A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | KOKUSU ÇIKMIŞ ŞEYLER: BİR MELEK DİĞER MELEĞİ MAHKEMEYE VERİYOR

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/114/4245" target="_blank" class="twitter">twitter

KOKUSU ÇIKMIŞ ŞEYLER: BİR MELEK DİĞER MELEĞİ MAHKEMEYE VERİYOR


Vedat Ozan
Yer: Paris Ticaret Mahkemesi, 15. Salon. Tarih: 1999 yılının Eylül ayı.

Davacı taraf, Thierry Mugler Parfümleri ve bağlı bulunduğu ana şirket Clarins Kozmetik. Davalı taraf, 150 yıllık bir parfümevi, Molinard. Dava konusu, Molinard Parfümevi’nin Nirmala isimli parfümünün, Thierry Mugler’in Angel (Melek) isimli parfümünün taklidi olması.

Thierry Mugler, 1948 Strasbourg (Fransa) doğumlu bir moda tasarımcısı ve fotoğrafçı. Modacı olarak ticari açıdan çok da başarılı olduğunu söyleyemiyoruz; zira 2003 yılında modaevini kapatmak zorunda kalıyor (2008’de tekrar açılıyor). Ama bu modaevini kapatma olayı, 1997’de Clarins Kozmetik Şirketi ile yaptığı anlaşma neticesinde bir “başarı hikâyesi”ne dönüşen parfüm işini etkilemiyor. Clarins’e bağlı olarak faaliyet gösteren ve modacının ismini taşıyan parfüm markasının en başarılı ürünü ise Angel. Bugün bile hâlâ en çok satan on parfüm içinde yer bulan bu parfümün Fransa’daki satışları zaman zaman Chanel No. 5’i bile geçiyor ki, bilenler bilir, kolay bir şey değildir o noktaya gelmek.

Davalı taraf olan Molinard ise, 1849 yılında Fransa’nın güneyindeki Grasse kentinde bir aile işletmesi olarak kurulan bir parfümevi. Kasabanın merkezindeki küçük dükkânda işe başlıyor, ama tabii zaman içinde işin hacmi büyüyor.

Molinard, 1921 yılında sigaraları kokulandırmak için bir parfüm üretiyor: Habanita. Adı “sigara parfümü” olmasına rağmen kokusunun ihtişamı nedeniyle Habanita bu dar ve yerel pazar dilimine sığamıyor. Önceleri küçük kokulu poşetler halinde sigara tabakalarının içine yerleştirilmek üzere satılmaya başlanıyor ama, hemen akabinde sıvı versiyonu da pazara sunuluyor. Bir cam çubuk yardımıyla bu sıvı, yanmakta olan sigaraya veya puroya boylu boyunca sürüldüğünde ısı ve dumanla beraber ortamı benzersiz bir kokuya boğuyor. Bu ilginç uygulamaların devamında ise bilindik cilde sürülebilir parfüm formu geliyor. Bir efsane oluyor Habanita, hâlâ da satılıyor yanılmıyorsam.

Habanita ile meşhur olan ve büyüyen Molinard, 1955 yılında Nirmala isimli bir başka parfüm daha çıkarıyor. Fena bir parfüm değil, ama öyle aman aman bir satışı yok. Angel 1997 yılında piyasada bomba gibi patlayınca, Molinard küçük bir numara çekiyor ve Angel benzeri bir kokulu sıvı Nirmala ismiyle şişelenip satışa sunuluyor. Şişedeki isim aynı isim, yani Nirmala ama içindeki sıvı Mugler’in Angel’inin çok benzeri.

Mugler’ciler Molinard’cıların Angel’in kokusunu taklit ederek pastalarından haksız pay aldığını söylüyor ve mahkemeye veriyorlar. Davaya bakan yargıç da ne anlasın parfümden marfümden, her iki kokuyu da analiz edilmek üzere laboratuvara sevk ediyor. Nedir peki bu analiz? GC/MS tabii ki.

Efendim, GC/MS olarak bilinen gaz kromatograf/mass spektrometre forensik analizlerde, uyuşturucu madde tesbitinde, yangın soruşturmalarında, çevre analizlerinde, patlayıcı saptanmasında, hatta havaalanlarındaki bavullarda saptanan süpheli maddelerin tanımlanması için kullanıldığı gibi, pek çok bilim dalında da laboratuvar ortamında madde analizlerinde kullanılan bir yöntem. Yaygın kullanım alanlarından biri de elbette parfüm (ve yenilebilir parfüm, yani lezzet) endüstrileri.

Basit prensip olarak bir “gaz kromatograf” cihazı ve bunun çıkışına ilave edilmiş bir “mass (kütle) spektrometre” cihazından oluşuyor. Aygıtın prototipi 1903 yılında bir Rus bilim adamı olan Mikhail Semenovich Tswett tarafından oluşturuluyor. Bir kimyasal bileşim içindeki molekülleri içine konan örnek kolon boyunca seyahat ederken ve arada fırınlanırken ayrıştırıyor. Her molekülün havaya karışma zamanı farklı, dolayısıyla tüpün ucundan farklı zamanlarda çıkıyorlar. Bu farklı zamanlarda açığa çıkan ayrışmış moleküller de mass spektrometrenin tuzağına düşüp tanımlanma ve isimlenme aşamasına geliyorlar.

Basitleştirerek söylemek gerekirse, bir ucundan karmaşık parfüm örneğini koyduğumuz bu aygıt sonunda bize karışımın içinde hangi molekülün hangi miktarda olduğunu bir yazıcı çıktısı olarak kâğıda döküyor.

Dönelim davaya. Analiz sonucunda her iki parfümde kullanılan 81 koku molekülünün 68’inin aynı olduğu ortaya çıkıyor ve bu 68 ortak molekülün 57’sinde kullanım miktarları %0,5 ile %2 arası fark gösteriyor. Yargıç bununla da yetinmiyor ve üstüne ek olarak “kör test” yapılmasını talep ediyor. Bu testte de 1100 hanımefendi koklayarak yapılan “duyusal analiz” sonucunda parfümleri fazlaca benzeş buluyorlar.

Dava sonuçlanıyor, kaybeden taraf davalı taraf oluyor. Davalı davacıya yüklü bir tazminat ödüyor ve Nirmala şişelerinin içindeki sıvı Angel’a benzemeyen başka bir sıvıyla değiştiriliyor.

Bu tip “intihaller”e, maalesef parfüm ve koku sektöründe çok fazla rastlanıyor. Neden? Çünkü parfümlerin patentleri yok. Daha doğrusu, istenirse elbette var ama hiçbir şirket formüllerini kamuya açık alana sunmak istemiyor. “Taklit edeceksen de biraz uğraş bakalım” deniliyor yani. Bundan sebep, meşhur bir marka pazara yeni bir parfüm sunduğunda ilk müşteriler rakip markalar oluyor. Kapıyorlar şişeyi, koşuyorlar analiz aygıtlarının başına. Bunun sonucunda da piyasadaki parfümler neredeyse 30’lu gruplar halinde birbirine benziyor.

İyi de, o kokunun formülünü ilk hazırlayanın hiç hakkı-hukuku yok mu? Vardır illâ ki ama takılmayın böyle ufak şeylere abisi, siz büyük resmi görün. vedato@yahoo.com