A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | KOKUSU ÇIKMIŞ ŞEYLER - “Koku Uzayda?” Hayırdır, Bir Orası Kalmıştı Zaten!

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/118/4357" target="_blank" class="twitter">twitter
STS-95 misyonu için kullanılan Discovery Uzay Mekiği. STS-95, mekiğin 25. uçuşuydu.

KOKUSU ÇIKMIŞ ŞEYLER - “Koku Uzayda?” Hayırdır, Bir Orası Kalmıştı Zaten!


Vedat Ozan
Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi, yani NASA’ya bağlı pek çok yan kuruluş var ve bunların bir kısmı uzayda ticari projeler geliştirmek için talepte bulunan şirketlerin çözüm ortağı oluyorlar. Wisconsin Uzay Otomasyonu ve Robotik Merkezi, yani WCSAR da bu kuruluşlardan biri. Ancak müsaadenizle bu giriş paragrafını tekrar dönmek üzere şimdilik kaydıyla bu üç cümlede bırakıp, uzay-muzay demeden önce ayağımızı yere basalım, çiçek ve bitkilerin arasına bir dalalım.
 
Bitki ve çiçekler, bünyelerindeki kokuyu çeşitli amaçlarla üretiyorlar. Kesin bir genellemeye gidemesek dahi, çoğunlukla bitkilerin kokuyu savunma, çiçeklerin ise çekim amacıyla ürettiklerini söyleyebiliriz. Çekimden kastım, muhtelif uçucuların kokuyla aldıkları sinyallerin çekimine kapılarak taç yaprakların üzerlerine konmalarını ve üreme için gerekli polenleri türdaşlarına taşımalarını, böylece de türlerinin devamını sağlamak.
 
***> Arada kazalar da olmuyor değil elbette. Bazen uçucular türdaşlarından başka bir türün döllenmesine sebep olup “melez” yeni çiçek çeşitlerinin doğmalarına sebep oluyorlar. Tarihin başında mevcut olanları “atalık” veya “saf” kabul edersek, bugün çevremizdeki çiçeklerin çoğunun böyle melez türlerden oluştuklarını söyleyebiliriz, ki buna pek bir övündüğümüz Isparta Gülü (Rosa damascena) de dâhil.
 
Belki aklınıza bizlerin de genelde çiçek kokularından hoşlandığımız, bu sebeple de muhtelif uçucularla aynı koku zevkini paylaştığımız gelebilir. Hayır, buradan tüm uçucuların biz insanlarla aynı koku tercihlerine sahip olduğu, dolayısıyla genel olarak “hoş” kabul edilen çiçeksi kokuları çekici bulduğu anlamını çıkartmamalıyız. Evet, arılar mesela, bizimle benzer kokulara sahip çiçekleri tercih ediyorlar ancak mevcut uçucular arılarla sınırlı değil. Pek çok uçucu türü var ve bunların çekimine kapıldıkları şeylerin bizim tercihlerimizle örtüştüğünü söylemek imkânsız. <***
 
Çiçeklerin ve bitkilerin kokusunu oluşturan, uçucu moleküllerden oluşmuş kimyasal bileşimler. Bu bileşimlere “uçucu yağ” denmesi de zaten bundan sebep. Bir çiçek veya bitkinin özyağının oluşma ve ortama salınması salt bitkinin fiziksel yapısı değil, aynı zamanda içinde yer aldığı çevrenin koşullarıyla beraber değerlendirilmek zorunda. Çevre koşullarıyla bu bağlantıyı kurabilmek için illa bilim insanı olmak gerekmiyor, zira biz vasat insanlar da bunu gözleyebilme şansına sahibiz. Demem o ki, bazı çiçeklerin kokularının gece, bazılarınınsa gündüz belirginleştiğini biliyor ve duyumsuyoruz. Yasemin veya sümbülteber mesela, öğlen güneşi altında yoğun kokmuyorlar. Gülün ise uçucu yağını en yoğun ürettiği saatler, güneşin henüz doğmaya başladığı zamanlar. Tabii ki bunun pek çok sebebi var. Çiçeklerin kokularının zirve yaptıkları, yani uçucu yağı en çok salgıladıkları anlar aslında polinatörlerinin en açık olduğu, dolayısıyla polen transferinin en garanti olduğu saatler.

