A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | TİRYAKİ

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/110/4088" target="_blank" class="twitter">twitter

TİRYAKİ


Nazlı Kalkan
İlk gözümü açtığım felaketin tesirini sizlere anlatamam. Zira ömrümüz boyunca yaşadığımız hiçbir felaketi tanımlayan bir kelime o zamanlarda lisan bilmediğimden lügatımda yoktu. Bu dünyaya ilk gözümü açtığım zaman yaşadığım dehşeti anlatan bir kelimeyi de kullandığımız lisanda icat edemedik henüz. Hakikatte sonradan öğrendiğim lisanın ne kadarı beni temsil ediyor? Meçhul. Kendi kendime konuştuğum şeyin içimde ummanlar dolusu bir bilgeliğe sahip olmasıyla, ses vasıtasıyla dışarıya çıktığı anda birdenbire manasızlaşması, çoğu zaman içimdeki ve dışımdaki lügatın farklılığının uçurumu hakkında beni hayrete sevkediyor. Neyse ki hafızam kuvvetlidir. O dehşetengiz anları yanıp sönen film kareleri gibi olsa da hatırlıyorum. Karanlık bir duvara sıkışmıştım. Beni o duvardan çekmeye çalışıyorlardı bir lahza. Etrafım balçık ve sümüğe bulanmıştı. Tuhaf bir film canlandırılıyordu sanki. Ve ben filmi izlerken birdenbire filmin tam merkezine atılmıştım. Herkes benimle uğraşıyordu şimdi. Işıklar, bağırışmalar, inlemeler, çekiştirmeler, eller, eller, eller.

Sonra bir battaniyeye sarılarak kenarda bekletilmem... Dehşetin etkisiyle zorlukla nefes almam... Yaşadığım bu elim hadise... Gerçekten de dünya, gelinebilecek bir yer değilmiş. Bir boyuttan bir boyuta geçmek yetmezmiş gibi şimdi yaşadığım bu trajedi... İşte o anda tarumar olmuştum. Hiçbir suçum yokken, şu âlemde daha hiçbir şey yaşamamışken, bir cehennemin ortasına fırlatıldığım için elim bir haksızlığın içinde hissediyordum kendimi. Evvelden “Dünyada mucizeler vardır” dediklerinde itibar etmezdim, fakat varmış. Mahfımı düşünürken o dokundu yüzüme, yanağımı yumuşak ve sıcak bir şey okşadı. Dudağımın etrafında dolandı. Ağzım ne yapacağından emin onu içine çekti. Dudaklarım bu şekilde hareket etmeyi nereden bildi? Ağzım bunu emmeyi nasıl öğrendi? Bu tatlı his, bu cezbe... Bütün sıkıntılarınızı size unutturur. Şimdi cennete doğru akarken evvelki cehennemin tesiri bir bir siliniyordu ruhumdan. Dünya beni kucağına alıyor, sarıyor, besliyor, bana bağlanıyor ve hayatım boyunca bir daha asla aynısını tadamayacağım bir uyuşturucuyu ağzıma, mideme, kanıma ve ruhuma zerk ediyordu. Ben şanslılardan olmalıydım. Evet, dünyaya bir ağız olarak gelmiştim. Ve dünya muazzam bir meme! Şükürler olsun. Artık huzur içinde gevşeyip, derin bir uykunun tadını çıkartabilirdim.

Bu kudret çeşmesini bir gün kaybedebilme ihtimalinin vehminin göğsüme yerleşmesiyle birlikte; kendisi ile mükemmel bir uyum içinde olduğum ağır ağır akan zamanın, her gün bir öncekine göre hızlanması bir oldu. Zamanın benimle birlikte uyumla ilerlediği günler geride kalmıştı. Geldiğim günden bu güne neredeyse iki ay geçmişti bile. Beni bu huzurun içinde rahat bırakmayacaklardı. Neden sonra kötü bir şey olacak hissi vardı içimde. Benim biricik, tatlı, cömert sevgili mememin bana değil; bir kadının vücuduna ait olduğunu fark etmem de aynı zamanlarda olmuştu. Daha evvel benim olduğunu zannettiğim ve ne zaman istersem buluştuğum tatlı mememle kavuşmam artık bu kadının insafına kalmıştı. Sevgili mememi kaybedeceğim endişesi, zamanın yanımdan uçarak gitmesi yetmiyormuş gibi bir de bu zavallı kadına haset etmem ve bu fena histen duyduğum hicaptan dolayı mahkûm olduğum suçluluk hissi ruhumu çepeçevre kuşatmıştı. Bir kuşluk vakti kadar olan ömrümün üç ayını da mememin annemin vücudunda olmasını kabullenememek ile hissetiğim hasetin, utanç suretiyle bastırılması ve hakikatte ona duyduğum şükranla gönderdiğim gülücüklerle gizleyerek geçirdim. Haset ve şükran arasında salınan ruhumun annesiyle her gün daha da karmaşıklaşan bir bağ kurmasını seyrediyordum. Haliyle artık annemi de kaybetmekten korkuyordum.

