A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | İNSAN YEMİ OLMAK İSTEMİYORUM

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/118/4368" target="_blank" class="twitter">twitter

İNSAN YEMİ OLMAK İSTEMİYORUM


Emre Eryılmaz
Kafalarda bukle bukle peruk, bir ileri bir geri volta atarken “Taşımadığımız özelliğe sahip olmaya çalışırız,” demişler, insan denen mahlukatı düşünürken. (Gerçi Freud gayet disipline edilmiş saç ve sakalla kendini resmettirmiş ama bilinmez ki… Yani sonuçta çocukken Freud bir ebeveyn şirinliğine maruz kalmış olabilir. Ya da gençlik yıllarında kızkardeşinin -ben kızkardeşi var diye hatırlıyorum, abla da olabilir. Öyle her şey gugıllanmaz- saçlarını başına koyup aynaya bakarken “Yakıştı mı?” diye sormuş da olabilir. Bir eksiklik ve merak anı yaşayabilir, hakkıdır.)
 
Cümlemize ve bağlantılı olarak konumuza döner isek; biz insanlar “uçmak” istiyoruz. Evet, uçak vb. araçlarla uçabiliyoruz (extreme sporlar sayılmaz, onlar uçmak değil, düşmeyi kontrol etmek). Ama biz bireysel olarak, güvenlikle uçmak istiyoruz zaten. Fantastik bilim kurgunun temel noktası cümlemizde belirtili olduğu üzere uçan arabalar noktasında bitiyor. Olur mu, olur tabii. Star Trek’te ne varsa artık, lüks bile değil yani.
 
Neden uçan araba?
 
Sebebi basit tabii… Kendinizi önce arabanın kullanıcı bölümüne yerleşmiş olarak düşünün. Rahat bir koltuk… Sırtınızı mırıldayarak yerleştirin. Direksiyonu elinize alın, işte kontrol sizde. İticileri de ateşlediniz mi güvenle yoldasınız. Gelecektesiniz. Ve gelecek kontrolü güvenlice size ait.
 
Ait mi? Bir de şöyle düşünün; evinizdesiniz. Kanepeye günün sırtınıza bindirdiği ağırlığı aktarıyorsunuz. TV kumandası ya da cep telefonunu tutuyor ve ekrana bakıyorsunuz. Ayakları sehpaya doğru uzatın. Ne bileyim ekranda belki de uçan arabalar vardır. Güvendesiniz… Biraz kestirebilirsiniz bile.
 
Bilim kurgu gelecekle ilgiliymiş gibi durmuyor gözümde. Elimize çubuk alıp ağaçtan meyve düşürdüğümüz andan beridir içinde yaşadığımızı düşünüyorum. Ama son yüzyıl Einstein’ın kafa açan teorisiyle zemberekten boşaldı. Mutlakıyet hükmü geçerli değil. (Leibniz hücresel piramidi gibi düşünmek gerek sanırım.)
 
Araba diyorduk değil mi? Arabanın bizi uykuya sevk etmesinin bilim kurgu kültürünün bir hengâmesi olduğunu düşünmüyorum aslında. Bir insanın meyledişidir diye düşünmek daha doğru. Yani kabul etmek gerekir ki insan beyni evrim sonucunda komplike bir hal aldı. Bu da içeride kaos yaşamasına yol açtı. Birçok oluşu görüyorsunuz ama bir türlü düzene sokamıyorsunuz. Çünkü doğanın canlıları kendi basit bakış açılarından uzmanlaştıkları olağanüstü yeteneklere sahipler (bitkilerin fotosentez döngüsünü, arıların kovan kültürünü, kaplan kas yapısının avcılık dizaynını düşünün). Fakat sorunu olan gelişken beyin yapısı gene çözümü kendi buldu. Kendine “zaman” algısı yarattı. Bu düzenleme doğal değildi çünkü hareket eden zaman değil maddesellik. (Sonsuzluk gereği, çoğul evren içinde tekil olmak zorunda gibi durumları var. En azından bir Leibriz hücresinde böyle yani.) Yaratılan zaman çözümü kaosu düzenledi. Geçmişte yapılan planları şimdi yaşarken geleceği düzenliyoruz. (Bizden gayrı su samurları var. Onların da çok acayip planları olduğu şüphesindeyim. Samurlara dikkat sevgili okur. Yani ne bileyim suya hükmetme çalışmaları falan, işkilleniyorum).
 
