İYİ DE BU KOŞTURAN KİM?


Ezgi Ergenel

Herhangi bir şekilde gördüğün, yaşadığın veya duyduğun bir şey sana özeldir. Kendi algılayış şeklinle kendine bir evren yaratırsın. Onun için evrende algıladığın her şey sana özeldir.” - Douglas Adams, Otostopçunun Galaksi Rehberi

Hayatımız boyunca çoğu zaman önümüze arkamıza bakmadan koşuştururuz. Zaman zaman durup düşünürüz; “Koştur koştur yaşam boştur.” İyi de bu koşturan kim? Ben kimim? Yanımdaki insanlar kim? Neden onlarla birlikteyim? Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Nelerden kaçıyor, nelere koşuyoruz? Hangi isteklerimize ulaşmak istiyoruz? Hangi amaçların ardındayız? İsteklerimize, amaçlarımıza uygun yaşıyor muyuz? Yaşayabiliyor muyuz? Elimizde, önümüzde amaçlarımızı gerçekleştirecek hangi araçlar, hangi yollar, hangi yöntemler var? Diye sorarız, sormuyorsak sormalıyız.
 
Ben neyim/kimim? Öteki insanlarla ortak yanlarım ne, farkım ne? Biz insanlar öteki canlılardan neden farklı davranmaktayız? Onlardan neyimiz eksik, neyimiz fazla? Öteki canlılarla ilişkimiz nasıl, nasıl olmalı?
 
Genellikle, uzak geçmişimizi pek bilmeden, yakın geleceğimizi pek düşünmeden yaşamaktayız. Bu nedenle, içinde bulunduğumuz konumu pek algılayamamaktayız.
 
Gezegendeki varlığımızla ilgili de bir algılayamama durumu var sanki. Yani insanın dünyadaki durumu doğal olmayan, anti-doğal bir durum gibi... İnsanoğlu dünyevi bir yaratık gibi görünmüyor; dünyanın koşullarına ve ortamlarına uyum sağlamak yerine, bu doğal koşulları ve çevresini kendisi için uygun hale getirmeye çalışıyor.
 
İnsanların büyük çoğunluğu, insan yapımı eserlerin doğanın üretebileceği her şeyden daha iyi olduğu izlenimine kapılıyorlar, böylece insan ırkının diğer üyeleri tarafından yapılan şeyleri doğal gıdaların, süreçlerin, ortamların yerine koyuyor ve diğer her şeyi reddediyorlar.İnsanın yaşadığımız yüzyılda son durumu maalesef yok etme, manipülasyon, cehalet, aptallık, ikiyüzlülük, kötülük, samimiyetsizlik ve daha birçok başarısızlıklarla dolu. Uzun bir liste yapabiliriz; ama yine maalesef insan ne olduğunu görmek için çok kör.
 
Yine de toplumun yarattığı iplerden kurtulamayız belki ama hepimiz kendimiz olmanın daha başka yollarını bulabiliriz. Sonuçta hep birlikte bu dünyada yaşamak zorundayız. Bunu olabildiğince keyifli bir deneyim haline getirebiliriz.
 
İnsan hiçbir zaman dinginliğe ulaşamayan bir canlı. Ne zaman karnı tok bir kedi gibi gölgeye uzanıp devinimsiz durabiliyoruz ki? Bedenimiz dursa kafamızın içi hiç durup durulmuyor. Günden güne, yıldan yıla, saatten saate değişen bir çizelgeye döksek durumumuzu, sürekli birbiri ardına baskın çıktığını görürüz.
 
Daima iyi olma hayalimizi gerçekleştirmeye yönelik çabalarımıza kendimiz olmayı da eklemeliyiz. Bir insanın değer üretmek için her zaman özgür olması gerektiğini düşünüyorum.
 
Herkesin senden hoşlanmasını bekleyemezsin. Kusurlar, toplumun her şeyden daha fazla reddetme eğiliminde olduğu şeylerdir. İçinizde sizi çok güzel kılan kusurlar olduğunu bilirsiniz, sizi siz yapan bu şeydir.
 
Kimi inandırman gerekiyor? Toplumun ölçeceği kadar çok insanın “mükemmel” olduğunu söyleyemeyiz. Eğer kendinizi başka insanlar için taklit ederseniz, onlarla ve kuyruğunuzda kendinizle ne kadar mutlu olursanız olun, sahte olmanız gerekir.
 
Hiçbir insan mükemmel değildir, evet. Hepimizin izleri/kusurları vardır. Başkalarının bir başkası olarak kendi yollarına sahip olduklarını görmek, kendinizi, yolunuzu değiştirmeniz gerektiğini düşünmeniz anlamına gelmez. Farklı biri gibi davranmaya çalışsanız bile olmak istediğiniz o kişi gibi olamayacaksınız. Bu yüzden, teknik olarak daha kolay ve daha az stresli olan, kendiniz olmak. Ve daha mutlu.
 
Ama hepimiz gerçekten mükemmel olmak istiyoruz, olmasa da.
 
“Bana kalsa ona Dünya’nın sonu gelene kadar güvenirdim,” dedi Ford.
“Ya öyle mi,” dedi Arthur, “Peki, Dünya’nın sonuna ne kadar kaldı?”
“Yaklaşık on iki dakika kadar,” dedi Ford.
Douglas Adams – Otostopçunun Galaksi Rehberi ezgiergenel@gmail.com