A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Sinemanın kara büyüsü DERİNDEN SARSAN REPLİKLER!

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/110/4093" target="_blank" class="twitter">twitter

Sinemanın kara büyüsü DERİNDEN SARSAN REPLİKLER!


Semra Uygun
God Bless America (2011)
“Bir imparatorluk çökerken, televizyonda hep bir ucube şovu ortaya çıkar. Bu programa aslında yeni bir kolezyum demeliyiz. Zayıfların her hafta bizim eğlencemiz için parçalandığı bir şovu seyretmek istemiyorum. Ben yokum bu işte. Şimdi her şey çok zalimce. Yani kimse herhangi bir şeyle ilgili konuşmuyor. Sadece televizyonda gördükleri ya da internette seyrettiklerı şeyleri tekrarlıyor. En son ne zaman mesaj yazmayan ya da monitöre bakmayan biriyle gerçek bir sohbet yaptın? Ya da ünlülerin dedikoduları, spor, popüler politika olmayan bir sohbet gerçekleştirdin? Benim konuşma özgürlüğüm kimsenin umurunda olmasa da ben konuşma özgürlüğüne karşı değilim. Eğer tehlikede olduğunu düşünürsem konuşma özgürlüklerini savunurum. Yaratıcı olmayan, bağnaz, eşcinsel karşıtı, ırkçı, tecavüz şakalarıyla dolu ve cüretkâr olma bahanesiyle yaptıkları konuşma özgürlüklerini savunacağım. Ama provokatif olan bu değil. Bu, satan şey. Muhtemelen kötülüğe daha fazla teşvik edemiyorlar ya da reklamvari olmaya. Şok edici bir yorumun gerçekten daha ağır olduğu bir çağdayız. Artık kimsenin utanması yok. Ve bizim bunu kutlamamız gerekiyor. Dün akşam televizyonda bir kadının diğerine kullanılmış tampon fırlattığını gördüm. Ve bu televizyon kendini şöyle tanımlıyor: Bugünün kadınının kanalı. Çocuklar birbirlerini kör edene kadar dövüşüp, bunu internete yüklüyor. Survivor’da farelerin ve larvaların yenildiği dönemi hatırlıyor musun? O dönem artık bir antika. Yani uzun zamandır uygar olmaya ilgi göstermediğimize göre, neden hâlâ bir uygarlığımız var?” - FrankMy Dinner with Andre (1981)
“Çok enteresan Wally. Batı Tibet, Ladakh’a gitmiştim ve orada bir çiftlikte, bir ay kadar kalmıştım. Akşam saatlerinde insanlar çay içmeye gelirlerdi ve kimse konuşmazdı. Tabii söyleyecekleri bir şey yoksa. Ama neredeyse hiç olmazdı. Orada öylece oturur, çaylarını içerlerdi ve bu onları hiç rahatsız etmezdi. Problem şu Wally, sürekli hareketli olup bir şeyler yapılabilir ama bence bu tarz şeyleri yaparken bile kişinin aslında içi ölmüş olabilir. Bütün bu işleri gerçekleştiriyorsun ama bunları yaparken bir dürtü mü hissediyorsun yoksa evvelden konuştuğumuz gibi mekanik bir şekilde mi yapıyorsun? Çünkü bunları mekanik bir biçimde yapıyorsan gerçekten yaşamını değiştirmen gerektiğini düşünüyorum. Hani bilirsin, gençken sürekli birileriyle randevuya çıkarsın. Dansa filan gidersin. Özgürce dolanırsın. Ve sonra bir gün kendini bir ilişkinin içerisinde bulursun ve birden her şey donar. Bu işin için de geçerlidir. Demek istediğim -tabii için gerçekten yaşıyorsa zaten bir sorun yok demektir- küçük bir odada birisiyle beraber yaşıyorsan ve birlikte yaşadığın kişiyle aranızda bir yaşam paylaşılıyorsa, o odada başlı başına bir macera yaşanıyor olabilir. Ama her zaman ‘şeylerin’ ölme tehlikesi vardır. Öyle olursa da, Kerouac gibi aylak filan olup yollara düşmek gerektiğini düşünüyorum. Buna gerçekten inanıyorum. Biliyor musun, hayatını yollarda geçirmek o kadar da güzel değil. Benim öncelikli tercihim, yapabiliyorsan o odada kalmaktır. Ama birisiyle çok uzun süre beraber olduğunda, hani insanlar ‘Tabii artık eskisi kadar müthiş değil ama böyle olması da doğal’ derler. ‘Romantizmin ilk mahcubiyeti gitti ve böyle de olmak zorundaydı.’ Buna kesinlikle katılmıyorum. Ama kendine daima, açık yüreklilikle şu soruyu sorman gerektiğine inanıyorum: Evliliğin halen bir evlilik mi? O kutsallığı halen barındırıyor mu? Tıpkı yaptığın işteki kutsallığı sorgulaman gerektiği gibi. Halen orada mı? Bu çok korkutucu bir şey Wally. Birden fark ediyorsun ki, Tanrım, ben hayatımı yaşadığımı sanıyordum. Oysa insan bile değilmişim. Oyuncu olmuşum. Yaşamamışım. Yaşarmış gibi yapmışım. Baba rolünü oynamışım. Koca rolünü oynamışım. Arkadaş rolünü oynamışım. Yazar, yönetmen ya da her neysem o rolü oynamışım. Bu insanla aynı odada yaşamışım ama onu gerçekten görmemişim. Gerçekten işitmemişim. Gerçekten beraber olmamışım.” - AndreThe Great Dictator (1940)
