Beck: Orta Yaş Bunalımı


Utkan Çınar

Bu yazı bayağı gecikti aslında. 6-7 ay önce yeni albümün artık çıkacağına dair söylentiler duyunca (ki bu albümün ilk 45’liği “Dreams” 2015’te, 2.’si “Wow” 2016’da yayınlanmıştı) hazırlamıştım kendimi. Ama kısmet bugüneymiş. 2008’de de bu sayfalarda bahsetmiştim kendisinden. Çok hayranı olduğum bir müzisyenin güzellemesiydi o yazı. Geçen 10’a yakın yılda o da değişti, hepimiz değiştik. Yeni albümü Colors’un eşliğinde bir Beck muhasebesinin daha zamanının geldiğini düşünüyorum.

Bir değişiklik yapıp önce yeni albümü Colors hakkında diyeceğimi demek istiyorum. Uzunca zaman sürüncemede kalan albüm sonunda yayınlandı ve maalesef kariyerinin en başarısız albümü olarak da şimdiden kendini kanıtladı. Şimdi tabii bu kadar uzun süre iyi müzik yapmış isimlere sert eleştiri getirmek çok kolay değil. İnsan üzülüyor. Sonuçta Beck 1993’te “Loser” ile hayatımıza girdiğinden beri kafa açıcı, deneysel, çokça eğlenceli bazen de melankolik şarkılarıyla, türler arası ustaca geçişleriyle müzik tarihinde yerini çoktan almış, izin verirseniz efsane diyebileceğimiz bir müzisyen. O yüzden 47 yaşındaki Kaliforniyalının, ki hiç göstermiyor, böyle alelade bir albüm yapması bizi üzer. Ama bu kariyerine de halel getirmez.
 
Bugünden bakınca Beck’in üst düzey albüm serisi 2005’te sona ermiş gibi gözüküyor. ‘90’lardaki “Loser”lı Mellow Gold, Midnite Vultures, Odelay, Mutations gibi harika albümlerinin yanı sıra kalbimde ayrı yeri olan Sea Change gibi bir başyapıtı yayınlamış olan Beck’in 2005’te gelen Guero’su farklı ama gene ondan bekleyebileceğimiz kalitede bir albümdü (özellikle internette bulabileceğiniz ve albümün bonus şarkılarından “Clap Hands”in çatal bıçaklı versiyonu harikadır). O albümün turnesinde kendisini izleme şansı bulmuş ve çok eğlenceli zaman geçirmiştim. Evet hemen ardından gelen 2006 tarihli ve Nigel Godrich ile kotardığı The Information da güzel şarkılara sahipti ama sound’da biraz yorgunluk hissi de vardı.
Beck’in son 10 yılı arayışlarla geçti. Önce 2008’deki Modern Guilt’i duyduk. Beck’in tarihinin en homojen yapılı albümü, sorunlu prodüksiyonu ve kısalığına rağmen hızlıca kotarılmış bir çalışma olarak çok da kabul edilmez değildi. Ama her albümünü heyecanla beklediğimiz ismin biraz sallanmakta olduğundan kıllanmaya başlamıştım. Beck sonra haklı da bir şekilde geleneksel albüm işlerine ara verip resmi sitesi beck.com’u hareketlendirmeye başladı. Tom Waits (bu röportajın çevirisini Şubat 2010 sayımızda bulabilirsiniz), Will Ferrell gibi isimlerle röportajlar, DJ setler, Sonic Youth, Jamie Lidell gibi işinin ehli isimlerle Skip Spence, The Velvet Underground, Yanni (!) gibi müzisyenlerin en popüler albümlerini baştan sona cover’lama işleri gibi hobilerle uğraştılar. Bu hobiler eğlenceli tınlasa da bir noktadan sonra çok da ciddiye alınabilecek, zamana direnebilecek işler olmadılar hiçbir zaman. Beck bu arada kavramsal olarak harika ama sonuç olarak zayıf bir iş daha çıkardı. Kayıt teknolojilerinin icat olmasından önceki zamanlardaki gibi yeni şarkılarını sadece nota kağıdına basılı olarak yayınladı. İnsanlardan da onları yorumlamalarını istedi. Öncelikle hayran yorumlarından oluşan bir albüm halinde yayınlamasını beklemekteydim ama gene ünlü isimlerin yorumlarıyla Song Reader adıyla piyasa çıktı. Jack White, Norah Jones, Marc Ribot, Laura Marling gibi oldukça popüler isimlerin yorumları gene maalesef hatıralarda kalmayan sonuçlar verdi. Bunların arasında tabii Beck’e yakışır projeleri de oldu. 2012’de yayınlanan ve Hector Castillo ile beraber 75. yaşı şerefine Philip Glass remix’lediği Rework Philip Glass Remixed, Thurston Moore’un 2011 tarihli Demolished Thoughts albümüne yaptığı prodüksiyon ondan beklenen kalitedeydi. 2014’te büyük promosyonla yayınlanan ve Sea Change’in devamı olarak nitelendirilen Morning Phase de öncekiyle aynı kalibrede bir iş değildi. Siz bakmayın aldığı Grammy’lere falan, zaten Grammy’ler nedir yani, Beck’in ne işi olur bunlarla? Etliye sütlüye bulaşmayan ehlileşmiş prodüksiyonuyla “kötü” bir albüm diyemesem de Sea Change varken elimi sürmeyeceğim bir yapıt oldu.
 
