BİZ VAR YA BİZ...


Pınar Deniz
Biz Türkler pek severiz kendimize misafirperver demeyi. Olmayı pek beceremediği şeyleri özelliğiymiş gibi söylemeyi seven insanlarımız vardır. Oysa öyle her misafir güzel ağırlanmaz ülkemizde, hatta bazısı kovmaktan beter edilir. Dünyanın en çirkin afişleri hazırlanır onlar malzeme yapılarak ve bu afişler utanmadan sosyal medyada paylaşılır. Bizim perveri olduğumuz misafir -perver koruyan, gözeten demektir- başkadır, ülkesinden kaçan mülteciler başka örneğin.
 
Misafir dediğin öyle savaştan filan kaçmaz kardeşim. Çocuğunu çoluğunu, sevdiği kim varsa onu kaybetmek pahasına ülkesinde kalır, savaşa katılır. Yok öyle dava; işini, evini kaybedip hemen sınıra koşmak da neyin nesi, kalıp savaşacaksın. Korkandan, savaştan kaçandan hiç hazzetmeyen bir milletizdir.
 
Savaşır ya da savaşın ortasında sağ kalır, sonra turist olarak gelirsen memleketimize, işte o zaman gerçekten misafir ederiz seni. Yerin başımızın üzeri olur. Başını döndürürüz, öyle bir severiz ki seni “Türk insanı bambaşka,” dersin ülkene döndüğünde.
 
Severiz yaratılanı yaradandan ötürü. Eşcinseller, travestiler, transseksüeller hariç tabii. İki erkeğin, iki kadının birlikteliği, birilerinin öyle hissettiği için cinsiyet değiştirmesi fikri bile tiksindirir bizi.
 
Hele bir de serbestçe dolaşacaklar ortalık yerde, olacak iş değil. Hiçbir sevecenlik bunu kaldıracak denli güçlü olamaz. Hem zaten onlar da gitsinler, özel hayatlarını evlerinde yaşasınlar. Bizim de bir örfümüz, âdetimiz, ahlak anlayışımız var. Bizim ahlakımız yüksektir hem; o evlerde, para karşılığı yattıklarımızı sokaklarda gördüğümüzde sinirlerimiz zıplar. Çoluğumuzun, çocuğumuzun ahlakı da cinsellikten örülmüş pamuk ipliğine bağlıdır zaten; bunları gördüğünde hemen bozuluverir. Hele hele iki kadın, iki erkek sarmaş dolaş; delikanlı milletizdir, yiğitliğimiz de dillere destan. Vallahi Allah yarattı demez, bir kişiye beş kişi filan...
 
Genel olarak, kendimiz gibi olanı severiz. Çocuklarımız da sadece kendileri gibi olanlarla okusun, arkadaş olsun isteriz mesela. Lafa gelince pek severiz otistikleri, sakatları, spastikleri de, iş çocuğumuzla aynı ortama girmelerine, düzenli olarak orada kalmalarına gelince, o sevimli şeyleri “yavaşlatıcı”, “dikkat dağıtıcı”, “tehlikeli” olarak tanımlamaktan imtina etmeyiz. İlkemiz küçükleri sevmektir ama taş da yerinde ağırdır, her şeyin de bir şeyi vardır yani.
 
Bir cesaretimiz, boyun eğmezliğimiz vardır ki hele, atadan kalma, dillere destan. Vapurlar, eğlence yerleri inler “Dağ başını duman almış”larla. “Kürtçe şarkı söyleyeceğim,” diyene çatal bıçak... Azınlıklar vatanı bölecek diye aklımız çıkar, vatanı parça pinçik edip satan soyguncuya emanet ederken içimiz rahat.
 
Haksızlığa karşı durmak için “Çık,” derler sokağa, “suçsuz yere insanlar yargılanıyor, kadınlar öldürülüyor, çocuklara tecavüz ediliyor”; ı-ıhhhh! Cesaret de boyun eğmezlik de bir tek takılırken, kendi aramızda.
 
Sosyal medyada paylaştıklarımıza bakınca biz Türkler acayip insanlarız. “Oraya” çıkardığımızı, indirmeyi de biliriz, bize layık olmayanı, gururla Türk’üm demeyeni mini etekli, alttan çekilmiş fotoğrafıyla alaşağı etmeyi de. Kafamızı bozmayın, türbanlıları, sakallıları Arabistan’a, sesini biraz çıkaran azınlıkları layık oldukları deliklere göndeririz bir çırpıda. Türk olmayı tek başına gurur vesilesi yapmayanları linç eder, kâğıt üzerinde yazılı özelliklerimizle övünür dururuz. Zaten çocuklara, hayvanlara tecavüz edenlerin, bunlara yıllarca şahit olup ses etmeyenlerin, yen içinde kırık kol biriktirenlerin soylarına soplarına bakın, mutlaka vardır bir karışıklık.
 
----------
 
Yahu, insana, daha doğrusu insanların bazılarına ait özellikleri toptan bir millete mâl etmek de neyin nesi? O özellikler ne olursa olsun, bu tutum eksik ve ayrımcı değil de nedir? Bu özellikleri sık sık tekrarlamanın, altını çizerek övünmenin, insanı gerçekten tanımamıza engel olmaktan ve birbirimizi pohpohlayıp durmaktan başka bir sonucu var mıdır?
 
Şartların, devrin estirdiği rüzgârın, iktidarda olanın gücünün turnusol vazifesi yaptığını, insanı nüfus kağıdında yazan aidiyetlerden daha çok ele verdiğini görmek işimize gelmiyor sanırım. Nesiller boyu kendimize atfettiklerimizle şişinmeyi de, yalanlarımızı ısıtıp ısıtıp yemeyi de fazlasıyla seviyor gibiyiz.
 
Oysa kötülüğün milliyeti yok. Dini ya da ırkı da. fpdeniz@gmail.com