A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | AĞIZ, SAPİENS-DEMENS BİR PARADİGMA…

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/110/4087" target="_blank" class="twitter">twitter

AĞIZ, SAPİENS-DEMENS BİR PARADİGMA…


Mehmet Sinan
“Güven verici ve rahatlatıcı sapiens kavramının ardına saklanan insanın gerçek yüzü ortaya çıkıyor. İnsan, yoğun ve kararsız bir duygusallığa sahip, gülümseyen, gülen, ağlayan, endişeli, kaygılı, oyuncu bir canlı; mest olan, kendinden geçen ve seven bir varlık; hayallerle dolu, ölümü bilen ama ölüme inanamayan bir yaratık; miti ve büyüyü yaratan, kendisine hayaletlerin ve tanrıların musallat olduğu, hayal ve vehimlerle beslenen, nesnel dünyayla daima kararsız ilişkiler içinde olan öznel bir canlı; hataya, gaflete açık, düzensizlik yaratan müfrit bir varlıktır. Ve hayali olan ile gerçek olan arasında gidip gelmelerin, kararsızlığın, istikrarsızlığın, ölçüsüzlüğün ve vehimlerin birarada oluşuna, nesnel ile özneli, yanlış ile düzensizliği karıştırmaya delilik adını verdiğimize göre homo sapiens’in homo demens oldugunu görmek zorundayız.

Artık, hataları ve düzensizlikleri ilkel insanların, kontrollü düzenin ve medenileşmiş hakikatin yavaş yavaş dizginleyeceği ehliyetsizliğine, nahif yetersizliklerine bağlayamayız. Bugüne kadar işleyen süreç daha ziyade bunun tersidir. Artık, tözsel açıdan, soyut olarak delilik ve aklı karşı karşıya koyamayız. Tersine ihtiyacımız olan şey, homo sapiens’e yakıştırılan ciddi, çalışkan insan görüntüsünü buna hem zıt hem de bununla özdeş olan homo demens ile birlikte düşünmektir. İnsan çılgın-bilgedir. İnsan hakikati yanlışı içerir. İnsan düzeni düzensizliği içerir. Şu halde, karmaşıklığın, yaratıcılığın, zekânın, toplumun ilerleyişinin düzensizlike, hatalarla ve fantezilerle birlikte mi, onlara rağmen mi, yoksa tam da bunlar sebebiyle mi gerçekleşmiş olduğunu sormak gerekiyor. Ve bu soruya verilebilecek iyi bir yanıt ancak hem karmaşık hem de çelişkili olabileceğinden bizim cevabımız bu ilerlemenin hem sayılan unsurlara rağmen, hem onlarla birlikte, hem de onlar sebebiyle mümkün olduğudur.”Buraya kadar okuduğunuz satırları, Edgar Morin’in 1973’de yayınlanan Yitik Paradigma: İnsan Doğası* adlı kült kitabının “Sapiens-Demens” başlıklı bölümünden aktardım. “Neden ağız?” sorusunu Edgar Morin, kitabın son satırlarıyla sorduruyor.

“Bütün insani şeylerde mevcut olan trajedinin, tesadüfiliğin, belirsizliğin tam bilinci beni umutsuzluğa sürüklemedi, Tersine, zihinsel emniyeti riskle değiş tokuş etmek insanı diriltir, çünkü böylece bir şans elde etmiş oluruz. Karmaşıklığın çoksesli gerçekleri insanı coşturur ve benim gibi kendilerini kapalı düşünce, kapalı bilim, sınırlandırılmış, sakatlanmış, kibirli gerçekler içinde boğulmuş hissedenler beni anlayacaklardır. Her şeyi açıklayan şiarlardan, her şeyi çözdüğünü sanan sözlerden kurtulmak ferahlatıcıdır. Nihayet dünyayı, hayatı, insanı, bilgiyi, eylemi açık sistemler olarak anlamak ferahlatıcıdır. Ruhumuzdaki ve hayatımızdaki bu ilksel yara, dipsizliğe ve hiçliğe açılan bu çatlak, hayatımızın ve ruhumuzun arzulayan nefes alan, yiyen, içen ve öpen, aç susuz ağızdır aynı zamanda.”