“Üzgünüm ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Kimseye hükmetmek ya da boyun eğdirmek istemiyorum. Elimden gelse herkese yardım etmek isterim, ister Yahudi, ister zenci, ister beyaz olsun. Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. İnsanların yapısı böyledir. Biz birbirimizin mutluluğu için yaşamayı isteriz, kötülüğü için değil. Birbirimizden nefret etmek ve birbirimizi hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir. Yaşam biçimimiz özgürce ve güzel olabilir, ama biz yolu yitirdik. Açgözlülük insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefretle kuşattı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. Hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekâmızı ise katı ve acımasız. Çok düşünüyoruz ama az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa ihtiyacımız var. Zekâdan çok iyilik ve anlayışa ihtiyacımız var. Bu değerler olmadan hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz. Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yaklaştırdı. Bunlar, doğaları gereği, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmaya, evrensel kardeşliği oluşturmaya ve hepimizin birleşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, milyonlarca acı çeken kadın, erkek ve çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: ‘Umutsuzluğa kapılmayın!’ Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek ve diktatörler ölecektir. Ve halktan zorla aldıkları iktidar yine halkın eline geçecektir. Son insan ölene kadar özgürlük asla yok olmayacaktır...” - HynkelThe Dark Knight (2008)
“Bu yaralar nasıl oldu biliyor musun? Bir zamanlar karım vardı. Çok güzeldi, senin gibi. Bana çok fazla kaygılandığımı, daha çok gülmem gerektiğini söylerdi. Kumar oynar, tefecilere borçlanırdı. Bir gün yüzünü çizdiler. Ameliyat için paramız yoktu. Buna dayanamıyordu. Onu tekrar gülerken görmek istiyordum. Yaralarını umursamadığımı bilmesini istiyordum. Ben de ağzıma bir tıraş bıçağı soktum ve bunu yaptım, kendime. Sonra ne oldu dersin? Benim görüntüme dayanamadı ve beni terk etti. İşte o zaman işin komik yanını gördüm. O gün bugündür gülerim.” - The JokerCaptain Fantastic (2016)
“Bir kadınla sevişirken kibar ol ve onu dinle. Onu sevmesen bile, ona saygılı ve kıymetle davran. Her daim doğruyu söyle, her zaman ana yolu kullan. Her gününü son günmüş gibi yaşa. Tadını çıkar. Maceracı ol, cesur ol, fakat tadını çıkar. Ve sakın ölme.” - BenGridiron Gang (2006)
“Öfkeli olduğun herkesi affet ve yoluna devam et. Yoksa üzerinde fazla güce sahip olurlar ve bunu hak etmiyorlar.” - Sean PorterMilyarder (1986)
“Mesudiyeli Mesut, ne kadar küçük bir dünyan varmış. Gerçek sandığın hiçbir şey gerçek değilmiş. Kızının sevgisi, karın… Hepsi ne kadar kolay yıkıldı. Beni sevseydiniz be, beni Mesut olarak sevseydiniz, milyarder olarak değil. Ayten sen haklısın galiba. Biz başkasıyız artık, çok açık bu. Ama ben ancak şimdi görüyorum. Ne milyarmış ama şu milyar! Daha elimize geçmeden herkesin iç yüzü ortaya çıktı. Bir de cebimizde olduğunu düşünün, insan şeffaf bir hale gelirdi, aynada bile göremezdik kendimizi!” - MesutNostalghia (1983)
“İçimde hangi atam konuşuyor? Hem aklımda hem de bedenimde aynı anda ayrılamam. Bu yüzden tek kişi olamıyorum. Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum. Fazla büyük usta kalmadı. Zamanımızın gerçek kötülüğü budur. Kalbin yolları gölgelerle kaplanmış. Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz. Okul duvarları, asfalt ve refah reklamlarının; uzun kanalizasyon borularıyla dolu beyinlere böceklerin vızıltıları girmeli. Her birimizin gözlerini ve kulaklarını büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız. Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı. Yapmamamızın bir önemi yok! O isteği beslemeliyiz ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz, sınırsız bir çarşaf gibi. Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız, el ele vermeliyiz. Sözüm ona sağlıklıları, sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız. Siz sağlıklı olanlar! Sağlığınız ne anlama gelir? İnsanoğlunun bütün gözleri, içine daldığımız çukura bakıyor. Özgürlük faydasızdır, eğer gözlerimizin içine bakmaya, yemeye, içmeye ve bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa! Dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler, sözüm ona sağlıklı olanlardır. Gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken ben neredeyim? İşte yeni anlaşmam: Geceleri güneşli olmalı ve Ağustos karlı. Büyük şeyler sona erer, küçük şeylerse baki kalır. Toplum böylesine parçalanmaktansa, yeniden biraraya gelmeli. Sadece doğaya bak ve hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin. Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz. Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz, suları kirletmeden. Deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa, ne biçim bir dünyadır burası!”
- Domenico
semra_uygun@yahoo.com