On Küçük İzlandalı: Trapped


Murat Kızılca

Spoiler içerir...

Baltasar Kormakur ile ilk kez 2001 Nisan’ında, 20. İstanbul Film Festivali’nde 101 Reykjavik aracılığıyla tanıştım. O günden beri sıkı bir şekilde takip etmeye çalıştığım İzlandalı yönetmen, çok geçmeden Yeni Dünya’nın dikkatini çekti ve Hollywood’un Avrupa’da parlamaya başlayan yönetmenleri transfer etme politikası kapsamında kıta değiştirerek “Amerikan” filmleri çekmeye başladı. Kormakur’un memleketinde çektiği filmlere bayılırım ama işin garibi vasat altı “Amerikan” filmlerini de severim. Örneğin daha önce başrolünde oynadığı ve Oskar Jonasson’un yönettiği Reykjavik-Rotterdam’ın (2008) yeniden çevrimi Contraband (2012) gayet olmuş bir “remake”tir. Ya da 2 Guns (2013); klişe yumağı olması çok ama çok eğlenceli olmasını engellemez. 

İzlanda ile Amerika arasında mekik dokuyan Kormakur, son olarak bir de televizyon dizisinin altına imza attı: Trapped. İlk olarak İzlanda televizyon kanalı RUV’da gösterildi. 27 Aralık 2015’te yayınlanan ilk bölümün ardından başta Norveç, İsveç ve Finlandiya olmak üzere birçok ülkenin televizyon kanalı tarafından satın alındı. Şubat 2016’da İngiliz BBC Four kanalında gösterilmeye başladıktan sonra da şöhreti kulaktan kulağa yayılarak bütün Avrupa’ya yayıldı.Her biri yaklaşık bir saat süren 10 bölümden oluşan Trapped’in pilot ile final bölümlerini Kormakur bizzat kendi yönetti. Arada kalan bölümlerin yönetmenliğini ise İzlandalı meslektaşları Oskar Thor Axelsson (3 bölüm), Baldvin Zophoniasson (3 bölüm) ve Börkur Sigþorsson (2 bölüm) üstlendi. Ayrıca 6,5 milyon Euro civarındaki bütçesiyle İzlanda’nın bugüne kadarki en pahalı dizisi olduğunu da söyleyelim.

Dizi, İzlanda’nın kuzeyindeki fiyordlardan birinde yer alan Siglufjörður isimli küçük balıkçı kasabasında geçiyor. Açılış sekansında Hjörtur ve kız arkadaşı Dagny terkedilmiş bir fabrikanın içerisinde takılmaktadır. Aynı gece fabrikada çıkan, sebebi anlaşılamayan bir yangın sonrasında Dagny hayatını kaybeder, Hjörtur ise yaralı olarak kurtulur. Aradan yedi yıl geçer. Danimarka’dan gelen bir feribot limana yaklaşmaktayken, kasabanın açığında avlanmakta olan bir balıkçı teknesinin ağına bir ceset parçası takılır. Kol ve bacakların eklem yerleriyle boyun bölgesinden kesilmiş cesedin sadece göğüs bölgesi bulunduğu için kimliği tespit edilemeyecek durumdadır. Kasabanın polis şefi Andri, iki yardımcısı Hinrika ve Asgeir ile birlikte cesedin feribottan atılmış olabileceğini düşünür ve feribotun boşaltılmasına müsaade etmez. Bu arada hava şartları gittikçe ağırlaşır, yollar kapanır, uçuşlar iptal olur ve olayı araştırmak için Reykjavik’ten gelecek olan ekip yola çıkamaz. Andri’ye ekip gelene kadar beklemesi söylenir ancak beklenmedik gelişmeler sonrasında Andri ve iki yardımcısı olayı araştırmaya mecbur kalır.
 
