Bakakal Okuma


Emre Eryılmaz
Eleştirel yaklaşımla bir kelimeyi hislerle irdeleyerek, hafızamda yeni bir etkiye yönlendirmeye çalışmak kişisel olarak hoşuma giden bir oyundur. Ve bu sürece “cesaret” kelimesi ile okuyucu olan sizleri dâhil etmek isterim.
Benim yolumdan giderken, üç ayrı bakış mesafesinin hatırlattığı doneler temelimizi oluşturacaktır.
 
İlk bakışımız yakın mercekle bakmak;
Eylemsel olarak kelimemizin agresif tutum sergilediği, besin ihtiyacı kibirle giderildiği, eylem sonu öngörüye sahip olduğu; öngörü alt dalında değişkenlik gösteren oranlarda inanmak olduğunu görüyoruz.
 
Agresif tutum; istek doğrultusunda uygulama sahasına (maddi kazanım sektörlerinden, cinselliğe değin uzanan yelpaze) temasında görebiliriz. Eylemler agresif öznelliğine sahip olmalıdır. Uyarım olmadan uygulama sahası sonsuzda kendi halinde kalacaktır. Temas anı itibarıyla sahayı kendi bilincinde güdülemeye başlar. Agresiflik, temas süreci boyunca devamlılık göstermek zorundadır. Aksi halde temas yollu güdüleme sonlanır.
 
Sahanın güdülmeye geri bildirisi agresifliği ya yıldırır ya artırım yoluna yönlendirir. Durum temas sürecinin agresiflik ölçüsünü belirler.
 
Kibir; agresiflikle aynı paralelde etkenliği olsa da köksel olarak doğumu ve büyümesi; yani hem anası hem babası öfkedir. Kibir ne derece büyükse aldığı doğmalar o derece sert bir kültürün getirisi demektir. En sert eğitimden geçip en çok hak eden olduğu fikri sabitliğine kapılanır. Acı yaşantıya dair, korku hislerini unutabilme yöntemlemesini oluşturur.
 
Öngörü konusu daha çok etkenlerin eğitim ve kültür aracılığıyla toplanabilen donelerin değerlendirilmesi, yolun sonunun istek (durum kendi merkeziyetinde nefret oranıyla bağıntılıdır) düzeyinde çıkarımsal değerlendirilmesidir.
Çıkarıma inanmak; tamamen eksik kalan, yetilemeyen bilgilerin yerlerine, arzulama hırsının almasıyla yukarı yönlü ivmelenme durumudur.
 
İlk etabımız olan mercek altında bakış yöntemimizden bize “cesaretin” üç ana ve bir alt hücresini göstermiş oldu.
Şimdi merceği çekip kendimizi de olabildiğince görüş mesafesini koruyarak bir komutanın savaş meydanını seyretmesi gibi hâkim bir tepeye yerleştirelim.
 
Görüşümüzü “cesaretin” birden fazla yolun başladığı bir noktada henüz durduğu anın coğrafyasında tutalım.
Yolları tek tek incelemeye aldığımızda tek bir patika yol dışında her yoldan ordumuzu oluşturan “cesaretin” üzerine Van Gogh’un kargalarının gelmekte olduğunu görüyoruz. Sadece bu yol bizi eylem sahasına ulaştırabilmekte.
 
Tepe üstü bakışımız; kişinin tüm alternatif fikirlerden uzaklaştığı, agresif eylemciliğin haricinde çözüm üretebilme kapasitesinin yetersiz kaldığı bir eksiklik anı olduğunu gösteriyor. Tükenmişlik ve mecburi tek istikamete doğru sürüklenen kişilik.
 
Kelimenin yanına varıp da, su seviyesinde kendimizi onunla eşitlediğimizde; kelimenin bakış açısına sahiplenerek yorumlamaya başlayalım. Öncelikle mercek içinde kendimizde (yani kelime olduk, biz “cesaretiz”) bulunan hareket fonksiyonlarımızın kültürel yapının etkileşimiyle oluştuğunu fark etmekteyiz. Bu kültürsellik bölgesel değil aksine tüm insan hayvanlarının ortak taşıdığı etkinlik. Yani; yapı olarak “cesaret” ortak bir kurgunun ürünü.
 
Ve tepe üstü bakışımız gösterdi ki biz (yani “cesaret”) tek bir açık patika yola sahibiz.
 
Bu noktada önümüzdeki yolun nereye varacağı sadece inançsal çıkarım. Bu genellikle kendimize yontmakta olduğumuz bir durum. Fakat bildiğimiz (her ne kadar kendimizden saklamaya çalışsak da) eylem sonunun meçhul olduğu.
 
Geriye doğru bakışımızı çevirdiğimizde birçok yolun sonunda burada olduğumuzu görürüz. Zamanda geriye yaslanamayacağımız düşüncesiyle; artık bu patikaya sürüklenmekten gayri hareket edemeyiz.
 
Belki bir süre “korkma” kelimesine saklanarak hareketsiz kalmayı başarabilsek bile, beynin refleks köklü kelimeye ne süre sürdürebilir kalacağı meçhul. Çünkü biz kültürüz, toplu halde bir düşünen “cesaret” kavramıyız.
 
Devamlılığımız ölüme kadar saklanmayı sıfırlamakta. Yok olmayla bitişe ulaşamıyoruz. Patikaya girecek “cesaret” biziz. Sonuç bilinmez sıfırlıkta.
 
Oyunun sonunu bir çıkarıma bağlamak gerçi oyun mantalitesine uymasa da, çıkarım; cesaretli liderler peşinde ilerlemeye inanmak ve biat etmek onların zekâ sınırlarında yaşamak demektir.
 
Her birimiz cesaret bile olsak; son yol, gene onun yolu olacaktır. Bu yüzden kolektif yapılarımızı güçlendirerek; cesaretle değil, sürdürülebilir fikirlerle birbirimizi beslemeliyiz.
 
En azından oyun çıkarımı budur.
 
Kalın sağlıcakla... sefahat@hotmail.com