Kırılma


Nazlı Kalkan

“Sana gelince iyi dostum… Sen, dağınık düşüncelerin kurbanısın. Tehlikeden kaçtığın için cesaretin olmadığını sanıyorsun. Bu bir kuruntu. Cesaretle aklı, birbirine karıştırıyorsun.” (*)

Cesaret korkusuzluk olarak anlaşılmamalıdır. Aksine ancak korkunun var olduğu yerde açığa çıkabilen bir şeydir. Siz de cesur olmak istiyorsanız önce korkunuzu keşfedin. Keşfettiğiniz korkudan bir an evvel kurtulmak için, uzmanlar “mucizevi mokoko bitkisini çiğneyin,” diyor.
 
O karanlık oda televizyonun birdenbire açılmasıyla alacakaranlık bir hale döndü. Televizyonda korku ve cesaret adlı reality programında uzmanlar konuşuyordu. Güçlükle televizyona ulaşarak sesini kıstı.
 
- Televizyonun sesini kısmasaydık efendim. Belki öylece durmaktan sıkılmıştır. Belki dünyada ne olup bittiğini bu vesileyle öğrenecek. Öğrendiği şeyler sayesinde dünyayı yorumlayacak. Belki bu sayede nasıl bir dünyada yaşadığını anlayacak.
 
- Hayır Edip. İnkâr böyle zamanlarda en iyi savunmadır. Dünya tarafından bu şekilde kuşatılmasına izin veremeyiz. En iyisi televizyonun sesinin kısılması ve bir daha hiç konuşmaması. Aylardır bu battaniyenin altında sessizce oturuyor. Bazen şaşkın bir halde kalkıp odanın etrafında dolanıyor. Dışarıdan sesler duyuyor. Seslerden ürküp tekrar battaniyenin altına giriyor.
 
- Hatta yıllar geçti efendim.
 
- Yıllar geçti Edip. İlk kez saklanmasına sebep olan birinci dalga fırtına zaman içinde dindi. Öyle ki fırtınanın ne demek olduğunu unuttu. Bu battaniyenin altından her çıktığında bir yenisine bulaştı. İkinci dalga, üçüncü dalga... Son kez geri geldi ve bir daha da çıkamadı. Mesela sen bir kedisin Edip, bir tehlikeye tutulduğunda atak olabilirsin ve hatta tehlikenin ortasına atlayabilirsin. Fakat bu insan öyle mi? O bir ahlaki bilinç olarak ancak kendi seçimiyle cesarete ulaşabilir. Yaratılışının kendisini yapayalnız bırakmasına rıza gösteren bu insan, cesaret denilen lanetli lütufa zaten sahip olmuştur, asıl kendisinde var olanı fark etmesi gerekirdi.
 
- Söylediklerinizden hiçbir şey anlamıyorum efendim.
 
- İnsan anlayabilen bir kedidir Edip. İnsan şahit olan bir kedidir. Ve fakat insan şahit olduğunu inkâr eder. Kendi sakin rutininde akan hayat bir el tarafından altüst olduğunda, yerin altındaki nemli toprak haşereleriyle birlikte görünür olduğunda, gündüz vakti masum gözlerin karanlıkta fal taşı gibi açıldığına şahit olmanın bedeli korku ve telaş oldu. İnkârcılar onun korkusuyla alay ettiler. Şahit olduğu şey koskacaman bu dünyanın içindeki çaresizliğiydi. Bilumum ruh bilimcilerin “çarpık inanıştır” dediği, “dünya acımasız bir yerdir”, “insanlar acımasızdır” fikirleri böyle bir zamanda çarpıklığını kaybetti. Zira ruh bilimciler toprak açığa çıktığında ortadan kayboldular. Toprak açığa çıktığında hepsi koşullu empatisizleşti. O gün fare kükrediğinde verdiğin tepkiyi düşün Edip, zira bir kedi olsan da olağandışı bir zamanda nemli bir toprak gibi açığa çıkan hiç bilmediğin o bambaşka kendini hatırlatır sana.
 
