Elvis’in Ölü Doğan İkiz Kardeşi


Bahadır Dilbaz

Daha önce kargamecmua’nın Nisan 2007 sayısında yayımlanmıştır.

Tilt’in elleri var, the Drift’in bacakları… Şu yerlerde sürünen kadının çığlıkları aynı Cue’deki haykırış gibi. Hani Dört dakika kırk dört saniye sonra, aniden delirir ya şarkı… Sadece arkasındaki yaylılar eksik.
 
Bazen burada ne işim var diye düşünmüyor değilim. Sanırım, girdap dedikleri bu. Ne yapsam etsem çıkamayacağımı biliyorum. Saat daha yeni geceyarısı oldu ve yorgunluktan bitmek üzereyim. Buraya gelirken düşünüyordum; “Farmer In The City” ne muazzam bir giriş şarkısıdır diye. Her gün mesaiye başladığımda şöyle bir şey oluyor, ben o girişi yapıyorum ve çıkamıyorum. Gelişme ve sonuç yok. Hep bir başlangıç var. Walker’ın herhangi bir parçaya başlarkenki anı gibi. Sadece ordayım. Karnına dokunuyorum, çok güzel bir karnı var. Her güzel kadının böyle güzel bir karnı olmaz. Karınlar hakkında çok şey öğrendiğimi düşündüm. Acaba ben karın fetişisti miyim? Sırıttım, bana baktı, toparlandım, sadece vardığım sonuca ve terbiyesizliğime karşı bir sırıtıştı. Kafamda “A Lover Loves” çalıyor. Bazen birçok şeyi aynı anda düşünüyorum. Ne yapayım işimin gereği bu. O acılar içinde kıvranırken, ben sırıtabiliyorum. Ne oldu bana? Halbuki karnı elime geldi. Apandisit değildi. Ama bu zor bir karar. Ya apandisitse, hayır değil. Ona anlatmaya çalışıyorum. (Bu arada, serum bağlamasını bilen bir hemşire bulursam ona evlenme teklif edeceğim.) Bu FMF, Karın Zarı İltihabı, Akdeniz Ateşi de denir. Periodical Peritonitis… Kıvranacaksın, geçmesini bekleyeceksin. Eğilip büküleceksin. Aynı Tilt gibi.
 
Acaba ben çalışıyor muyum? Benim yaptığım şeye tırnak içinde “iş” denebilir mi? Evet para kazandığım doğru ama, bilmiyorum. Bazen hastalarımı gırtlaklamak istiyorum. Hastalık yoktur, hasta vardır demişti birisi. Ya da bir yerde okumuştum. Scott Walker da belki bu tanıma uyar. Hastalıklı değil onun müziği, hasta bir müzik o. Belki ben de hastalarıma baka baka böyle hasta bir müzik dinliyorumdur. İdrarla dışkının birbirine karışıp beklemiş halinin kokusu bu. Hastanenin kokusuyla birleşince beynim düğümleniyor. Seksen yaşlarında sanırım. Yaşlılığın o kendine has kokusu irkilmeme neden oluyor hep. Her hastanenin kendine has bir kokusu vardır. Bu nasıl oluşur bilemem. Zamanla belki de, hastalığın ve ölümün kokusu böyle bir kıvam yaratıyordur, bilemiyorum. Ne kadar çok bilemiyorum değil mi? Hastabakıcıyı yumruklamam gerekiyor. Ama anlamadığım bir şekilde tepkisizleşiyorsun bu işi yaparken. Sadece bakıyorsun. Hep aynı badana bu devlet hastanelerinde. Hep aynı hamam böcekleri. Artık bir hamamböceğinin hamile olup olmadığını bile bilebiliyorum. En azından bir şey biliyorum. Belki de bilmek değil de ayırt edebilmek denebilir. “Shutout” olsa da dinlesem… Onu dinlerken mesela kokusunu alabiliyorum. Ama şimdilerde kokusuz bir müzik onunkisi. Mesela Brian Eno ya da Laurie Anderson dinlerken, yaptıkları müziğin kokusunu duyabiliyorum.
 
Kaç insan müziğin klostrofobisini yaratabilir: “The Escape”.Kaçmalı mıyım buradan?
 
Ne derler, “Arazi bir durum”. Hayır değil, “Afazi bir durum”. Afazi: Beyindeki İlgili Alanların Tahribi Sonucu, Konuşma Veya Konuşulanı Anlama Yeteneğinin Kaybı. Bende algı bozukluğu var. Arazi olmam gerekiyor gibi geliyor bana hep. Ama şimdi bi dakka… Öldü sanırım: “Jolson and Jones”.İşte buldum cenaze marşımı. Hastabakıcılar, altını temizliyordu, halbuki ondan sonra bakacaktım. Ölüm karşısında neden sükunetimizi koruyamayız ki biz? Bütün hastaların gözleri bana doğru döndü şimdi. Hayır sen ölmeyeceksin, sen, sen, sen, belki sen ölebilirsin. Sen şimdi değil ama altı ay ya da bilemedin bir yıl içinde.
 
Hani şu Hollywood filmlerinde insanlar ölünce sessizce ağlarlar ya, işte ondan bizde niye yok? Tüymek istiyorum. Belki de Hristiyan toplumlarına özgü bir şey bu. Bizde hep bir haykırış-yakarış var. Uluorta olma hali. Belki de Hollywood filmlerine özgü birşeydir bu. Onlar da haykıra haykıra ağlıyorlardır. Kendilerini dövüyorlardır. Yok dövmüyorlardır. Dövünme öykün, he he. Şimdi aklıma geldi bu espri. Ama yapacak biri yok. Pist pist pist pist: “A Lover Loves”.Doğal bir ölüm bu. Ama nasıl olur? Basbayağı olur. Normal yollardan ölüm. Size söylemiş zaten “Evimde ölmek istiyorum, hastaneye götürmeyin beni,” diye.
 
Doğal Ölüm:
Scott Walker: The Drift, 2006 bahadirdilbaz@gmail.com