Su Akar, Yolunu Bulur; Halim El-Dabh: Crossing Into The Electric Magnetic


Murat Mrt Seçkin
Su her daim kendini tekrar eder. Akar, sıçrar, donar, buharlaşıp uçar ama hayatının bir noktasında her zaman tekrar ve tekrar su formuna ulaşır. Ulaşmasa bile zaten hep sudur, kendisidir. Ne kadar kaçsa da özünden, süslense de tatlandırıcılar, meyveler veya ne olduğu belirsiz birtakım insan buluşu kimyasallar ile, yine de arındığında hep kendisi çıkar ortaya. Oradadır, sabittir, temeldir.
 
Sesi de suya benzetiyorum. Neyin içerisine koyarsan koy, dilediğin kadar etiket yapıştır, şeklini değiştirmeye çalış, kulağa giren her zaman sestir. Beğendiğin tarzda da, beğenmediğin ya da genel deyişle “nefret” ettiğin (müzikten nefret etmek bambaşka bir yazı konusu belki de) türde de her zaman o sesler vardır. Birbiri ile kesişen, iç içe geçen yüzlerce küme. Bana sorarsanız zaten müzik yok ses var.
 
1.
Bence musique concrète ile beraber ses ve müziğin kardeşliği adına yapılabilecek her şey yapıldı. Bugün keyifle dinlediğim ve hayatımı hatta kişiliğimi yönlendirmiş Throbbing Gristle, Coil, Merzbow, Muslimgauze, Sonic Youth vs gibi kişiler/ekipler bile zaten var olan bir şeyi tekrarlıyorlar. Modern ya da popüler müzik aynı tek yeğene sahip amca ve teyzelerin o çocuğa farklı giysiler giydirip gezmeye çıkartmasından başka bir şey değil. Sonuç olarak çocukları sevdiğim için ne giydiklerinin önemi yok. Bu tespitin amacı “hepiniz kopyacısınız” isyanı değil tam tersi bir rahatlama anıdır. Dinleyici olarak müziğe dair (yaratıcının kendini aşan, narsist iddialarından doğan dinleyicinin cevap hakkı dışında) kafamızda büyüttüğümüz her ayrıntının aslında başka bir balçık çukuru açtığını kabul etme anıdır. Sese her şekilde teslim olmaktan başka şansımız olmadığını anladığımız zamandır.
 
Kulağımızdan giren şey soyut değil, somuttur. Boşlukta ağırlığı vardır. Engellerle karşılaştığında gücü azalır. Yine de sesin en güzel yanı aynı farklı şartlarda bambaşka bir yansıması olabileceğini bilmektir. En basiti aynı şarkıyı plak, kaset, CD ve canlı performanstan dinlemenin yarattığı ruhsal ve fiziksel farklılıklar. Tıpkı eski güzel bir filmin renklendirilmiş versiyonunu izleyememem gibi. Film aynı olsa da hem teknik hem de his olarak bir şeyler artık yerinde değildir. Yeni gelen şeyler ise beni çekmez. Nihayetinde belki de o güne kadar o filmden haberi olmayan birisinin sevmesini sağlar ve o filmi yapan yaşayan-ölmüş herkes için en büyük dua haline gelir.
 
Ben A-Ha’nın Scoundrel Days albümünü bir başyapıt olarak görebilirim. Çünkü benim için o albüm seksenli yılların kış ayında dinlendiği odada, kaloriferdeki tastan çıkan kolonyalı suyun ya da yarım saat içinde mideye indirilecek anne kurabiyesinin kokusuna kasetçalardan eşlik eden film müziğim idi. Başka yaşıt bir arkadaşımın ise kötü bir yazlık diskodaki ilk başarısız öpücüğü olabilir. Müziği kötü olarak gördüğümüzde ifade şeklimizin “benim için” vurgusunu mutlaka yapması gerektiğini düşünüyorum. Kötü değil kötü hisettiren müzik vardır. Ses ise milyarlarca yıldır atmosferde ve kim bilir evrenin bilmediğimiz ne gibi katmanlarında dolaşır durur. Biz hiçbir şey yapmadık aslında.
 
2.
İşte böyle sebeplerden dolayı temeline sesi alan işlere hep hayranlıkla yaklaştım. Bizim gibi “müzikal moronlar”ın (Hi Fidelity’den) nev-i şahsına münhasır, nahif kutsal kitapçıkları olarak kabul ettiğim minimal, tape music, endüstriyel ya da noise albümleri bu nedenle hep beynimde ve ruhumda değerli bir yerde duruyor. O değerli yerin en güzel misafirlerinden biri ise Halim El-Dabh.
 
Halim kırklı yılların başında aslında derdi tarım ile uğraşmak olan bir genç adam. Keyfine yaptığı ses kompozisyonlarından biri radyodan Mısır’da prensin kulağına gidince hayatına vermeye çalıştığı yön de tamamen değişiyor. Kırklı yılların ortalarında tape makinası (wire-tape) ile yaptığı kayıtlar sonrasında Pierre Schaeffer’in musique concrète işleri sayesinde görünür oluyor ve hızla ilgi çekiyor. Elçiliği ziyareti sırasında denk geldiği Amerikan yerlilerine ait kayıtlar ve tüm diğer alan kayıtları onu ses ve müzik konusunda akademik kariyer yapmaya yönlendiriyor.
 
Ellili yıllarda Amerika’ya yerleşmiş, John Cage ve Aaron Copeland gibi önemli isimlerle dostluğu ilerletmiştir. İlerleyen zamanlarda Etiyopya ve Zaire’de de akademik çalışmalar yapmış, işlerinde her zaman Kuzey Afrika’nın seslerine yer vermiş, bölgesel enstrümanları Batı müziği çalgıları ile kaynaştıran kompozisyonlara imza atmıştır. Crossing into the Electric Magnetic Halim El-Dabh’ın mühim toplamalarından biridir. Kendisinin kayıtlarından oluşan albüm sayısı neredeyse bir elin parmaklarını geçmiyor. Birçok deneysel, minimal antolojide ise çalışmaları mevcut. Albüm 1944-1974 arasında gerçekleşmiş, wire-tape ile yaptığı ilk dönem kayıtları ve Columbia-Princeton Üniversitesi elektronik müzik stüdyosunda gerçekleşmiş çalışmalardan oluşuyor. Özellikle bir yudumda biten 14 bölümlük “Leiyla Visitations” tam da tape ya da loop müzik nedir sorusunun tarifi olarak kulağımıza giriyor.
 
3.
Doğru, ses bir nevi sudur. Besler, akışkan ve değişkendir. Biz sevsek de sevmesek de akıp yolunu bulacak, onunla ilgilenen birilerinin şuurunda dolanarak yeni ırmaklar oluşturacak. muratmrtseckin@gmail.com