HAYALETİ OLMUŞ İNSAN İNSANIN


Müge Ersan
Hayran kalınacak (1) çok şey varsa da
En HAYRAN KALINACAK varlık İNSANdır.
Derin ve kabarık dalgaların
arasından süzülerek
güney rüzgârlarıyla
köpüren DERYALARI AŞAR.
Yıllar yılı ileri geri sürerek
atların çektiği kara sabanını,
tanrıların anası Gea’yı dize getirir.
Sık örülmüş ağlarıyla
gökyüzünde bilinçsizce
süzülen KUŞ SÜRÜLERİNİ
vahşi HAYVAN MİLLETİNİ,
DENİZİN ENVAİ MAHLUKATLARINI AVLAR.
Cin gibidir, dağların yabanlarını
KURNAZLIĞIYLA KANDIRIR
ve uzun yeleli atlarla
yorulmak bilmez BOĞALARI
VURUR BOYUNDURUĞA.
Konuşmayı ve rüzgâr kadar hafif
düşüncelerini geliştirdi, KENTLERDE
YAŞAMANIN ARZUSUNU DUYDU,
kışların dondurucu ayazından,
inatçı yağmurun oklarından
KORUNMAYI BAŞARDI.
İNSAN, KENDİNE İNSAN olmayı öğretti.
Her derdine çare buldu,
yarınlar onu gafil avlayamaz.
Ama onulmaz illetlere deva
bulduğu halde bir tek Hades’ten (2)
sakınmanın bulamadı yolunu.
Akla hayale gelmez icatlar
tasarlayacak kadar ZEKÂSI VARSA DA
nedense BİR KÖTÜYE BİR İYİYE MEYLEDER.
İnsanların yasalarıyla tanrıların
yeminlerle korunan adaletine
saygı gösterirse
yükselir kentin içinde,
bilinçli olarak KÖTÜYÜ SEÇMEYE
CÜRET EDERSE KENTSİZ KALIR.
Soframda yeri yok, düşüncelerine
değer vermem böyle bir insanın. (3)
 
Diyelim ki; bundan iki bin, hatta iki bin beş yüz yıl önce Sophokles’in yazdığı Antigone’deki insan hâlâ insanmış. Diyelim ki; hâlâ ne kentler kurmaktan ne de kendinden başka her türlü mahlukatın peşinde koşmaktan vazgeçmiyormuş. Diyelim ki; insan, insan olmanın verdiği kompleksten bir türlü  kurtulamıyormuş. Diyelim ki; o zamanlar çokça sayıdaki Tanrı’dan korkan insanlar hâlâ aynı korkulara yenik düşüyorlarmış. E madem bu kadar dedik, hadi oradan da diyelim bari. Hadi oradan... Hadi oradan değil de biraz da şuradan anlatalım diyelim... E, malum kentler değişmiş, Tanrılar da ve tabii korkular da değişmiş. Daha ne olsun da diyelim o vakit yeri gelmişken. Yalnız diyelim... bir insanın en büyük korkusu bir başka insan olmuşsa eğer...
 
Yok, yok en iyisi öyle demeyelim de hemen, şöyle diyelim; bunca geçmiş gitmiş birçok insan soyu, çok mu değersizmiş ki göçmüş gitmiş, yoksa bazı insanlar bazı insanlardan daha mı üstünmüş ki onların bu dünyadan göçmesine neden olmuş? Sorulara takılmayalım da diyelim tabii. Peki diyelim ki; bu zamanlarda ya da göstermek gibi olmasın şu zamanlarda kapısını sıkı sıkı kapatmaya alışmış insan kendini, kendi kentinin içindeki kötülükten korumayı başarıyormuş da bir başkasının aynı korunma isteğini hiçe sayabiliyormuş. Hades derler, ölüler diyarı, hiç olmadığı kadar dolup taşıyormuş da hâlâ oraya gitmemiş olanların en büyük çekincesi olur da birinin oradan dönüp gelmesiymiş.Bir insan bir insanla hiç konuşmadan, gülmeden, ağlamadan hatta hiç bakışmadan gününü geçirebiliyormuş da, bir insan bir başka insanı gördüğünde onun ölüler diyarından gelmiş olma ihtimalini aklından hiç çıkaramıyormuş. İnsan insanın ne olduğunu biliyor olmasına rağmen hâlâ diğerine nereden gelip nereye gittiğini, neden bu geçtiği yolu tercih ettiğini, neden yola bu saatte çıktığını, neden bindiği aracı tercih ettiğini de sormadan edemiyormuş. Demişler ki, hatta hâlâ kimi zaman derler ki, insan ölüme bile meydan okur hale gelmiş de ölüye yine hep bir çekinerek bakmış. Bunca yıllar boyunca hiçbir ölünün canlılar diyarına döndüğünü gören olmadıysa da hep bir duvarın köşesinden aniden çıkacak bir hayalet gibi bakar olmuş insan döndüğü her köşeden karşısına çıkana.
 
O yüzden bu duvarlar tekrar tekrar yıkılmalı ve hep yenileri daha yenileri kurulmalıymış artık. Böylece nasıl insanlar çoğaldıysa, köşeler de çoğalmış, duvarlar da, kentler de ve hayaletler de... Kimin ölü kimin canlı olduğunun bile bir bakışta anlaşılamadığı, haşa bu değil, şu dünyada insan hep o duvarların altında kalma korkusuyla yeni duvarlar yapmış. Hep o hayaletin bir gün gelme riskiyle duvarları daha da yükseltmiş. Yaşama tutunan değil ölümden kaçılan kentler oluşturmuş. Bir insanın bir insana yapacağının en kötüsünü yaparak kentsizleştirmiş onu, yurtsuzlaştırmış. İnsan böylece her gün biraz daha insandan uzaklaşmış. Hayaleti olmuş insan insanın... Ne zaman nerede karşına çıkacak diye endişelendiğinden kendini sadece kendine saklıyormuş insan artık. Kendini sadece...
 

(1) Sophokles burada “deinon” kelimesi kullanmıştır. Bu kelime Türkçeye; hayranlık uyandıran, korku ve huşu veren, insan aklının alamayacağı, tekinsiz, olağanüstü ya da mucizevi olarak çevrilmiştir.
(2) Antik Yunan’da ölümden sonra gidilecek yer.
(3) Sophokles. Antigone, Çev: Ari Çokona, İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2014

muge.ersan@gmail.com