A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | KOKUSU ÇIKMIŞ ŞEYLER; KINSEY’DEN KOKUYA

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/115/4272" target="_blank" class="twitter">twitter

KOKUSU ÇIKMIŞ ŞEYLER; KINSEY’DEN KOKUYA


Vedat Ozan
Alfred Kinsey, biyoloji, böcekbilim ve hayvanbilim profesörü bir Amerikalı muhterem. Önemi ve bilinirliği 1947 yılında Indiana Üniversitesi’nde kurduğu Cinsel Araştırmalar Enstitüsü ile başlıyor.

Bu enstitüde yapmış olduğu cinsellik araştırmalarının sonuçları ise 1960’ların sonlarına doğru yaşanan “Cinsel Devrim” furyası sırasında tam da aranıp da bulunamayan 0 grubu kan yerine geçiyor. Cinsellik araştırmalarında Kinsey’in ayak izlerini takip ederek giden, ancak yaklaşım ve metodoloji olarak farklılaşan bir diğer meşhur kaynak ise, belki TV dizisini (Masters of Sex) izlemiş olacağınız Masters ve Johnson ikilisi. Her iki çalışma da nicel (kantitatif) araştırmalar; yani sayısal verilere bakarak sebep sonuç ilişkisi kuruyor, bu ilişkiden yola çıkarak da yorum getiriyorlar. Önemli farkları ise nicel verilere ulaşma yöntemleri. Kinsey bire bir görüşmeler sonucu deneğin beyanını dikkate alarak bir veri dizini oluştururken, Master ve Johnson veri dizinini oluşturmak için kendi laboratuvar ortamlarındaki gözlemleri kullanıyorlar. Birinde beyan, diğerinde gözlem var. Veya kısaca birini “Böyle dedi”, diğerini ise “Böyle gördüm” diye özetleyebileceğimiz iki farklı yöntem.

Kinsey’in beyana dayalı araştırmalarında kullandığı denekler ve bu deneklerin sayesinde oluşturduğu veri tabanı ile ilgili oldukça fazla tartışma ve eleştiri mevcut. Bu eleştirilerin bir kısmı tekniğe dair eleştiriler, yani verileri yola çıkarken kanıtlamak istediği fikre uygun olacak şekilde planladığı yönünde. Öyle kafadan elde ettiği verileri silip kendisine uygun olanları yazarak yapmıyor bunu ama denek seçiminde kullandığı kıstaslar bu sonuca yol açıyor. Örneklemenin bu şekilde yapılması kaçınılmaz olarak araştırmanın toplumsal ölçekte temsil yeteneğine de darbe vuruyor. Kısaca eleştirenlere göre Kinsey denek seçimini sonucu etkileyecek şekilde yapıyor ve bu da elbette herhangi bir akademik araştırma için kabul edilemeyecek bir durum. Neden? Çünkü bilimsel araştırmanın, daha doğrusu bilimin temeli olan “nesnellik” kavramını devre dışı bırakıyor.

Bir diğer eleştiri cephesi ise teknik değil sosyal eleştiriler. Bu eleştiriler de iki farklı noktadan hareket ediyor. İlki o zamana kadar sosyal alan dışında kalma sebebi olan eşcinsellikle ilgili çalışmaların varlığı. Bahsettiğimiz dönem, bir diğer Anglosakson kültür olan İngiltere’de eşcinselliğin cezalandırılması gereken bir suç olarak görüldüğü dönemler. Hatta bilgisayarın babası olarak bilinen Alan Turing’in eşcinsel olduğu için kimyasal hadıma tabi tutulup intihara sürüklendiği zamanlar. Bu alandaki veriler için “Kinsey Ölçeği” denilen bir ölçek kullanıyor bizim muhterem. Bu ölçekte de cinsel yönelim “0-Tamamen düzcinsel (heteroseksüel)” ile başlayıp “6-Tamamen eşcinsel (homoseksüel)”e varan bir yelpazede değerlendiriliyor, ek olarak bir de “X- Eşeysiz (aseksüel) seçeneği mevcut. Örneklemede ortaya çıkan veriler de toplumsal ölçeğe yükseltilip istatistik değerlendirmesi yapılıyor.

Sosyal eleştirilerin diğer cephesi ise rapor açıklandığında pek fark edilmeyen ancak sonraları ahlak dışı bulunarak sert eleştirilere maruz kalmasına yol açan pedofili suçuyla mahkûm edilmiş deneklerle yapılan görüşmelerden elde edilen sonuçlar. Bu sorunlu alanda yapılan çalışmalarla da denek olan pedofillerle ilgili değil, cinselliğin başlangıç yaşı üzerine veri toplanması amaçlanıyor. Bu cephedeki eleştiriler en sert ve en geniş medya temsili bulan eleştiriler elbette.

Kinsey Raporu olarak bilinen bu araştırma çok satan iki kitapla sonuçlanıyor: Erkeklerde Cinsel Yaşam (Sexual Behaviour in The Human Male) ve Kadınlarda Cinsel Yaşam (Sexual Behaviour in The Human Female). Bütün eleştiriler mahfuz kalmak kaydıyla kitaplar, cinsel yönelim, evlilik ve cinsel ilişki, evlilik dışı cinsel ilişki, mastürbasyon sıklığı veya orgazm yüzdesi gibi pek çok farklı konuda istatistiki veri içeriyor ve tabu algısından dolayı üzerine çalışılmayan bir alanın, cinselliğe yönelik akademik çalışmaların kapısını aralıyor.

1953 yılında yayınlanan ikinci kitaptaki verilerden biri de deneye katılan evli kadınların %10’unun hiç orgazm yaşamamış olması. Bu yazıya sebep olan ve “kokusu çıkan şey” de bu veri zaten, zira yıllar sonra, 1997’de bir başka bilim insanı, Dr. Alan Hirsch daha önce erkeklerde yapmış olduğu bir çalışmanın ikinci ayağını bu veriden yola çıkarak oluşturuyor. Hirsch, cinsel uyarıya neden olabilecek kokulardan hareketle “Eğer bazı kokular cinsel uyarı sağlıyorsa, yani klitoral alandaki kan akışını değiştirebiliyorsa, bu kokular aynı zamanda orgazm olamama sorununun çözümünde de kullanılabilir mi?” sorusuna cevap arayan ve ABD’de oldukça ses getiren bir araştırmaya girişiyor. Araştırmanın sonucunda da birtakım değişkenleri göz önünde bulundurmak kaydıyla bazı koku örneklerinin cinsel uyarıya neden olduğu görülüyor.

Tam da burada, uyarıya neden olan koku örneklerinin ve bunlara verilen tepkilerin kültürel kodlarla da ilintili olduğunun unutulmaması, yani aynı koku örneklerinin başka kültürlerde aynı sonucu vermesinin beklenmemesi gerekiyor. Kültürel etkileri devre dışı bırakabildiğimizde, yani bu araştırmanın her kültürün kendi içinde var olan örneklerle gerçekleştirilebilmesi halinde, her ne kadar kişisel geçmiş hikâyemiz önemli olsa da, en azından kategorik ve genel olarak bazı kokuların cinsel uyarıya yol açtığınız söyleyebilme olasılığımız var. İleride olur da laf gene bu konulara gelirse, bu çalışmalardan daha ayrıntılı olarak bahsederiz. vedato@yahoo.com