Out of Thin Air


Murat Kızılca
Yaklaşık 350.000 kişinin yaşadığı İzlanda, dünyanın en az suç işlenen ülkelerinden biri, hele ki cinayet söz konusu olduğunda öyle “acaba katil kim” gizeminde olaylara ise neredeyse hiç rastlanmıyor. Senede 1,8 ortalamaya sahip cinayetler, ya ateşli tartışmalar ya da herkesçe bilinen husumetler neticesinde taraflardan birinin diğerini öldürmesiyle gerçekleştiğinden, hem mahkemeye intikal hem de dava süreci (bizimki gibi kağnı hızındaki adalet arayışları da hesaba katılırsa) jet hızıyla halledilip bir an önce sonuca ulaşılıyor.
 
Dylan Howitt’in yönettiği Out of Thin Air isimli belgesel, İzlanda suç tarihinin bugün bile hâlâ konuşulan ve hâlâ fikir birliğine varılamamış kötü ünlü davasını mercek altına alıyor. 1974 yılında iki farklı şehirde yaşayan ve birbirleriyle ilgisiz gibi görünen iki kişi, on ay arayla kaybolur. Ortada ne bir tanık vardır, ne de delil. Polisin elinde kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yoktur.
 
Polis tarafından küçük çaplı suçlar işlediği bilinen Polonya kökenli Saevar Ciesielski ve kız arkadaşı Erla Bolladottir, başka bir suçtan dolayı, 1975 yılının Aralık ayında gözaltına alınır. O sırada 11 haftalık olan bebeğini özleyen Erla, uzun süreli sorgulara dayanamaz ve çözülür. Saevar ile beraber işledikleri bütün küçük suçları itiraf eder. Sorgusu bitip hücresine dönerken polislerden biri kendisine bir fotoğraf gösterir ve “Bu adamı tanıyor musun?” diye sorar. Erla evet diye onaylar ve kendisiyle beraber başta Saevar olmak üzere tam 5 kişinin daha başını yakacak cehennem yolculuğu başlar. Polisin gösterdiği fotoğraf, 1974’te kaybolan iki kişiden birine aittir.
Out of Thin Air, o döneme birinci elden tanıklık etmiş kişilerden ulaşılabilenlerin görüşleri ışığında dava öncesini, sürecini, sonrasını ve hatta günümüze kadar devam eden tartışmaları ve mücadeleleri aktarmaya çalışıyor. Eldeki arşiv görüntülerinden maksimum düzeyde faydalanan belgesel, “konuşan kafalar” monotonluğunu da çeşitli canlandırmalar ile yenmeye çalışmış ki artık (özellikle bu tip) belgesellerde sıkça karşılaştığımız bir durum. 85 dakika gibi ekonomik bir süreye sahip olmasına ve bilinen bütün teknikleri kullanmasına rağmen belgeselin zaman zaman tempo sorunu yaşadığını söylemek lazım. Ancak konu o denli ilgi çekici ki bu sıkıntı rahatlıkla göz ardı edilebiliyor.
 
Birçoğu çoktan unutulmuş (ya da belki de hiç haberimiz olmamış) yaşanmış gerçek olayları hatırlatarak adalet sisteminin çürümüşlüğünü gözler önüne seren belgesellerin son yıllarda sayıca fazlalaştığını gözlemliyoruz. Bu belgeseller sayesinde dünyanın birçok farklı ülkesinde gerçekleşen çeşitli davalara tanıklık edebiliyoruz. Batı’nın en gelişmiş ülkeleri ile görece daha az gelişmiş addedilen Doğu ülkeleri arasında bariz uygulama farklılıkları olsa da en nihayetinde iş “adaletin yerini bulmasına” gelince dünyanın her tarafında birçok sorun yaşandığını görüyoruz. Ülkenin yönetim biçimi ne olursa olsun; devleti temsil eden kurumlarda görev alan polislerin, hâkimlerin veya politikacıların, farklı sebeplere dayanan tarafgirliği neticesinde alınan kararlar, birçok vatandaşın ömrüne mal olabiliyor.
 
Futbola meraklı olanlar bilir; futbolumuzun en çok dile getirilen sorunlarından biri (belki de birincisi) hakem sorunudur. İster futbolla ilgili kurumlarda görev alanlar olsun, isterse maça bile gitmeyen taraftarlar olsun, hemen herkesin sorunu çözeceğini iddia ettiği dahiyane bir fikri mutlaka vardır. En ilginç önerilerden biri de Süper Lig’de yabancı hakemleri görevlendirmektir ki yakın zamanda Çin Futbol Federasyonu bu tip bir uygulamayı başlatacağını duyurmuştu. Belgesele konu olan olay sırasında da benzer bir yola başvuruluyor. Bir dava dosyası hazırlamakta zorlanan polis, çareyi yabancı bir dedektifi ülkeye getirmekte buluyor. Almanya’dan gelen ve Baader-Meinhof dosyası gibi çok daha girift suç dosyalarıyla uğraşmış “süper dedektif” Karl Schutz, İzlandalı meslektaşlarına yardımcı olmaya çalışıyor. Ama elde tanık, suç aleti ve hatta ceset gibi bir cinayet davasında can alıcı öneme sahip herhangi bir kanıt olmayınca, onun da sonuca etki edecek ekstra bir şey yapması mümkün olmuyor. mkizilca@gmail.com