Mavis ve Bettye: Genç Ruhlar


Utkan Çınar

Bu ay bu sayfalarda size biri 72, diğeri 79 yaşında olan ama bu yıl ve geçtiğimiz 10 yılda yaptıkları harika albümlerle hiç taça giden iş yapmamış iki hanımefendiden, Bettye LaVette ve Mavis Staples’dan bahsetmek isteriz. Özellikle Mavis ‘60’lar ve ‘70’lerde babası ve kardeşleriyle oluşturduğu The Staples Singers ile büyük başarılar elde etmişti. LaVette ise görece tanınırlığını son yıllarda yakalamış bir ses. Son yıllarda yayınladıkları, usta müzisyen ve prodüktörlerle kotardıkları cover ağırlıklı albümleriyle blues ve soul’un günümüzde hakkını veren en önemli seslerin hikâyeleri için buyurun yan tarafa...

Büyüğe hürmetten Mavis Staples ile başlayalım. Daha 11 yaşında, 1950’de babası Roebuck Staples’ın 3 kızı ve bir oğluyla kurduğu The Staples Singers’la kariyerine başladı. Babasının Martin Luther King ile olan yakınlığı, onların o dönemin sivil haklar hareketinde de ön plandaki simalar olmalarını sağladı. Bob Dylan ve Stephen Stills gibi isimlerin protest şarkılarını yorumlayarak başarı elde ettiler. Hatta bundan 55 sene (!) evvel Bob Dylan’ın Roebuck’tan Mavis’i istediği ama Mavis’in “Fazla genciz,” diyerek bunu reddettiğini biliyoruz. (İkilinin uzun yıllardan sonra geçen Ekim’de Dylan’ın turnesinde beraber sahneye çıktıklarını da belirtelim.) O dönemlerde ortaya çıkan her müzisyen gibi ’80 ve ‘90’larda bir duraklama dönemine girerken gene de 1989 ve 1993’te Prince’in prodüktörlüğünde ve Prince’in ünlü stüdyosu Paisley Park’ta kaydedilmiş 2 albüm yayınladı. Staples’ın vokali gene gayet iyi olsa da Prince’in kendi stiline fazla yakın sound’uyla çok da uyumlu bir iş çıkmadı ortaya. Kariyerinin son parlak dönemi ise 2004’teki Have A Little Faith ile başlarken, aynı sene efsane caz gitaristi John Scofield ile Ray Charles anısına yayınlanan bir toplamada yer aldı ve gene Scofield ile turneye çıktı. Staples’ın geçmişten gelen yüksek profilinin onun hep üst düzey isimlerle çalışmasını sağladığını görüyoruz. 2007’de, günümüze kadarki işlerini yayınlayacağı, ANTI- Records’dan ilk albümü We’ll Never Turn Back, Buena Vista Social Club projesiyle tanıdığımız Ry Cooder’ın desteğiye geldi. ’50 ve ‘60’lardaki sivil haklar mücadelesini konu alan anonim şarkıların ağırlıkta olduğu albüm birçok yayında yılın en iyilerinden biri olarak anıldı ve günümüze kadar sürecek olan pek verimli dönemin de kapısını araladı. Ardından Staples’ın bu yeniden doğuşunun zirve anları olan, Grammy de kazanan You Are Not Alone ile One True Vine geldi. Wilco’nun şefi Jeff Tweedy’nin prodüksiyonunu yaptığı albümler hakikaten müthişler. Her iki albümde de cover’lar ağırlıkta olsa da Tweedy’nin bestelerinin kalitesi de onlardan eksik kalmıyor. Beyaz bir alternatif rockçı olarak Staples’ın potansiyeline tam tamına uyan albümler yapabilmiş olması onun açık kafasının göstergesi. Albümlerde ayrıca çok fazla bilinmeyen Randy Newman, Allen