Alan Vega 23 Haziran 1938 / 16 Temmuz 2016


Murat Mrt Seçkin
Suicide’ı ilk ne zaman dinlediğime dair kafamda hiç soru işareti yok çünkü bu konu ile ilgili bir gram fikrim yok. Suicide takıntılı olduğum albümler okyanusunda keşfedilmemiş bir ada gibi duruyor. Ne zaman albüm elime geçti, kim tavsiye etti, kimlerle dinledim de tutuldum hatırlamıyorum. Tabii ki bu belleksizlik Suicide’ı her daim başka bir netlik ile aklımda tutmuş oldu ki bence sakıncası yok.
 
Alan Vega bize veda etti ama şu an nerede, nelerin peşinde kim bilir? Velvet Undergorund’un Blade Runner  versiyonu olarak tarif edebileceğim Suicide ile ortalığı yıkıp geçtiği yıllar bir türlü geride kalmadı. Martin Rev ile ortaklığı 40 yıl sürdü –ki zaten bitmemişti- ve bu sürede Suicide adı ile dört albüm çıkardı. Bu kısa külliyat bazılarına az gelebilir ama yirmibeş tane albüm çıkartsalardı bu kadar değerli olur muydu tartışılır. Alan Vega olarak ise Al Jourgensen, Rick Ocasek, Pan Sonic, Lydia Lunch, Genesis P-Orridge gibi isimlerle ortaklık yaptı, solo albüm çıkarttı. Karanlık ve soğuk bir rockabilly çocuğu olarak hem Suicide hem de diğer ortak projeleri ile sahnelerde seyirciyi tedirgin mevsimlere yolcu etti. Aynı zamanda ışık ve görüntüye kafayı takmış, deneysel ile kitsch’i rahatlıkla bir kâsede karıştırıp emmiş bir sanatçı. Sahne kıyafetlerinden itibaren başlayan planlanmış bir karakter, uzun süre projesine devam etmiş bir performans sanatçısı. Her neyse Vega ilgili bolca bilgi ve görsel dokümanı rahatça bulursunuz zaten.Birtakım beğeniler, tutkular bizlerin ilerleyen yaşlarımızda kimliklerimizin kesin bilgisi olarak yerleşiyor. Zamanında genellikle özentilik ya da geçici heves olarak adlandırılan takıntılar bir bakmışsınız sizi tanıyanların hakkınızdaki en mühim verileri olarak karşınıza çıkıyor. Sanatsal üretimin değerini sizin ilgi alanlarınız belirliyor. Birinin çöp dediği şey diğerinin estetik hazine kasasında saklanabiliyor. Hiç yapılmamışı yapanlar ise farkına vardığınız anda üzerinizde hâkimiyet kurmayan ama gösterdiği yol ile ışık saçan peygamberlere dönüşüyor.
 
Hakkındaki kısa belgesel Just A Million Dreams (Marie Losier 2014) sonrası yapılan yorumlarda “aslında çok evcimen bir insan, o kadar da çılgın değil, senin gibi, benim gibi” benzeri cümlelerin çokluğu hep bana tuhaf gelmiştir. Yaptığı işe “punk-rock” denen ilk insanlardan biri olmasına rağmen Alan Vega ve tüm diğer benzer yaratıcıların kişisel hayatının normalliğine ve durağanlığına şaşırılması anlaşılır değil. Eğer tüm sıradışı yaratıların sahipleri Dali gibi tüccar bir üçkâğıtçı olup deliliği pazarlama stratejisi haline getirseydi o zaman bu güzelliklerin hiçbirinin farkına varamaz, tasarlanmış bir anarşinin içinde kaybolup giderdik. O nedenle teşekkürler Alan, bin yıl sonra bile kulağımızda çığlığın çınlamaya devam edecek. muratmrtseckin@gmail.com