Bundan kasıt bir dans albümü değil yalnız. Bir tarafta parça yazımından ya da bir trafik oluşturmaktan ziyade ses tasarımlarıyla ilerleyen kayıtlar var ilk albümdeki gibi. Diğer tarafta ise ritmin ana eksenini oluşturduğu formlar. Bilgisayar kolaycılığına kaçmadan, her sesi, her tonu, her sinyali kendi elleriyle, zihniyle üreten bir müzisyen Tunç. Synth’ler, sequencer’lar ve bir sürü analog prosesör arasında birbirlerine bağlanan, giren, çıkan, oradan başka yere bağlanan kablolar arasında kurduğu ses dünyasınından damıttığı sesleri bir kez daha kayıt altına alınmış olması bizim için bir şans. Bu sefer daha güçlü tınlıyor. Volt.Age elektronik müzisyenlerimiz arasında ayrı bir seviyeye taşıyor onu.İkinci elektronik müzik albümümüz de TKO’nun Instant Distance’ı. TKO (Technical Knock Out) Osman Kürşad Tuncer’in solo projesi. avosync etiketiyle yayınlanan 10. albüm olan Instant Distance’da TKO’nun içedönük gözlemleriyle oluşturduğu ses kümeleri gerçek dünyada yaşıyor, hissediyor olduklarımızdan bir hayli farklı bir dünyayı paylaşıyor dinleyenlere. Daha ilk parçadan dinleyeni distopik bir bilim kurgu filminin içine alıyor. Çok güçlü bir giriş olduğunu ve bu dünyaya derhal dahil olduğunuzu belirtmek isterim. Öncelikle eksik hissediyorsunuz. Yalnız. Her şey çoğalırken siz azalıyorsunuz. Acı verici ama acıya da alışıyorsunuz. Hatta bağlanıp kalıyorsunuz bir süre. Sonra etraftaki herkes, her imaj, her bilgi, her duygu gözünüzün içinde parlayan ışıklara dönüşüyor. Işıkları kapatmak istiyorsunuz. Kolay değil. Bilincinizi söndürmek istiyorsunuz. Her şeye rağmen sakinleşmek. Uzansanız bile uzuvlarınız yerlerini bulamıyor. Uyku ile uyanıklık arasındaki anların mesafeleri. Mesafelerde keşfedilmemiş yerler var. Gitme duygusu kafanızı kaldırıyor. İşaretler beliriyor. TKO’nun içindekileri farklı bulacağınız kesin. Hikâyenin gerisini de merak edeceksiniz.Sırada bir başka özel albüm var; Saz Power. Elektro Hafız ismiyle de bildiğimiz ama Fairuz Derin Bulut’tan tanıdığımız Derim Kerem Akay’ın ortaya attığı bu toplama albüm projesini Ironhand Records hayata geçirdi. Güncel örneklerle saz, elektrosaz ya da cümbüş, buzuk gibi kardeşlerini kullanan müzisyenlerin ya da grupların bir derlemesi. Ancak derlemenin yarısının Türkiyeli müzisyenler, yarısının Danimarka, Fransa, Almanya, İsrail ve Polonya’dan müzisyenlerin kayıtlarını içermesi, dolayısıyla sazın müzik içerisinde farklı farklı biçimlerde kullanılıyor olması albüme dikkat kesilmek için yeterli. Anonim eserlerde daha çok beliren sazın geleneksel kullanımı örnekleri yanında dub, psikodelik rock, caz, elektronik, Anadolu rock gibi türlerin içinde her parçada değişen ve çeşitlenen kullanımlar ile bir hayli doyurucu bir seçki. Bir taraftan âşık geleneğini bir taraftan da deneyselliği ve yeni fikirleri barındırıyor. MLDVA & Çınar Timur, Kaan Boşnak, Elektro Hafız, Yasak Helva, BaBa ZuLa, Boogie Balagan, Cem Yıldız, Hudna, Derya Yıldırım & Grup Şimşek, Ozan Ata Canani ve Duble Salih (Salih Nazım Peker, Salih Korkut Peker) isimlerinin yer aldığı toplamanın adını kesinlikle hak ettiğini söyleyebilirim.Geldik son albüme. Tanıtım konseri geçtiğimiz günlerde kargART Salonu’nda gerçekleşen Sülfür Ensemble’ın ikinci EP’si, II (Four Songs About Religion, Hard Rock, Binding & John Entwistle). Grubun ilk EP’sinin adının da I (Four Songs About Dystopia, Satan, Ghouls & Marilyn Monroe olduğunu belirtmek isterim. Gitarda UÇK Grind’dan Levent Ersoy, davulda Radical Noise’dan Emre Şahin, basta Nitro’dan Burak Özgüney ve vokalde Antisilence’tan Erdem Çapar'ın yer aldığı Sülfür Ensemble bir superband. Sludge doom metal çalan dörtlü aslında ilk EP’de kaldığı yerden devam ediyor. Hikâyeler farklı. Ortam hâlâ çok tekinsiz. Bastığın yer içine çekiyor. Rutubet burnunu yakıyor. Burada yeni bir güne dair hiçbir şey yok. Lanetin sürecek olması ve ölümün ortada dikili dört kayaya işlemeyeceği dışında.8 albümle biraz farklı durumlara uyandırmak istedim sizi. Ama bitirirken 3 tane tekliden de bahsetmek zorundayım. In Hoodies’in “Coo Coo”su, Kutay Soyocak’ın “Hiçbir Şey”i ve Can Güngör’ün “Teselli”si. Bunları dinlemeden de bu gece uyumayın.
tayfunpolat@hotmail.com