Mümkün tabii ki, neden olmasın... MURMUR


Murat Mrt Seçkin

Bir tuhaf  hissiyat. Neşe desen değil, umut desen bir şeyler eksik, tam oturmuyor. Buna en yakın tarif sanırım “olabilirlik” diye yazılabilirdi. İhtimal temeli üzerine kurulmuş, kendini karanlığa atmama konusunda temkinli, seksenlerin karanlığına göz kırpmaktan geri durmayan, yetmişlerin sonunun getirdiği anarşiyi hafiften içine sindirmiş gibi davranan ama yaşadığı toprağın süslü popuna da öpücükler gönderen bir ses yumağı. R.E.M.’in ilk kayıtlı uzunçaları Murmur (i.r.s. 1983), işte tam da böyle sevecen bir kafa karışıklığı yarattığı için her zaman ilk onumda yer alıyor.

 

1.

İşin doğrusu öyle delicesine R.E.M. tutkum yok. İlk dinlediğim şarkıları “The One I Love” (Document, 1987 i.r.s.) diye hatırlıyorum. Hatta Murmur’u keşfetmem uluslararası hit albümleri ve bir ara bizde de “Aaa minibüslerde bile R.E.M. çalıyor” muhabbetine yol açan Out Of Time (1991, Warner Bros.) zamanına kadar gider. “Losing My Religion” deliliğine doğru giden yolda tüm eski R.E.M. şarkıları unutulup bir kenara atıldığından, benim de ergenlikten sırt sivilcesi lekeleri dışında kalan tek özelliğim olan “Herkes seviyorsa sen kaç oradan” adetim nedeni ile arkadaşların eski albümlerine yöneldim bir umut. Bir kalemde silip atmayayım kendilerini diye düşündüm sanırım. Böylece daha ilk dinleyişte ve tabii ki post-punk’a kurban etmeye hazırladığım bünyem sayesinde  tutuldum kaldım.
 
Tabii ki saf post-punk diye yorumlayabileceğimiz bir albüm yok karşımızda. Ancak bir debut (ilk) albüm için hiç de göz ardı edilemeyecek bir düzen, derli topluluk var. Gürültü ve rahatlığı (ses-kayıt konusunda) kendine feyz almış albümlerin peşinden koşan birisi için her ne kadar ters bir bağlılık gibi gözükse de Prophecy Of Doom, GGFH veya Flipper gibi birbirinden asabi ekipleri bira içip cozuttuğumuz asabiyetimiz olarak sayarsak, arada insanın Murmur gibi sakinleşip rakı içesi de geliyor işte.
 
İşin ilginç yanı o dönemin bölge sahnesini düşündüğümüzde de R.E.M. başka bir yerde duruyor. Bazılarına göre aynı zamanlarda çıkan Sonic Youth, Minuteman, Butthole Surfers gibi grupların acımasızca sonik dehşet yaymasını halk çocukluğuna bağlayıp, R.E.M. gibi ses örgüsü nispeten daha yumuşak olan ekipleri kıçı rahat burjuvalar olarak adlandırmak daha kolay geliyordu sanırım. Bu noktada mesela ben Violent Femmes ile aynı kaba koyduğum bu ekibin ilk dört albümünü (i.r.s. dönemi de diyebiliriz) tüm o gürültü yumağı ile aynı çizgiye koyabiliyorum. Yıllar sonra ilk dönem albümlerinin remaster (yenilenmiş) versiyonlarında yer alan konser yorumlarını dinleyince de temiz kayıtlarındaki alternatif rock havası yerini hafiften punk hissiyatına bırakıyormuş gibi hissettiğim gerçeğini de kabul edeyim.
 

2.

Murmur baştan sona bir yürüyüş hikâyesi gibi. Uzunca, şafak çizgisini geçmeniz gereken bir mesafe. Ancak öyle bir rotanız var ki burada yokuş yok mesela. Her bölgede sıkıcılığa varmayacak sürelerde kalıyorsunuz. Mesela Göztepe’den itibaren Altıyol’a kadar yapacağınız dar kaldırımlı, bol araçlı ve beton korumalı sıkıcı yürüyüş (“9-9”)  en fazla üç dakika sonra yerini sahil yolunda sakin bir yürüyüşe (“Shaking Through”) bırakabiliyor. Birden güneşli ama hiç nemsiz hava (“Laughing”) gidip yerine hoş bir bahar yağmuru (“We Walk”) gelebiliyor. Olur da arabanın içinde çalsanız bile bir yere park edip yürüyüşe çıkma hissi uyandırmaya devam ediyor. Hiç olmadı yavaşlayıp acele olan şeyleri bir kenara bırakabiliyorsunuz. Albüm kendi kendine güvenilir ve itici olmayan, dikte etmeyen, boşa sallamayan bir kişisel gelişim aracı gibi hissettiriyor.
 
Sırtını sıvazlayıp “Olur böyle şeyler,” diyen sevgilin, “Boşver, soğuk bir bira içelim,” diyen arkadaşın gibi. Dedim ya başta “olabilirlik” hissiyatı var diye, gerçekten öyle. “Tabii yaa,” dedirtiyor, “ben de amma büyütmüşüm haa,” diye finale erdiriyor. Sanırım patlamalar, müdahaleler, yasaklar, ego patlamaları ve bireysel şiddet aksiyonları nedeni ile bu yıl bu albüme çok fazla geri döndüm. Amerika’nın Bono’suna dönüşmüş Bay Stipe’a rağmen –ki bu konudaki engelleyemediğim klişe algımdan nefret etsem de bu küçümsemeyi yapmadan edemiyorum- R.E.M.’in ilk dönemlerindeki müzik, umut pazarlamak yerine olabilirliği üzerine yoğunlaşan ve samimiyetinden hiç şüphe etmediğim bir organizmaya dönüşüyor. Zaten sevdiğim tüm albümlere artık onu yapan ekiplerden bağımsız birer canlıymış gibi davranıyorum. Murmur’un da bu ilgiyi baştan sona hak ettiğini düşünüyorum.
 

3.

Bir güzel hissiyat olabilirlik. Her kötülüğün içinden bir olumluluk çıkartmak değil, kötülüğün istese de istemese de kırıntılar halinde iyilik doğurmadan yaşayamayacağını bilmek. O kırıntıları biriktirip vakti geldiğinde devam etmeyi öğrenmek. Olumsuzun yanında olumlunun da hep kolkola dolaştığını kabullenmek. Belki de bu yüzden albümün kapağında koca bir “kudzu” ormanı görüyoruz. Metrelerce aşağıya yayılan kökleri ile su çekerek, nefes aldırarak, değerli besinleri taşıyarak, toprağı beslerken doğru kontrol edilmezse aşırı hızlı büyüyüp genişlemesi yüzünden diğer bitkilere yaşama alanı bırakamayabilir. Bir yandan kurtarıcı iken diğer yandan yok ediciye dönüşebilir. muratmrtseckin@gmail.com