A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | MERHABA DÜNYALI, SİZ ROBOTSUNUZ!

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/118/4354" target="_blank" class="twitter">twitter

MERHABA DÜNYALI, SİZ ROBOTSUNUZ!


Müge Ersan
Yaz günü, çoğu zaman, oturduğumuz yerden kalkıp başka bir yere geçmeye üşenirken bile, zamanda ufak bir yolculuğa çıkalım mı, desem “Sahi, hâlâ icat olmadı mı o zaman makinesi?” diyenler olacaktır.
 
Ve, evet, üzgünüm ki; maalesef hâlâ bulunduğumuz zamana sıkışıp kalmak zorundayız! İşin hâlâ iyi olan yanı ise bize bu gibi yolculuklar, keşifler, -kimi zaman tehlikeli de olsa- dünya dışı dostluklar konusunda umut pompalayan sanatçılar var oldu ve hep olmaya devam ediyor.
 
Mesela; hemen, neredeyse, 100 yıl geriye gidebiliriz.
Tarih: 1920, Yer: Prag
Karel Čapek; ilk bilim kurgu tiyatro oyunlarından biri olan, R.U.R. (Rosumovi Umělí Roboti- Rossum’un Akıllı Robotları) oyununu yazmış. İlk olarak 1921 yılında sahnelenen oyun; 1923 yılında 30 farklı dile çevriliyor ve aynı yıl Londra’da da sahneleniyor. 
 
Karel Čapek, oyunda, insan ötesi akıllı varlıkların veya yapay zekâya sahip robotların insanlar ile olan ilişkilerini, ahlaki ve antropolojik sorunlarını ele alıyor. Büyük bir sanayi devinin kızının robotlar üzerinde çalışılan adadaki fabrikaya gidip onlarla tanışması ve duygusal ilişkiler yaşaması, robotlar üzerinden çok para kazanmak isteyerek gözleri dönenlerin fabrikayı ele geçirmesi, ruhları olmayan robotların insanlara karşı birleşme tehlikesi ve insan soyunun bir anda yok olup insandan robot üretme formülünün yanlışlıkla yok edilmesi ile kendini yeniden dünyaya getirmek isteyen insanlığın paradoksu. Yani bir nevi Terminatör, biraz Battlestar Galactica ve hatta neredeyse Westworld.

Karel Čapek’in bu oyununun literatüre şöyle bir katkısı da var ki; artık sıklıkla kullandığımız robot kelimesinin kaynağı olmuş. Kelimenin Çek kökenlerine inersek; “köle” anlamına gelen rab kelimesinden doğan robota karşımıza çıkıyor. Robota ise; Çek dilinde kölelerin sahipleri için yaptıkları “zorunlu/angarya iş” anlamına geliyor.
 
Robotların insanlığın hizmetine adanma sahneleriyle dolu birçok robotlu filmin de bir nevi esin kaynağı olan oyunun ünü ülke sınırlarını aşarken genetik mühendisliğinin ise henüz DNA’nın kalıtımsal etkisini bile kabul etmiş olmadığını belirtmekte yarar var. Bugüne dair bir diğer ilginç taraf ise, oyunun robotlar üreten bir firma sponsorluğu ile, sadece robotların oynadığı bir versiyonunun birkaç yıl önce yapılmış olması. Belki de “bilim mi kurguyla ilerliyor, kurgu mu bilimle” sorusuna hiçbir zaman net bir cevap veremeyeceğiz ama benim bilim kurgunun -bu konuda çok detaylı bilgiye sahip olmasam da- dünyayı daha yaşanabilir kılan bir şey olduğuna inancım tam. Hele ki giderek bilimi hiçe saymalara şahit olduğumuz, yaşananların kurgu olduğunun aşikâr olduğu ama ısrarla öyle olmadığı iddia edilen şu günlerde, en ihtiyacımız olan şeylerden biri olduğunu bile iddia edebilirim.
 
Sadece birkaç filmlik kısa bir seyahat yapmamız bile bunu bize gösterebilir. Bana öyle geliyor ki; ‘80 sonrası kuşak olarak çocukluk/ergenlik dönemimizde “Merhaba, biz dostuz,” diyerek E.T. ile dünyada eşi benzeri olmayan bir arkadaşlık kurulunca hayata ve evrene umutla bakabilme becerimiz gelişti. Çok istersek Dr. Brown’ın bizi geçmişe götürüp hatalarımızı düzelterek geleceğe taşıyabileceği, bize hata yapma özgürlüğü kazandırdı. Dünyadaki durumu biraz idare edebiliyor gibiydik ama dünya dışı elbet tehlikelerle ve değişik güçlerle dolu olabilirdi. O zaman kendimize bir taraf seçmeliydik ve neyse ki kılıçlarımız ışın saçıyordu.
 
Sonra biraz durum değişti. Bilim ilerledikçe kurgu ona yetişmeye çalışıyor gibiydi. Aslında fikri yıllar önce doğan robotlarla mücadele başladı. Elbette ki biz “hâlâ dosttuk” ama onlar kesinlikle düşmandı. Sonra takım olmak, taraf olmak, dünyayı birlikte kurtarmak çok da mantıklı gelmedi ve bireyler olarak kendimizi geliştirirsek, zayıflıklarımızdan kurtulursak, daha güçlü olacağımızı sandık ki; aslında hiç de öyle bildiğimiz gibi var olmadığımızın hayal kırıklığına uğradık. Sonuçta bu bir Matrix’ti, evet. Ne olduğunu tam anlayamasak da bu hissi artık biliyorduk. Evlerden uzak, Yıldızlararası bir yerde kalmak gibi bir şeydi. Hiçbir yerimiz metalden değildi, aslında baya da esnektik ama elimiz kolumuz bağlıydı sanki ve bir şey yapamıyor olmaktan her an sinir krizi geçirebilirdik. Hayır, hayır, biz robot değildik! Olamazdık! Her gün benzer şeyleri yaparak bir ömür geçirebilirdik ama, bu ruhsuz olduğumuzu göstermezdi! Ruhumuz; elbette vardı. Özgürdük, kendi irademiz vardı!... Bizim ülkemizden şöyle iyi bir bilim kurgu hikâyesi çıkmıyordu işte ama, ne yapalım, Hollywood bizi muhatap almıyordu. Belki de ne kurgu ne de bilimin hiçbir yerde buradaki kadar fantastik olmadığındandı. muge.ersan@gmail.com