Bir zaman sonra dizlerimin üzerinde yürümeye başladım. İçinde yaşadığımız bu devasa hangarın halısında gezintiye çıktığım o gün, her zamanki gibi arkamı dönüp hangarın diğer ucundaki koltukta oturan annemin beni terk edip etmediğini kontrol ediyordum. Arkamı döndüğümde beni her gördüğünde çığlık atan arkadaşı ile sohbet ediyordu, yüzünde hoşnutsuz bir ifadeyle memesini arkadaşına işaret ederek benden sıkıldığını ima ediyordu. Bu ifadenin dönüşü olamazdı; ya kaçacak, beni terkedecek yahut da öldürecekti. Bu düşünce bende yoğun bir endişe hissi uyandırıyordu. Böyle sıkıntılı zamanlarımda beni rahatlatan tek şeye, sevgili mememe daha çok sarılıyordum. Ben sarıldıkça annem onu daha az vermeye çalışıyordu. Cicim aylarımız geride kalmıştı artık. Her ilişki gibi bizimki de yıpranmaya başlamıştı. Göz yaşları, bağırışmalar, hayalkırıklıkları... Bir anlaşmaya varmalıydık. Bir zaman sonra sakinleştik, artık sevgili mememle eskisi kadar sık buluşamasak da olduğu kadarıyla onunla hasret gidermeyi kabul etmiştim. Geceleri emmiyordum artık.

Hangardaki halıdaki gezintimde yine her zamanki gibi arkamı dönüp, annemin orda olup olmadığını kontrol ettiğimde, annemin bıraktığım yerde olmadığını görmüştüm. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Bu kocaman hangarda tek başıma kalmıştım. Kapıya doğru yöneldim ve fakat kurtulmak için mesafe çok fazlaydı. Bu tehlikeyi göze alamazdım. Öylece korku içinde donmaya karar verdim. Tam bu esnada annem gülümseyerek içeri girdi, koltuğa oturdu. Ben de onun sinsi gülümsemesine, korkudan altıma işediğimi belli etmeyerek aynı sinsilikle karşılık verdim. Tamam, aslında geri dönmüştü, fakat ben yine de üzerime yapışmış korkuyu atamadım. Bir şeylerin peşinde olmalıydı. Of, bu endişe beni yiyip bitiriyordu! O anda gerçekten sakinleşmeye ihtiyacım vardı. Var gücümle halının merkezi ile koltuk arasındaki o uzun mesafeyi aşıp kendimi annemin kucağına attım. Dayanılmaz çekiciliğim ve şirinliğimle sevgili mememi istedim. Annem yüzünü buruşturarak bir şeyler söyledi. Nasıl olur, benim sevgili memem hasta mı olmuştu? Artık eskisi gibi güzel değil mi? Bok mu oldu? Yalan söylüyordu ve bunların hiçbirisine inanmadım. Yüzümü buruşturarak en sert ifademi takındım. Katı ve tehditkâr duruşumla annemin bluzunu sıyırdım. Sevgili mememi açtım ve dudaklarımla ona yapıştım. “Dünyada felaketler bir anda olur” dediklerinde de pek itibar etmezdim ve fakat o da oluyormuş. Kara bir okyanustan taşan simsiyah sular nasıl ki bir kenti bir anda yutarak yok ederse; memeyi emmemle ağzıma dağılan kekremsi tat da ruhumu aynı hızla yok oluş ummanının içine çekiyordu. Hepsi yine bir lahzada olmuştu. Dudağımı ateşten yanmış gibi hemen çektim memeden. Şaşkın, korkmuş ve kederli bir ifadeyle anneme baktım. Ağladım.

Ağzımdan aldığım hazzın, tokluğun, huzurun ve bağlanmanın doyumunu emdiğim memeden beni vakti geldiğinde kopartarak hayatımın ilk tiryakilik tedavisini ansızın gerçekleştirdiler. Bu hikâyenin döngüsü ahir ömrüm boyunca böylece kendisini durmadan tekrar etti. nazlikalkan8@gmail.com