Colors neden olmamış? Albümde beraber çalıştığı, zamanında Beck’in turnelerine de katılmış ve genelikle popçuların (Adele, Kelly Clarkson, Sia, Lily Allen) prodüktörü olan Greg Kurstin ile kimyalarının tutmadığını anlamak zor değil. Sorun Beck’in pop yapması değil. Ki bunu yapacaksa o yapmalıdır ama bu kadar genel geçer, anaakım şarkılarla olabilecek bir iş değil bu. Bu konuda başarı hanesinde Tame Impala, Spoon gibi gruplar var ama mesela Primal Scream’in denemesi de sınıfta kalmıştı. Yeni şarkılarının YouTube videolarındaki yorumlarda insanların FIFA isimli bilgisayar oyununda duyup geldiklerini söyleyen yorumların bolluğu zaten ortada bir sorun olduğunu gösteriyor. İyi bir gruvla başladığını düşündüğünüz şarkılar bile birden formüle bir köprü veya nakaratla hayalkırıklığına dönüşüyor. (örn: “Seventh Heaven” veya Eliott Smith-vari “Dear Life”) Bir tek “Wow” bizim sevdiğimiz Beck-vari şeytan tüyüne sahip ama o da maalesef Beck’in de eski bir röportajında çok beğendiğini söylediği, Snoop Dogg-Pharell ortaklığı şarkı “Drop It Like It’s Hot”a bayağı benzemekte. Yani zamanında “MTV Makes Me Wanna Smoke Crack” diye şarkı yapmış birinden bahsediyoruz. 2013’ten beri üstünde çalıştığını söylediği bir albümden tek tük iyi fikirler dışında çok daha fazlasını beklerdik.
 
Beck’in müzikal mirası bizim için değerlidir ve yerinde durmaktadır. Colors bu yenilikçi ve yetenekli müzisyenin kariyerinde aşağı gidişin haberini veren bir durak mı olacak yoksa tekrar formunu bulabilecek ve korkusuz deneyselliğini devam ettirebilecek işlere imza atacak mı, bunu zaman gösterecek.
 
Beck Playlist:
.Paper Tiger
.Scarecrow
.Debra
.Where It’s At
.Asshole
.Nobody’s Fault But My Own
.Dark Star
.It’s All in Your Mind
.Feather in your Cap
.Walls khgv@hotmail.com