Sen Yaz Ama Çok Da Takılma


Murat Mrt Seçkin
İşin doğrusunu söylemek gerekirse bu tamamen yanlış anlaşılma üzerinden çıkmış bir yazı. Aslında dosya konusuna yazı yazmayı hiç düşünmüyordum ama Utkan ve Tayfun “E Murat dosya yazacak,” deyince “Acaba dün akşam o kafa ile ne dedim ben?” isimli dizinin yeni sezonu oynamaya başladı. Tabii ki hiç sıkıntı değil. Ortaokulda yapacaklarım listesinde bir yerlere yazı yazmak vardı ve her yazıda ilk defa yapmışım gibi bir hisse kapıldığımdan biraz heyecan yaşamakta, şimdinin deyimi ile “challenge” yapmakta bir sakınca yok. Bu metni evde gece 2’den sonra hafif dağılmış bir bünyenin muhabbeti olarak okuyun. Bilen bilir çenem açılınca fena olurum.
 

Anarşiyi Yanlış Anlamış Bir Punk İçin Listenin Önemi

 
Oldum olası ajandalara dayanamam. Sağdan soldan gelsin, tatlı tasarımlı, solcu, sağcı, liberal ne olsa kabulumdür. Yeter ki boş bir defter, üstelik tarihlere göre ayrılmış olsun. O çeşit çeşit ciltler, bazılarında -mesela cetvel gibi- sürprizler, plaka numaraları, milli ve uluslararası telefon kodları, şansın varsa dünya saatleri tablosu, iyi günündeysen haritalar beni benden alırlar. Bunları kurcalayacağım diye uzun süre ajandanın boş sayfalarına giriş yapamadığım oldu.
 
Her neyse, bir şekilde bu ajandalar hiçbir zaman “bu hafta ne işin var” ya da “annenin doğum gününü unutma” tarzı asistanlar olmadılar. Daha çok “Ee, ne istiyorsun bu hayattan?” diyen uygun fiyatlı terapistler oldular. Yapacağım, yapmak istediğim veya asla yapmayacağım ama hayal etmekte sakınca göremediğim şeyleri yazdım durdum. Tüm bu listelere yazdıktan sonra genelde dönüp bakmayıp, tekrar tekrar başka listeler yaptım. Bu döngü manasız bir alışkanlığa evrildi ve liste hedefi belirlemek o kadar rutinleşti ki bir süre sonra listelerin kendisi bahane, ajandalar ise bahane aracı oldu.
 
Kendi kendime yaptığım listelere siyasi-politik-sosyal anlamlar katıp, sonrasında bunlara inanmaya bile başladım. Mesela dört maddelik bir “bunları ye” listesine geri döndüğümde “Aa bunları neden yememişim?” diye sorgulamak yerine, “Yemem tabii, sokakta bunları yiyemeyenler var, zaten bu da bilmem nenin markası, iyi ki yememişim, Özal’da bunu seviyormuş, aman” gibi savunmalar ile kendimi rahatlatmaya geçtim. Bana göre sözde koyu bir anarşist olarak ama aslında koftilikten ileri gitmeyen tavrım ile tembelliğime bahane buluyordum. Zamanla ne yaptığımı sorgulamaya ve kendime bile yalan söyleyememeye başlayınca listeleme hayatımın bu kısmını kapattım hızlıca. Eşe dosta değil de daha çok kendi kendime rezil olmamak için ya da cins birinin çıkıp “E bunların hiçbirini yapmamışsın,” diyerek sabrımı zorlamasına engel olmak için belki de, kim bilir?
 

Kısayol Kullanmayan Bir DJ İçin Listenin Önemi

 
Genel olarak kısayollara tavrım var. Nedenini bilmiyorum, hatırlamıyorum ama eminim haklı olduğum bir travma atlatmışımdır. Tabii zamanla herkesin kullandığım için dalga geçtiği Corel Draw mesailerinde isteksizce de olsa o kısayol tuşlarına başvurmak zorunda kaldım. Ama benimkisi sigara içmiyorum diyerek elektronik sigara içen bağımlının durumu kadar masum idi.
 
Uzundur mekânlarda kafama göre müzik çalıyorum. Bazı zamanlar fon müziğinden öte olmasa da kimi zaman birtakım müşteriler ile hep birlikte gaza geldiğimiz oluyor. Ayda bir gün çaldığım günlerde set öncesi fena şekilde çalışırdım. Winamp’te dinlediğim şarkılar için liste yapıp onu da programdan tekst dosyasına çevirebilecekken, pratik kullanım ve kısayol karşıtlığım nedeni ile tüm setleri listeliyordum. Bir de olmazsa olmaz şarkılarımı koyduğum alfabetik bir listem vardı.
 