Ama sonuçta sen bir kedisin Edip, bir insandan daha zayıf ve çaresizsin. Konuşamazsın, mesela susadığını söyleyemezsin, bir miyavlamandan ancak şahit olmayı başarabilen bir kimse, bir mana çıkartırsa -ki yanlış bir mana değilse- belki sana yardım eder. Ancak insan öyle mi? İnsan konuşur Edip. Yürür, koşar, yalan söyler, aklileştirir. Sence insan öyle mi Edip? Senden daha mı şanslı? 
 
Şuna bakarsan görebilirsin, tüm yeteneklerine rağmen en zayıf. Bu battaniyenin altından çıktığında korku ve telaş içinde koşan bir kedi gibi çaresizliğini gördükten sonra herhangi bir kimse ile yapacağı bir tartışmada benliğine koşulsuz bir şekilde nasıl sarılabilecek? Koskocaman dünyanın içinde böylesi bir nokta olduğuna şahit olan bu kişi, kendisinin üstünlüğünü bir başkasına nasıl ispatlayacak? Kendi kıyametiyle bir anlığına yüzleşmiş olan birisi bildiklerinden artık nasıl olur da ölümüne emin olabilecek? İnsan bir kedi gibi zavallığına tanık olduktan sonra hayatına nasıl aynı tonda, aynı haklılıkla devam edebilecek?
 
- Cesareti mi kırılmış efendimiz?
 
- Cesareti kırıldı Edip, kırgın ve üzgün. İnandığı her şey yerle bir oldu, hata yaptığını düşünüyor, suçlu hissediyor, suçluluk kalbine değdiği vakit yaratacağı bunaltıdan bu tuhaf çene hareketiyle kurtulmaya çalışıyor. Gördün mü, bak işte yine yaptı. Sonuçta sen bir kedisin Edip. Her saniyenin geçerken arkasında bıraktığı siyah dumana tanık olmazsın. Çünkü sen bir kedi olarak doğanın ta kendisisin, ancak insan öyle mi? İnsan doğanın dışında kendisinin kurduğu saatlerin ayarlandığı ötekileşmiş bir dünyada yaşıyor. Doğası gereği doğadan dışlanmış. Kendi kurduğu dünyanın eliyle fırlatılmış. Sen bir kedi olarak, insandan farklısın. Zamanın geçmesine tanık olup, dünya tarafından kuşatılmış olmanın bastırdığı sıkıntıdan muafsın. Bu yüzden bana bu kişiden başka bir varlık olduğunu vurgulayan boş gözlerinle bakıyorsun şimdi.
 
- Efendimiz bari televizyonun sesini açsaydık, dünyadan bi haber kalmasa? Belki başkalarının acılarını duymak kendi iç sesini bir miktar unutturur.
 
- İnkâr böyle zamanlarda en iyi savunmadır. Artık televizyonun sesini açsak da olur. Ölüler kimseyi korkutmak istemez, o da gazabını başkasını ürkütmeden yaşayacak. Belki de kendisini dahi ürkütmemek için inkâr edecek. En sonunda inkârına varacaksa, bir nesneden muaf tutulmasına ihtiyacımız yok, televizyonun sesini açabilirsin Edip. Şimdi kimseyi uyandırmadan gidelim buradan. Öyle ya, cesaret başkasını korkutmamaktır. Bırakalım da ıstırabını nasıl yaşayacağına tek başına karar versin. Her nasılsa, zamanı geldiğinde ziyaretçiler sahibini ziyaret ederler Edip.
 
Kontrol grubuyla kıyaslandığında bitkiyi çiğneyenlerin hiçbir şeyden korkmadığını araştırmalar göstermiş, evet Doktor Oz, hatta sevgili seyircilerimiz, bize bitkinin nasıl kullanıldığını anlatacak, kısa bir aradan sonra buradayız, kâğıt kalem alın ve televizyonunuzun sesini açın efendim, tekrar ediyorum, kâğıt kalem alın ve televizyonun sesini açın!
 

(*) Wizard Of Oz (Büyücü, Aslan'a hitaben)

nazlikalkan8@gmail.com