İşte ben burada takılıp kaldım. Neden Morin, bu acayip dolu kitabı insan ağzına vurgu yaparak noktalıyordu? Adeta “anlamaya ağızdan başlamalıyız” der gibiydi. Bu yazının tartışması bende öyle başladı. Aklıma Freud’un meşhur oral dönemi, birincil süreç dediği haz ilkesi gibi şeyler üzerine düşünmek geldi. Dopamin, serotonin gibi ödül hormonlarıyla ağız etkileşimi filan gibi şeyler. Ama zaten bunlar internette var. Ben sadece anımsatmış olacağım. Ağızın anatomisi desem, dudaklardan dişlere, dilden yutağa herkes ağzının nasıl bir yapısı olduğunu gayet iyi biliyor. İşlevlerini sıralamaya kalksam, bitmez tükenmez bir listeyle uğraş dur başka işin yoksa! E, ne?

Aklıma Cosmos dizisinde gezinen tartigradın ağzı geldi. Ta oralardan, mikroorganizmalardan başlayayım dedim. Sonra işin içinden çıkamam diye vazgeçtim. Ama bu yazının üzerine bir tartigrad resmi ekledim. Hani “Onun bile bir ağzı var, alın bu da böyle bir ağız,” diye. Bence ekşi sözlükten filan, tartigrada bir bakın, olağanüstü bir canlı, size çok ilginç gelebilir bu yaratık.

Sanırım Morin anlamış ağız olgusunun derinliğini, yine yazarla bakmaya devam edelim. İnsanlaşma, bireyleşme, tek eşliliğin ve ailenin oluşması, toplumsallaşma, uyum ve çatışmalarla ilgili, “Ailenin Çekirdeklenmesi” alt başlıklı bölümden:
“…Bundan böyle birbirlerini seven erkek ve kadın, Hockett ve Asher’ın da söyledikleri gibi birbirlerinin ‘kollarında’dır ve bir sevgilinin sarmalanmasıyla bir çocuğunki arasındaki benzerlik, anaç tatlı dilliliğin müşfik duygularının aşk dolu kucaklaşmalara sirayet etmesini sağlayabilmiştir.

Nihayet erkek ve kadın cinsel ilişiki sırasında, konuşurken ve birlikte yaşarken hep yüz yüze olacaklardır. Cinsel uzuvlar etrafında oluşan cazibe / ilişki ötesinde yeni bir cazibe / ilişki merkezi bu defa yüz etrafında ve bilhassa da hem söylemeye, hem yemeye, hem nefes almaya hem de öpmeye yarayan müthiş organ dudaklar etrafında kurulacaktır. (Ve sonra sevgililerin, kökeni anne ve çocuk arasındaki öpüşmeye dayanan, dudak dudağa öpüşme ile sembolik olarak birleştikleri an gelir: vajina biçimli dudaklar, penis biçimli dilin temasıyla –nefesle özdeşleştirilen- ruhların değiş tokuşu gerçekleşir.)

Böylelikle cinsellik, erotizm, şefkat birleşecekler ve bunların en üstün sentezi de aşk olacaktır. Cazibeyle ve bağlılıkla örülü bu doku, çiftin fiziksel-duygusal temelini oluşturuken, çift olmanın toplumsal temeli de evlilikte bulunur. Aşk, çift, evlilik bundan sonra birbirlerini tamamlayan, ama rekabet ve uyuşmazlık da içeren terimler olacaktır ve bireylerarası ilişki boyutuna, neşe, üzüntü, coşku, dram, mutluluk ve ümitsizlik kaynağı olan yeni bir karmaşıklık eklenecektir.”

Ağız konusunda benden bu kadar. Aslında işin yükünü Edgar Morin’e taşıttığımın farkındayım. Besin zincirinin en tepesine neyle, nasıl çıktık? Demens olarak, şimdi neredeyiz ve bu ağızla nasıl devam edeceğiz? Ağız karmaşık ve sonu olmayan bir paradigma. Halkımızın “Can boğazdan gelir, boğazdan gider” özdeyişi de bu paradigmanın bir özeti gibi zaten. İnsanı ve bizzat kendinizi daha yakından tanımak isterseniz, 43 yaşındaki bu “yeni” kitabın baskısı tükenmeden Morin’le tanışın derim. Böylece konu genişleyerek sizde de devam eder.

Paylaşmaya çalıştım tadımlık alıntılarla. Biraz mektup gibi oldu, ama fena bir yazı olmadı bence.

*Yitik Paradigma: İnsan Doğası, 1973, Edgar Morin, Çeviren: Devrim Çetinkasap, 2010, İş Bankası Yayınları. Kaybolmuş Paradigma: İnsan Doğası adıyla ancak sahaflarda bulabileceğiniz, Mehmet Ali Kılıçbay, 1985 çevirisi de var. Birey ve Toplum Yayıncılık basımı.

info@kargamecmua.org