Aradan zaman geçti ve bir önceki işyerimde neredeyse haftanın beş günü çalmaya başlayınca o hazırlıklar, listeler falan yalan oldu, hazırdan yeme dönemi başladı. Bugün nispeten daha az çaldığım için yine fırsat buldukça çalışıyorum. Tuttuğum listeleri koliler içinde tekrar bulduğumda ise değeri daha da arttı. Çünkü sıkıldığım için dinlemediğim bir sürü albüm ve şarkıyı yeniden hatırlamamı sağladı. Anladığın aslında hâlâ o listelerden çalıyorum. O yüzden bir türlü 2005 sonrası şarkılara geçemedim sanki.
 

Sinüzit Hastası Bir Kişi Ne Listesi Tutar

 
Yine ajandalardan bir liste;
Acı kavun dene, tuzlu su kaynat, bereni tak, acı kavun deneme çok sakat, mendil taşı, saç kurutma makinesi çok saçma...
 

Astım Hastası Bir Kişi Ne Listesi Tutar

 
Ajandadan; Ventolin al, ventolin hap al, sigara için filtre al...

Bir Yemek Bağımlısının Gizemli Hayatı

 
Eski ev arkadaşım benim tam olarak ne iş yaptığımı bilmiyordu. Zaten aramız da pek nahoştu, genel olarak, yokuz gibi davranırdık. Bir gün odama bir şey almaya girmiş ve masamın üstündeki kalın dosyaya gözü takılmış. Açınca bir bakıyor ki yılın her günü için tek tek yapılmış üç öğün ve dörder çeşitlik koca bir menü listesi karşısına çıkıyor. Sonradan öğrendim ki yemek işinde olduğumu bilmediğinden herkese “Murat o kadar yemek bağımlısı ve takıntılı ki, bir yıllık yemek listesi yapmış kendine. Kontrol manyağı olduğu için de evde sadece onun istediği yemekler oluyor” gibi şeyler söylemiş. İşin doğrusu yine başkalarından öğrendiğim kadarı ile kendisi onun yaptığı yemekleri listemi bozduğu için çöpe döktüğümü de söylemiş. Neyse kendisi benimle tüm bağlarını kopardı ama ben öpeyim yine de.
 


Beklenmeyen Sonuçlar

 

Anlatması uzun sürecek birtakım sebeplerden dolayı kısa süreli bir cezaevi maceram oldu. Tam 17 Ağustos depremine denk gelen bir dönemde olduğundan da birazcık dolaşmak durumunda kaldım. En son Kastamonu’da Daday diye bir yerin cezaevine koydular beni. İstanbul’dan Kastamonu’na üç gün süren nakil aracı yolculuğu sonunda nerede veya nasıl bir yerde olduğuna dair hiçbir fikrim olmayan bu küçük cezaevinde 30 kişilik bir koğuşta bir ay kaldım. Cezaevine girdiğim için değil de anneme durumu tam olarak anlatamadığım ve zona çıkartmasına sebep olduğum için biraz üzgündüm. Bir de içeri girdiğimden beri diş ağrımın durmaması ruh halimi biraz tuhaf etkilemişti. Akşamları tek başıma ya da 12 kişilik horlama orkestrası eşliğinde tek kaldığımda “çıkınca şunu şunu yapacağım, dışarısı (özgürlük değil) pek değerli” gibi düşüncelerden liste tutmaya başladım. Bu Kadıköy Beşiktaş İskelesi’ndeki Park Büfe’den sosisli yemek, gitar çalmayı öğrenmek, Üsküdar’da sahildeki büfelerden dandik hamburger, Eminönü Küçükpazar’daki herhangi bir esnaf lokantasında tavuk suyu çorba içmek, anneye hediye almak, kot pantolon giymek gibi, bol yeme içmeli, az faydalı maddeler arasında gidip gelen bir listeydi.
 
Bu listelerin ömrü ise cezaevinden çıktıktan 5 dakika sonrasında bitti. Nizamiyeden dışarıya adım attığım anda (sanırım) şeker pancarı tarlasının ortasında buldum kendimi. Biraz yürüyünce Kastamonu’nun o güzeller güzeli doğası ve 15 dakika uzaktaki köyün daha ben söylemeden “Geçmiş olsun kardiş,” diyerek pastırmalı yumurta ikramı sonrası, başlarım listesine, hayat güzel, akışına bırak diyerek yola devam ettim.
 
Son başlıkta hafif bir drama katarak sohbetimi sonlandırmış bulunuyorum. Öptüm... muratmrtseckin@gmail.com