Fakat geçmiş insan için sürekli duyguların dalgalanması, şu an bir bilememe, gelecekse belirsiz kaygıları çağrıştırıyor. Gelecek kaygısı taşımayı öngörmeyen fakat dipsizce yaşayan beyin algısı, arabanın uçmasından huzurla uyuyabileceği kanaatini yaratıyor. (Alphaville’den Matrix’e dönüşüm)
 
Bilim kurgu kültürünün temelde yeraltı edebiyatı olarak çıktığını ve aslında hümanist, siyasi bir tavır sergilediğini belirtmek gerekir.
 
Ne dedik?  “Bilim kurgu gelecekle ilgili durmuyor”. Bu eski bir öğretmen ve öğrenci ilişkisi.
 
Platon’un Sokrates’in ağzından Devlet’i yazması ve eyleme geçmesi, bilim kurgu kültürünün başlangıcını oluşturur. Devlet eşitlik ve bilgi ilkeleriyle hümanist bir tavır taşır. Ütopyalar kültü başlamıştır artık.
 
Siyasi tavır Aristo’nun itirazıyla oluştu. Ona göre eşitlik doğalı bozarken, mutlak bilgiye erişmek imkânsızdı. Bu çaba özlerden uzaklaşarak, günümüz tabiriyle makineleşmeye yöneleceğimiz düşüncesindeydi. Aynı zamanda Aristo doğanın sosyal seçimlerini siyaseten yaptığını, bunun özgürlük olduğunu düşünüyordu. Faşist, komünist, tiran, dikta gibi ama hep makineleşmiş yapılar, kurgunun siyasi ayağı olur.
 
Bu iki tavra biraz füzyon ekleyince bilim kurgu kültürü çıkmaması olanaksız bir hal alıyor tabii.
 
Jedi’ların baba-oğul-usta ilişkileri, Kaptan Kirk-Spock-Dr.Mccoy çatışması ışınlar arasında gidip gelir ve bana Schopenhauer’a “Beni kandırdı,” diye bağıran Nietzsche’yi sakinlemeye çalışan Sartre’ı hatırlatır. Ana gemi tabii Platon-Aristo-Sokrates.
 
Anlatımlarda ütopyanın yıkılması günlük siyasi tavırdır, çünkü biz uçan arabayı beklemeliyiz koltuğumuzda. Bir de eğlenebilmeliyiz. Yani itfayeci bizi kurtarsındır, yargıç isyan çıkarsındır… Ütopyaların gerçekleşme olasılığına yer vermenin çatışma kültüründen gelen bir medeniyete uymayacağı açıktır. Bu görüyü aklımıza kazımak zorunluluktur. Kast sistemine mecburiyet hissetmeliyiz.
 
Yoksa kaos bizi distopyaların kucağına bırakır. Yani sonuçta maymunların av hayvanı olmak istemem, deneylerine katılmak hiç istemem (Kırgınlıklarını, üzünç ve utançla görmeliyiz, bu durum hiç iyi değil sevgili okur. Hiç iyi değil…).
 
Omega man olmak da yapabileceğim şey değil (El ele diz dize konuşacak biri lazım sonuçta. Böyle bir durum karşısında, açıkça belirteyim cinsiyet gözetirim).
 
Fakat küresel ısınma evlerden ırak olmalı (Soylent green’e insan katıyorlar dostum).
 
Kalın sağlıcakla… sefahat@hotmail.com