A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | 57. Venedik Bienali: YAŞA SANAT YAŞA

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/118/4361" target="_blank" class="twitter">twitter
Anne Imhof - Faust - Almanya

57. Venedik Bienali: YAŞA SANAT YAŞA


Burcu Uğuz
19 Nisan 1893’te İtalya kralı I. Umberto ile Kraliçe Margherita’nın yıldönümlerini kutlamak için bir karar alınır: İtalyan sanatçılarının katılacağı büyük bir sanat etkinliği düzenlenecektir. İki yıl sonra, 1895’te dünyadaki ilk bienal, Venedik Bienali’nin kapıları kral ve kraliçe tarafından açılır ve bir daha (savaş dönemlerinde verilen aralar hariç) kapanmaz. 1907’de diğer ulusların pavyonlarının da dahil edildiği bienalin bu yıl 57.’si izleniyor...
 
İki yıl önce, küratörlüğünü dünyaca ünlü isim Okwui Enwezor’un yaptığı 56. Venedik Bienali’nin teması oldukça çarpıcı, hatta kışkırtıcıydı: Dünyanın Tüm Gelecekleri… İçeri girer girmez Marx’ın Das Kapital’inden okunan parçalar bizi karşılıyordu. Adaletsiz çalışma koşullarını, mülteci krizini, modern köleliği, iklim değişikliğini konu alan işlerle adeta siyasi bir manifestoydu! Ziyaretçilerin tüylerini diken diken eden, sanat eleştirmenlerince en başarılı bienallerden biri olarak yorumlanan bu bienalin üstüne ne geleceği ciddi bir merak konusuydu.
 
Ve işte bu yıl, küratör Christine Macel bize tam anlamıyla ters köşe yaptı. Viva Arte Viva sloganıyla temasını özetleyen Macel nefes alabileceğimiz bir alan yarattı. İlişkilerimizi, sohbet konularımızı, işimizi, yani hayatımızın her saniyesini etkileyen siyasi gündem, sanatçıların da boğazında sallanan bir ip gibiydi. Macel onları, bunaltan, düş güçlerini karartan, ütopyalarını öldüreyazan bu baskın siyasi ortamın getirdiği endişelerden uzaklaştırma gayesiyle, yıllardır süregelen tartışmada taraf oldu ve “Lütfen, artık biraz da sanat için sanat,” dedi. Sanatçılara kendilerini özgürleşmiş hissedecekleri bir alan yarattı: 57. Venedik Bienali...

Kulağa malûm koşullar altında bir ütopya gibi gelen bu fikrin, bienalin doğduğu yerde gerçekleşmesiyse Macel’in tarafına, gelişmiş küresel bir medeniyet algısına olan inancı perçinlemesinin yanı sıra sanatın özüne dönüş olarak da yorumlanabilir.
 
Bienalde handiyse ziyaretçi akınına uğrayan, hakkında en çok yazılan çizilen ulusal pavyon Alman pavyonu oldu. Altın Aslan Ödülü’nü de alan bu pavyon, bireysel sıkışmayı anlatan performansla Macel’in çizdiği çerçevenin merkezine oturdu. Üç nesil sanatçıyla Kore, müziğiyle Fransa, bitkileriyle Macaristan, video mapping’le Azerbaycan, ziyaretçilere çıkarttıkları dünya pasaportlarıyla Tunus pavyonları da oldukça ilgi çekiciydi.

Ancak dikkatli ziyaretçilerin kolaylıkla fark ettiği şey bienaldeki video işlerin ağırlığıydı. Belki de daha önce hiçbir bienalde olmadığı kadar video iş üretilmişti. Yeni Zelanda pavyonundaki panoramik dev ekranda yatay ilerleyen video anlatı bir bakıp çıkacak olanları bile oturdukları banka mıhlıyordu. James Cook’un seyahatlerinin izinden giden bu animasyon yalnızca kullandığı teknikle değil meditatif seyir deneyimiyle de gerçekten büyüleyiciydi.
 
2015 yılında Venedik Bienali’nin kısa tarihini anlatmak için yapılan 5 dakikalık videoda bienale katılan sanatçılara ve küratörlere “Venedik Bienali olmasaydı ne olurdu?” diye sorulduğunda bir çoğu hayretler içinde gülüyor. Kimisi de “Ne mi olurdu?!” benzeri retorik bir soruyla yanıtlıyor. 122 yıldır sanatın atardamarı, canevi Venedik Bienali 26 Kasım’a kadar izlenebilir. Kaçıranlarsa, biraz uzun vadeli bir plan gibi görünse de, 2019 için şimdiden ayarlanabilirler. burcuguz@gmail.com