Uçucu yağların oluşum ve salınımında ısı, nem, yükseklik ve yağın oluştuğu bitkisel yapının yaşı da önemli elbette. Ancak kendimizi hep içinde yaşadığımız ortamda değerlendirdiğimizden, bazı eş önemde etkenleri unutuyoruz. Biz unutuyoruz da, bu anlattıklarımızı paraya tahvil edenler, yani koku sektörü unutmuyor elbette. Onlar, sürekli olarak farklı ortamlarda daha farklı ve verimli kokuları nasıl elde edebiliriz diye bir arayış içinde olduklarından bizim aklımıza dahi gelmeyen yerçekimini de değişkenlerin içinde değerlendiriyorlar.
 
Bütün bunları söyledikten sonra şimdi giriş paragrafımıza dönebiliriz. Evet, dünyanın sayılı koku ve aroma üreticisi şirketlerinden biri olan International Fragrances and Flavors, yani IFF, 1998 yılında giriş paragrafında ismini zikrettiğimiz WCSAR ile ortak bir proje başlatıyor. Bu proje için WCSAR araştırmacıları öncelikle STS-95 misyonu için havalanacak Discovery Uzay Mekiği’ne ASTROCULTURETM adını verdikleri minnacık bir kapsül inşa ediyorlar. Bu kapsül aslında minik bir bitki yetiştirme alanı veya bilindik ismiyle minik bir “sera”. Projenin diğer ayağını oluşturan IFF araştırmacıları ise bu küçük alanın içine yerleştirmek için minyatür bir gül seçiyorlar. Minyatür gül seçilme sebebi, içine gireceği ASTROCULTURETM’ün çok ufak olması, zira mâlum, metrekare değil santimetrekare bile pahalı uzay mekiğinin içinde. Ancak minyatür güllerin %90’ı kokusuz olmasına rağmen seçilen örnek olan “Overnight Scentsation” (Rosa savanight) gülü elbette kokulu.
 
Hepi topu 20 cm yüksekliğinde olan ve üzerinde açmak üzere iki tomurcuğu bulunan bu minik gül, tahmin edebileceğiniz gibi Discovery ile beraber uzaya gönderiliyor ve on gün boyunca uzayda yaşıyor. Bu on günlük süre içerisinde mekikte görevli astronotlar dört kez örnek alıyorlar gülün üzerinden. Şöyle ki; ellerinde bir santim uzunluğunda ve yarım milimetre kalınlığında küçük silikon elyaflar var. Koruyucu bir tüpten çıkardıkları elyafı gülün taçyapraklarının üzerine dokunduruyorlar. Elyafın üzeri özel bir sıvıyla kaplanmış durumda ve bu sayede uçucu moleküller elyafa yapışıp kalıyorlar. Örneklemenin ardından hemen mahfuz birer kaba alınan elyafların üzerindeki moleküler yapılar mekik dünyaya dönünce analiz ediliyor ve yeryüzü ortamındaki örneklerin analizleriyle karşılaştırılıyorlar.
 
Dört örneklemenin hepsinde analiz sonucu farklı çıkıyor. Ortak bulgu ise gülün uzayda yeryüzündekinden çok daha az uçucu madde üretmesi. Ancak miktardan bağımsız olarak üretilen uçucu maddenin kokusu dünyadakiyle kıyaslanınca oldukça farklı ve estetik olarak çok daha tatmin edici bulunuyor. İyi ve hoş da, sonra ne oluyor?
 
Devamında IFF’ciler eldeki analiz sonuçlarına bakarak aynı moleküler yapıyı bu kez şirket laboratuvarlarında tekrar üretiyorlar. Elde ettikleri bu yeni “uzayda gül kokusu”nu da Shiseido markası için üretilen Zen isimli parfümün 2000 yılında yenilenen formülünde kullanıyorlar. 
 
Şimdi diyeceksiniz ki “Be adam, yeryüzünde de kapalı bir deney alanı yaratarak yerçekimi değerlerini değiştirebilirsin. Bunun sonuçlarını anlamak için uzaya gül göndermenin, onca masrafa girmenin anlamı ne?” Efendim, uzayda minnacık da olsa bir gül yetiştirilmesi ve bunun sadece o gülün kokusunu elde etmek için yapılmış olması santimetrekarelerce yer buldu yazılı basında, hatta yetmedi, televizyon programlarına konu oldu. Bu ilginç girişim gerçekleşmeseydi ne şimdi okuduğunuz türden yazılar yazılabilir, ne de IFF’ten veya Shiseido’dan bahsedilebilirdi. Unutmayın lütfen, parfüm dahil tüm kokulu ürünleri sattıran hikâyeleridir; çoğu zaman da bir hikâyeye yatırılan para sahibine misliyle geri döner. vedato@yahoo.com