A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Arctic Monkeys: Olgunluk Dönemi?

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/127/4604" target="_blank" class="twitter">twitter

Arctic Monkeys: Olgunluk Dönemi?


Utkan Çınar

2006’da, henüz 20’lerine adım atarken tanıştığımız Alex Turner ve saz arkadaşları o dönemden beri hiç karavana iş yapmadılar ve etkinliğini oldukça azalan gitar bazlı rock müziğin anaakımdaki en harbici isimleri olmayı başardılar. Soul ve R&B’ye göz kıptıkları hit üzerine hit çıkaran AM’den 5 yıl sonra Tranquility Base Hotel & Casino ile geri döndüler. Arctic Monkeys’in müziğe yaklaşımında bir değişimin hissedildiği albüm ve grubun kariyeri üzerine yazımız aşağıdadır.

Geçen The Guardian’da ilginç bir haber vardı. Gitar dünyasının devlerinden Gibson’ın iflas koruma isteğinden bahsediyordu. Asıl neden olarak elektronik enstrüman işine girip rekabette başarılı olamadıkları söylense de satır aralarında; “gitar satışlarının da eskisine göre oldukça azaldığını, gençlerin artık Ableton gibi bilgisayar bazlı enstrümanlara ilgi gösterdiğini” okuyabiliyordunuz. Hatta bir diğer gitar devi Fender de finansal sorunlarla uğraşmaktaydı. Yazının hatırına biraz da kullanıyorum aslında. Bazılarının da dediğine göre iki büyük firma hali hazırda yeterince büyükler ve yakın gelecekte batmayacaklardır. Ama bu tip haberler bile gitarın müzikle eş anlamlı olduğu zamanları geçtiğimizi gösteriyor.
 
Bu durum şaşırtıcı gelmiyor aslında. Rock müziğin anaakımın zirve tarzı olduğu dönemlerin üzerinden uzun zaman geçti (hatta tam 27 yıl). Son on yılda folk, indie, rap, synth pop hepsi güçlü anlar yaşadılar, yaşıyorlar ama bildiğimiz anlamıyla rock star hikâyeleri sona erdi. (Pete Doherty’le mi?) Sosyal medya sayesinde artık o ulaşılmaz yıldız olgusu anlamsız kaldı. Hepimiz star olabiliyoruz artık. Rock n’ Roll bolca tekrar biraraya gelme konserleri, geri dönüş denemelerinin baskın olduğu nostaljik bir türe dönüşmeye başladı.
 
Arctic Monkeys bu atmosferde farklı bir yerde duruyor. 2006’da henüz 19’larındayken Turner’ın başta olmak üzere sempatiklikleri (garip bir benzetme olacak belki ama Turner, müziğin Messi’si gibiydi) benzer tarzdaki isimlerden hemen ayırdı onları. Bir nevi, küçük ölçekte tabii, The Beatles’ın ayrışması gibi. 2006’da gitar grupları kaybolmamıştı ortadan daha ama iyi olanlara sıkıca tutunmak iç güdüsü hâkimdi. Yeni albümün güzel açılış şarkısı “Star Treatment”da dediği gibi 15 yaşlarında “The Strokes’ta olmak isterdim,” diye düşünen Sheffield’lı ergenlerin İngiltere’den tepkisi gibiydiler. Bir saniye önceki kuşağın popüler rock işlerinin organik bir devamı. Bugünde baktığınızda ilk albümlerini ne kadar çocukça olduğunu görmek de eğlenceli: Whatever People Say I Am, That’s What I’m Not (İnsanlar ne olduğumu söylüyorsa, ben o değilim) ve Favorite Worst Nightmare (En sevilen en kötü kabus). Heh he. Her iki albüm de nahif şarkıların bulunduğu, pek hızlı ve eğlenceli çalışmalardı. Onlarda The Smiths’i ve The Jam’i; The Strokes ve The Beatles’ı görebiliyordunuz.3. albüm Humbug kritik bir eşikti onlar için. Queens of the Stone Age’in esas adamı Josh Homme’yle beraber Kaliforniya’daki ünlü Rancho De La Luna stüdyolarında kaydettiler. Sonuç gözümde açık bir başarıydı. Monkeys ritmini biraz düşürmüş daha sofistike, daha özgün şarkılarla karşımıza çıkmıştı. Ki bir sene önce Turner hali hazırda Miles Kane ile çok başarılı The Last Shadow Puppets projesinin de ilk albümüne imza atmıştı. Bu yan proje de neredeyse Monkeys’le rekabet edebilecek tanınırlılıktaydı. 2011’de gelen Suck it and See iyi eleştiriler alsa da nedense hiç ilgimi çekmemiş bir albümdü. Grup 27 yaşlarını, bağımlılıklarla sağlığını kaybetmemiş veya intihar düşünceli bir halde geçirmediğini anlayınca bunu AM ile kutladı 2013’te. Grubun şu ana kadarki başyapıtı karşımızdaydı. Kendi deyimleriyle “Black Sabbath ve Outkast’i” birleştiren çok farklı tarzlara grubun kendine özgü dokunuşlar barındıran albüm şarkı sözü klasmanında yine biraz ergen hedef kitleli olsa da sound olarak çok bütünlüklü hatta belki biraz Bowie’sel ürünleriydi. AM’in de Rancho De La Luna’da kaydedildiğini ve Homme’nin de, resmen olmasa da, geri vokallerinin yanı sıra albüme kenardan destek hatırladığını unutmayalım. Mekân çaldırıyor demek ki. Aradan 5 yıl geçti. Bu dönemde grubun Turner’dan sonraki en görünen ismi ve yetenekli davulcu Matt Helders, Iggy Pop’un son albümü Post-Pop Depression, Lady Gaga’nın 2016 albümü (!) gibi işlerde yer aldı. Alex Turner, 2016’da Miles Kane ile bir The Last Shadow Puppets albümü daha yayınladı ki bende ilki kadar heyecan uyandırmadığını söylemeliyim.

