UZAYLI


Övünç Üster
İnsan; bütün hayvanların dengesiz bir bütünü. Köpek gibi sadık, katır gibi inatçı, deve gibi sabırlı, inek gibi masum, kedi gibi gizemli, yılan gibi sinsi, boğa gibi kızgın, kelebek gibi hafif, fil gibi ağır. İyisiyle kötüsüyle, ne var ne yoksa; akışkan, durgun, tutarsız, kararlı... Aptal ve zeki, akıllı ve salak, gaddar ve sevecen, suçlu ve masum…
 
Birbirine zıt halleri aynı anda barındıran, bir uçtan diğerine savrula savrula, düşe kalka öğrenen, hep dengesini arayan, bir türlü tam bulamayan, bulsa da kaybeden, döne döne aynı yollardan geçip, tekrar tekrar aynı hataları yapıp, her defasında başka dersler alan…
 
Her gün yeniden başlıyor hayata, her gün sıfırdan. Dün yaşadıklarını unutuyor her gece ve yeniden doğar gibi uyanıyor güne. Geriye doğru hatırlıyor her sabah; nerede olduğunu, kim olduğunu, neler yaptığını… Sonra geleceği hatırlamaya başlıyor zihni; takvimi, gideceği yerleri, yapacağı işleri, aldığı sorumlulukları… Geçmişe kafa yordukça dertlenip, geleceği düşündükçe kaygılanıyor ruhu. Şimdi, huzurlu olmak için ideal olan yer. Zaten başka bir hal de yok aslında; zaman dediğin önü arkası olan bir şey değil. Şimdi gel de bunu insana anlat...
 
Seçim yapıyor insan; mavi ya da kırmızı, olmadı mor. Bir karar veriyor, ama ne fayda, iki dakikada tam tersine dönebiliyor yönü. Fikriyle zikri birbirini tutarsa ne âlâ. Tutmadığı zaman karışıyor işleri. Kendini ikna etmekte ustalaşıyor insan, başkasını kandırmakta üstüne yok. Aklına yatanı kalbi inkâr edebiliyor. Yüreğinin götürdüğü yere vardığında bir de bakmış, gönlü geçmiş.
 
Duyguları var insanın. Temel duyguları, hayvanlardaki gibi; korku, öfke, sevinç, şaşkınlık… Basit duyguların ötesinde, hisleri de var insanın, ki onlar insanı insan yapıyor: Komplike şeyler hissedebiliyor insan. Hayal kırıklığına uğradığı için kendini çaresiz hissetmesi, o durumdan bir çıkış yolu bulamadığı için öfkelenmesi mümkün. Duygu dilini bilemediğinde saldırgan, hislerini anlayıp dillendirmeyi öğrendikçe sakin. Hiç kullanılmamış bir kutu kibrit gibi hissettiği için hüzünlenmesi, çok küçükken canına okumuş birini hatırlattığı için biraz evvel tanıştığı birinden hoşlanmaması ve asıl nedenin bu olduğunun farkına bile varmaması doğal. Ne hissettiğini bilemediğinde kayıp, ne istediğini bulduğunda emin...
Dünyada doğup büyümüş olması, dünyalı saymaya yetmiyor insanı; neresinden baksan uzaylı. Başını göğe kaldırdığında gördüğü kadar derin içindeki boşluğu. Hızı artarak genişleyen bir uzayda, girdaplı galaksilerin birinin içinde, cayır cayır yanan bir güneşin etrafında, dönüp duran bir gezegenin üstünde…
 
Kendini sanıyor insan. Aynaya bakınca gördüğü şey sanıyor kendini mesela, oysa diğerleri “tam” tersini görüyor ona bakınca. Gördüğünü sanıyor, oysa yansıtıyor, hep kendi gerçeğini. Birinin harika bulduğunu öteki iğrenç bulabiliyor. Aynı şeye bakan iki insan bambaşka şeyler görebiliyor. İyi bir şey yapmaya niyetlendiğinde berbat bir halt yemiş bulabiliyor kendini. Kaş yaparken göz çıkarması olağan...
 
Sevmeyi biliyor insan, sevmeden edemiyor, asıl gücü, en büyük gücü bu aslında, ne kadar söylense az. Sevemediğinde üşüyor kalbi, sevmeye başladığında sıcacık. Nefret etmek doğasında yok; sevginin yokluğu nefret diye bildiği. Sebepsiz, anlamsız, mantıksız bile olsa sevebiliyor, bir açıklaması olmadan, bir nedeni, amacı ya da çıkarı olmadan; gülümsemeye yatkın, somurtmaya gönülsüz...
 
Sağ kalmak en büyük derdi. Karnı tok, sırtı pekse, keyfi de yerinde. Susuz kalınca başı ağrıyor, aldığı ilaçtan ziyade içtiği suyun işine yaradığını bilmeden. Yorgunken huysuz, hevesliyken coşkulu, kapana kısıldığında tehlikeli…
 
Bütün yaptıkları dönüp dolaşıp cinsel arzularına bağlanıyor; cinsiyetin ötesinde, cinsel dürtülerine. Yolları delen arabalarla, gökleri delen binalarda tatmin olma arzusunu arayan erkekler var, gördüğü her kediyi sevip beslemeden rahat edemeyen kadınlar...
 
Gizemli ve bariz, güçlü ve zayıf, cesur ve korkak, zavallı ve kadir, bencil ve yardımsever. Bazen iyi bazen kötü değil: Hem iyi, hem kötü…
 
Yargılamak yerine anlayışlı olmayı, suçlamak yerine kendi payını bulmayı, mükemmele zorlamak yerine elinden geleni yapmayı becerdiğinde sakin, barışçıl, memnun...
 
Biri olmadan diğerini bilemeyen bir acayip yaratık. Her seferinde yanılan, buna rağmen vazgeçmeyen, bir garip yolcu. Şefkate aç, onaylanmaya muhtaç, bir tuhaf gezgin. ovunchster@gmail.com