Toussaint, Nick Lowe, John Fogerty yorumları var. 2015’teki Livin’ on a High Note ise gene nazaran genç, yetenekli bir şarkıyazarı ve prodüktör olan M. Ward önderliğinde kotarıldı. Tune-Yards’dan Merrill Garbus, Bon Iver’den Justin Vernon, Nick Cave, Ben Harper gibi gayet yüksek profil isimlerin Staples için yazdıkları şarkılardan oluşan albümün favorim olduğunu söylemeliyim. Özellikle Vernon’un yazdığı “Dedicated” harika. Albümde Mavis’in pozitif yaklaşımı tüm gücüyle hissediliyor. Ve gelelim geçen kasımda yayınlanan If All I Was Was Black’e. Bu kez tamamen orijinal Jeff Tweedy bestelerinden oluşuyor albüm. Öncekiler kadar çabukça sizi sarmasa da gene kalburüstü. Bu arada Tweedy’nin yanı sıra 2010’daki You Are Not Alone’dan beri gitaristliğini yapan yetenekli blues gitaristi Rick Holmstrom’ün adını anmalı. Evet Mavis tabii ki gençliğindeki gibi* tınlamıyor. Çok daha kalın ve pürüzlü bir sesi var. Ama duygusu ve ruhu hâlâ çok güçlü.Bettye LaVette ise Staples’a göre daha düşük profilli bir geçmişten geliyor. Detroit çıkışlı şarkıcı ‘60’larda henüz 16 yaşındayken bir hit’e sahipti. Birkaç sene sonra en popüler şarkısı diyebileceğimiz “Let Me Down Easy” (1990’daki tekrar kaydı da harikadır) ile listelere girdi. ‘70’lerde Motown ve disco ortamlarında işler yaptı. ‘80’lerde ise 6 yıl boyunca Broadway müzikali Bubbling Brown Sugar’da yer almak için kayıt yapmayı bıraktı. 20. yüzyıldaki son albümünü 1990’da Not Gonna Happen Twice adıyla yayınladı. Geri dönüşünü 2003’teki A Woman Like Me olarak gördüğünü söylese de bizim radarlarımıza girişi 2005’te Karga’nın has adamlarından Joe Henry’nin** prodüksiyonuyla yayınlanan I’ve Got My Own Hell to Raise ile oldu. (Staples gibi ANTI-‘den yayınlandı bu dönemdeki albümleri.) Cazdan blues’a ve soul’a çok geniş bir yelpazeye hakim olan Henry’nin başarılı yönetimiyle kanımca LaVette’nin en iyi işi olarak yerini aldı külliyatında. Albümde dönemin önde gelen kadın şarkıyazarları Aimee Mann, Sinead O’Connor, Fiona Apple gibi isimlerin eserlerini yorumladı. 2007’de bu kez dönemin revaçta alt-rock’çıları Drive-By Truckers ile çalıştı. Grubun lideri Patterson Hood’un prodüksiyon görevini üstlendiği The Scene of the Crime'da Spooner Oldham gibi bir efsane piyanist de yer aldı. Alabama, Muscle Shoals’daki efsanevi stüdyo FAME’de kaydedilen çalışmada bu kez Elton John, Ray Charles, Don Henley, Willie Nelson gibi isimlerden şarkıları yorumladı. 2010’da pusulasını İngiliz müziğine çeviren LaVette, Interpretations: The British Rock Songbook adını taşıyan albümünde Led Zeppelin, The Beatles, The Who ve The Rolling Stones’dan cover’larla karşımızdaydı. Özellikle daha popülerleri yerine Led Zep’ten “All of My Love”, Stones’dan “Salt of the Earth”, The Who’dan “Love Reign Over Me” gibi şarkıları seçmesi müzik zevklerimizin de uyuştuğunun kanıtıydı. 