A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | OĞLUM İSTATİSTİK, HÜKMÜN YOK SOKAKLARDA

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/115/4267" target="_blank" class="twitter">twitter

OĞLUM İSTATİSTİK, HÜKMÜN YOK SOKAKLARDA


Pınar Deniz
Yüzde on ikiymişiz biz. İstatistik diye bir bilim var, öyle diyor. “Türkiye’de engellilik oranı yüzde on iki...”

Araştırıp saymış bizi, evleri gezmiştir büyük ihtimal; çoğumuzun ailesi de, başı önünde “Evet,” demiştir, “bizim evde de bir tane...”

Evleri gezdiği de iyi olmuş aslında. Başka türlü çıkmazmış o 12. Hani, şöyle parkları, bahçeleri, sinemaları yoklamaya kalksaydı, hayal kırıklığına uğrardı. “Değmedi,” derdi, oflayıp puflayarak, “o kadar emek, o kadar soru boşu boşuna...”
Ama istatistik işini bilir. Bilmese zaten ya da bildiğini zannetmese, “bilim” ünvanı da vermezlerdi kendisine. Bulmak, istatistiğin görevi, bulduklarını rakama dönüştürmek, kağıda dökmek. Aynı sayıları başka istatistikler için kullanmak; “işsizlerin yüzde şu kadarı engelli” ya da “engellilerin efendim, bu kadarı ilkokula bile gitmemiş” demek.

Değiştirmek, iyileştirmek onun işi değil. Bu yüzden “Sen anca say, başka bir halt bildiğin yok,” deyip kızmamalı insan. Bir şey yapamaz ki, yazık, o da neticede emir kulu, ne soruluyorsa onu söylüyor.

Değiştirmek mi? İşte o Devlet’in işi, bir de hepimizin elbet. O; “Ülkenin yüzde on ikisi yaşamsal en az bir işlevini yerine getiremiyor, yani sizin anlayacağınız engelli,” diyor sorana. “Sakat” dese mesela, o da başka bir bela. Ülkenin yüzde bilmem kaçı da sakat kelimesine gıcık. Hayır kelimenin suçu da yok, sorun, hakaret diye ağzına alanda.

Bir çeşit devlet memuru gibi de düşünebiliriz istatistiği. Hani şu, işine ruhunu karıştırmayan, profesyonel memurlardan. “Memurların sadece yüzde şu kadarı sendikalıdır,” derken, söylediği rakama ruhu karışmak istiyordur elbet, ama profesyonel ya...

Dediğimiz gibi, sadece işini yapmaya çalışıyor. Soru soruyor birileri, o da gidip sayıyor; bir, iki, üç..., sekizmilyondokuzyüzdoksandokuzbindokuzyüzdoksandokuz...

Bir çeşit devlet memuru, evet. Sayımıza ihtiyaç duyan devlet olunca -yanlış anlamayın sadece bilgi için- o büyüktür, kimi nereye koyacağını, nerede arayacağını bilir. Bizi de barlarda, gece kulüplerinde, tiyatrolarda arayacak değil ya, 12’yi bulduğuna göre, evlerde aramıştır kesin. Dediğim gibi, bulmakta sıkıntı çekmez; eliyle koymuş gibi...

Mesela otobüste arkamda oturan çocuk. Gazetede okumuştur herhal. İstatistiğin kağıda döktüklerine bakmıştır; “Yüzde ON İKİ oğlum, ülkenin yüzde tam 12’si engelliymiş,” diyor şaşırarak, yanındaki arkadaşına. O on iki o kadar büyük çıkıyor ki ağzından, sanırsınız gerçekten karşısındayız, görmüş bizi. Oysa göremez. Gördüğü yüzde bir bile değil. Sokağın matematiğinde çarpmada bir, toplamada sıfırız biz; etkisiz eleman.

Oysa, çıksak deprem yaratır varlığımız. Bara, dans etmeye gitse on tanemiz aynı gece. Şöyle salına salına içeri girse ve barmene asılsa sakat yirmi kadın, derin dekoltesiyle; barın ruhu değişir namussuzum! Sandığınız gibi derin dekolteyle ilgili değil durum. Renkle ilgili, rengarenk olmakla. Sonra, başka bir onumuz metrobüse binebilse mesela. Çıksa evden, sokakta kendisi için var olan onlarca engeli aşsa, o zehir gibi metrobüs kalabalığının içine bir girebilse on sakat... Ama nerede? Aaa o nasıl lakırdı öyle; evlerdeyiz ayol, evlerde.

Geçen Bahariye’deydik, bir şeyi protesto etmeye gittiydik, iyice bakındım etrafıma, istatistiklerden eser yok. Bırak yüzde on ikiyi, binde bir bile değildik. Bir beni gördüler, bir de elindeki kartonda “Hayır diyorum, anla” yazan güzel çocuğu. Ne güzel çocuktu o ama. fpdeniz@gmail.com