Gelelim Tranquility Base Hotel & Casino’ya, Piyano ağırlıklı, fütüristik sözlü, düşük metronomlu şarkların olduğu son albümlerine. Alex Turner ve ekibinin erken yaşta kazandıkları anaakım şöhret onlarda “kontrollü olma” refleksini geliştirmiş olması doğal. Bu yüzden bu albümdeki gibi bir şekil değiştirme çabasında gereğinden fazla tutuculuk var. Tranquility Base Hotel & Casino’da akıllarındaki sound’u aslında anlayabiliyorsunuz ama bunun için her daim iyi ve dikkat çekici fikirlere sahip gibi değiller. Yani şöyle bir dilemmaya düşüyorsunuz; “Evet Arctic Monkeys değişim geçirmeli Humbug’daki gibi popülerliği takmamalı”, bir yandan da “ama AM’de en iyi albümleriydi ve gayet pop bir işti”. Tabii AM gibi hit’i bol bir albüm her zaman çıkmıyor, cephaneleri şimdilik azalmış olabilir. Albümün piyano üzerinden oluşturulması hadisesini biraz Thom Yorke’un Kid A sürecine benzetiyorum. Yorke da benzer yaşlardaydı gitarı arka plana koyduğunda. Bu belki de klişeleşmiş doğal bir süreçtir. Tabii Kid A daha iyi bir geçiş albümüydü. Turner albümde sözlere yüklenmiş, fazla enstrümantal alan bulamıyorsunuz. Morrissey’i hemen akla getiriyor bun anlamda. Arada The Doors, The Beatles ve Captain Beefheart gibi eskiye referanslar da seçiliyor. Albümün iyi yanlarından biri ise Alex Turner’ın vokali. Sürekli farklı tarzlar denemesiyle gayet esnek ve şarkılara kolay adapte olan ve hatta taşıyıcı görevi gören bir sesi var. Morrissey burada gene aklımıza geliyor. Hatta Style Council’e dönmek de onlar için iyi bir fikir olabilirdi. Çabayı takdir edelim. Metronomu düşürmek her müzisyen için zordur.
 
Arctic Monkeys’in bir yol ayrımına geldiğini söylemek lazım. Alex Turner’ın yön göstericiliğinde bir külliyata mı devam ederler yoksa belli bir süre ayrı mı kalırlar bilemiyorum. Albüme eleştiriler genelde fena olmadığı için (kalitesini abartanlar olduğu kadar yerin dibine batıranlar da var) belki onlar için her şey iyi gidiyor da olabilir. Hatta plak satışları ilk günlerde rekor bile kırmış. Belki de bu tarz gruplara o kadar aç ki toplum, her albümünü “bizimle kalın” şevkiyle beğeniyorlardır. Her neyse; henüz 32 yaşlarında oldukları ve ama öyle ama böyle 6 ilgi çekici albümleri olduğu gerçek. Bolca öveceğimizi bir tanesi daha için çok da aceleci olmaya gerek yok.
 
Arctic Monkeys Playlist:
.Bad Woman
.Dance Little Liar
.Knee Socks
.Brianstorm
.Do Me a Favour
.When the Sun Goes Down
.Arabella
.Fireside
.My Propeller
.Red Right Hand khgv@hotmail.com