Trapped, isminin de imlediği üzere, karakterlerini defalarca kasabaya hapsediyor. Önce hava şartlarının ağırlaşması sonucu yollar kapanıyor ve karayoluyla kasabaya giriş çıkış imkânsız hale geliyor. Uçuşlar iptal oluyor ve Reykjavik’ten gelecek olan süvariler yola çıkamıyor. Bazı bölümlerde bu kapalı kalma hali iyice coşuyor ve elektrik ile telefon da kesiliyor. Trapped, her şeyden önce klostrofobik bir etki yaratmayı hedefliyor ve bir ada ülkesi olan İzlanda’nın doğal şartları sağ olsun, hedefi on ikiden vurmakta hiç zorlanmıyor. Sonra ortalarına bir ceset atarak içlerinden birinin (ya da birilerinin) katil olabileceği şüphesini açığa çıkarıyor. Böylece klostrofobinin yanına panik de ekleniyor çünkü katil dahil hiç kimsenin kaçacak bir yeri yok. Ana omurgasını birçok kaynakta Agatha Christie’nin başyapıtı olarak gösterilen 1939 tarihli romanı Ten Little Niggers’tan (On Küçük Zenci) ödünç alarak oluşturan Trapped, ıssız bir ada gibi kuşatılmış bir mekân yaratıyor. İlk cesedin bulunmasından sonra içlerinden birinin katil olabileceği şüphesi, bu bağı daha da kuvvetlendiriyor. Daha sonraki gelişmeleri ise televizyon dizisi algısını kökünden değiştiren, Mark Frost ve David Lynch imzalı Twin Peaks’in (İkiz Tepeler) açtığı yoldan ilerleyerek kurgulayan Trapped, herkesin güya birbirini tanıyıp bildiği, güya güvenli küçük bir kasabada dönen dolapları sırayla ifşa etmeye başlıyor.Trapped, 2000’li yılların başında tüm dünyada yaşanan ve İzlanda’yı da derinden etkileyen ekonomik kriz ile uluslararası insan kaçırma mevzularına ucundan dokunarak gerçek hayatla bağ kurmayı da ihmal etmiyor ama bunlar kurgusal ana hikâye içinde eriyip giden ufak detaylar olmaktan öteye gitmiyor.
 
Dizinin başkarakterleri özenle tasarlanmış; özellikleri, çevresindekilerle ilişkileri, geçmişleri gibi detayların derinliği tam kıvamında. Ayrıca birkaç yan karakteri de çok sevdim. Örneğin Hitchcock’un Rear Window’unun (Arka Pencere) kahramanından izler taşıyan Rögnvaldur. Kasabanın tepesindeki evde oturan yaşlı adam, sakat olduğu için tekerlekli sandalyeye mahkûmdur ve bütün gününü teleskobuyla kasabalıları röntgenlemekle geçirmektedir. Hemen herkes hakkında birkaç mahrem ayrıntıyı bilen Rögnvaldur’un (yine teleskobu aracılığıyla) şahit olduğu kaçma kovalamacalara, cep telefonuyla “Şuraya gitti, buraya girdi,” diye müdahale etmesi çok eğlenceliydi.
 
Peki, Trapped on numara bir dizi mi? Aslında hayır. Evet, pilot bölüm harika, dizi çok yukarıda bir başlangıç yapıyor ama sonraki birkaç bölümde tempo iyice düşüyor. İşte tam o noktada hiç beklenmedik bir “twist” ile ilgiyi tekrar yukarı çekmeyi başarıyor ve finale kadar hiç gaz kesmiyor. Ancak final bölümünü çok zayıf bulduğumu söylemeliyim. Trapped, Snatch (2000) sonrası iyice popülerleşen İngiliz gangster filmleri furyasından ekmek yeme niyetiyle ortaya çıkan onlarca ucuz filmin düştüğü hataya düşüyor. Kötü karakterlerinin kolaylıkla alaşağı edilmesine izin veriyor ve o kadar bölüm boyunca kurmaya çabaladığı gerçekçi ve karanlık dünyayı, mutlu son uğruna bir çırpıda feda ediyor.

Trapped, geçtiğimiz günlerde sona eren Avrupa Futbol Şampiyonası’nın “peri masalı” olarak isimlendirilen İzlanda Milli Takımı’nın performansı gibi heyecan verici bir dizi. Hem sıcaklıkların iyice arttığı bu yaz günlerinde kuzeyin buz gibi soğuğunu iliklerinize kadar hissettirmeye azmetmiş dizinin ferahlatıcı bir etkisi de olabilir. mkizilca@gmail.com