2012’de topraklarına geri döndü ve Norah Jones, k.d. lang gibilerle çalışmış Craig Street’in prodüksiyonuyla Thankful N’ Thoughtful’u yayınladı. The Black Keys’den (“I’m Not the One” herhalde LaVette’nin en çok bilinen şarkılarından biri olarak tarihe geçebilir), Sly Stone’a, Gnarls Barkley’den Tom Waits’e gene şarkı seçimi tam isabetti. 2015’te Joe Henry ile ikinci birliktelik olan Worthy geldi. Bu sefer de Dylan, Beatles yorumlarının yanı sıra Henry’nin kendi klasiği “Stop” gibi şarkılar yer alıyordu. Ve sonunda geçen ay bu kez tamamen Bob Dylan yorumlarına dayalı Things Have Changed ile çıkageldi. ‘70’lerden beri The Blues Brothers’dan Don Cherry’e; Eric Clapton’dan Donald Fagen ve John Scofield’e muazzam bir kariyeri olan davulcu Steve Jordan prodüktörlüğünde hazırlanan albüm, gene Dylan ile çalışmış Larry Campbell; Jordan’a yakın genişlikte bir portfolyoya sahip basçı Pino Palladino gibi harika kayıt müzisyenleriyle çok başarılı bir iş. Hatta Keith Richards bile gözüküyor arada. Albümde Dylan’ın tüm kariyerinden şarkılar seçilmiş ama özellikle “Ain’t Talkin”i LaVette’den dinlemek ayrı bir keyif. Zaten LaVette’nin gücü de burada. Cover söylemesi şarkıların orijinallerini unutmamızı veya karşılaştırmamızı gerektirmiyor. Onları hem sahipleniyor hem de mesafesini koruyor.LaVette ve Staples’ın bu yaratıcı dönemlerini biraz da Amy Winehouse’a bağlamak da çok yanlış olmaz sanırım. Winehouse’un 2000’lerin sonlarında tek başına geçer akçe haline getirdiği blues-caz soslu soul stile benzer işler yapmaktalar. Winehouse etkilendiği isimlerin tekrar albümler yapabilmelerine ve bunların geniş kitlelere ulaşabilmelerine olanak sağladı. Maalesef Winehouse aramızda çok kısa süre kalabildi. LaVette ve Staples ise yaşlarının olgunluğuyla çok daha kendi hallerinde ve müziği ön planda tutarak duyurabiliyorlar seslerini. Her ikisi de günümüzün işinin ehli isimleriyle çalışarak tarzlarının kaliteli örneklerini verdiler. Tweedy, Henry gibi adamlar onların müziğini anlıyor ve günümüzün teknolojileriyle nasıl kotarabileceklerini iyi biliyorlar. Albümlerindeki enstrüman kayıtları o şarkılar için mükemmele yakın. Uzun yıllar keyifle dinleyebileceğimiz işler bırakıyorlar arkalarında.
 
*Özellikle Martin Scorsese’nin 1976’da çektiği The Band’in veda konseri filmi The Last Waltz’daki, rahatlıkla en ünlü The Band şarkısı diyebileceğimiz “The Weight”e yaptığı katkıları YouTube’de bulabilirsiniz.
**Joe Henry’nin bu tarz eski isimlerle çalışma tecrübesi LaVette ile sınırlı değil. Hepsi de artık 80’ine yaklaşmış olan soul efsaneleri Solomon Burke (2002’deki Don’t Give Up On Me), Aaron Neville (2010’daki I’ve Been Changed), Allen Toussaint (Sonuncusu 2016 tarihli American Tunes olmak üzere 3 albüm) ve folk cenahından Ramblin’ Jack Elliott, Joan Baez gibilerle de güzel işler yaptı.
 
YN: HBO’nun Mavis Staples üzerine Mavis! adında bir belgeseli de var. 2015 tarihli yapım Staples’ın günümüze kadarki kariyerini oldukça keyifli bir şekilde anlatıyor. khgv@hotmail.com