Keith Jennings (Omen / Richard Donner / 1976)

Bir Bakayım Hemen Döneceğim


Murat Mrt Seçkin

-Bolca, hatta tamamen spoiler içerir-

Merak kediyi öldürür. Korku filmlerinin, özellikle “slasher” veya “giallo” diye tabir ettiğimiz cinayetli filmlerin çoğunun temelini özetleyecek en güzel deyim bu. Olmadık yerlere girme isteği ile yanıp tutuşan maceracılar, hiç açmaması gereken kitaba tutulan obsesifler, peşine düşmemesi gereken insanlara tutulanlar. Bazı filmlerde merak öyle yıkıcıdır ki sizi rahatsız eden yapımın şiddetli içeriği veya gerginliği değil, bazen sadece bu olur. Çoğumuz “Yaa gitme işte oraya” ya da “Açma şu kapıyı” gibi atarlar ile müdahale etme gayretine bile gireriz. Madem öyle ve madem bu sayının konusu merak, o zaman ben de aklıma takılıp duran ve beni deli eden bir iki dostumdan bahsedeyim dedim. Tabii ki tonla alt tür ve geçmişi olan bir türde illaki eksik kalacak bir listedir.

Sardu (Bloodsucking Freaks / Joel M. Reed / 1976)
Kendisi ilginç bir şahsiyettir. İstismar üzerine inşa edilmiş bir tiyatronun sahibidir. Burada cinayet ve işkence sahneleri, ağır fetiş oyunları az sayıda izleyiciye oynanmaktadır. Seyirciler şehrin kenarlarında bir izbeye sıkışmış bu dehşet tiyatrosundan büyük keyif almaktadırlar. Tek bilmedikleri, aslında izlediklerinin çoğunun gerçek oluşudur. Asistanı Ralphus’un ise pislik ve sefillikte Sardu’dan aşağı kalır yanı yoktur. Sardu meraklı bir kurban değil, tam tersi meraklı bir kötüdür. Sardu’nun kurbanları meraklarından değil, tuzağa düşürüldükleri için bu cehenneme düşmüştür. Adamımızı öldüren şey ise daha ne kadar ileriye gidebilirim merakı. Mesleki hastalık da diyebiliriz. Sardu sınırlarını o kadar zorlar ki sonunda kendi tutsaklarının yemeği olarak tiyatrosuna veda eder.

Alan Yates (Cannibal Holocaust / Ruggero Deodato / 1980)
Buyrun size tam bir şehirli, şımarık ve (zamanla anlaşıldığı üzere) neredeyse faşist bir karakter. Şehrin rahatlığı ve kendi burjuva bakışlarını yanlarına alarak benzer karakterdeki ekibi ile Amazon’un derinliklerinde yamyam kabilelerin peşine düşerler. Modern kafanın merakı gittikçe takıntı halini almaya başlar. Alan’ın kafası sonuna kadar gitmekle meşguldur. Karşılaştıkları olayların bazıları beyaz adam için ne kadar dayanılması zor olsa da bu durum kendisini gerçeklerden daha da uzaklaştırır. Gerçek, bu kabilelerin kendi doğalında yaşaması ve buna müdahale edilmemesidir. Tabii ki Alan sömürgeci atalarının izinden gider ve bu insanlara modernin gücünü göstermenin sonuçlarını, daha da önemlisi çektiği belgeselin bu sayede yakalayacağı başarıyı merak eder ve şartları mümkün olduğunca zorlar. Sonuç olarak Alan Yates’in ve dostlarının kaba etleri Yanamamö kabilesinin kadın ve erkeklerinin haklı intikamının ziyafeti olur.

Max Renn (Videodrome / David Cronenberg / 1983)
Max tam anlamı ile kariyerinin en büyük patlamasını yaşamak ister. İşlettiği porno ağırlıklı kablolu yayın kanalı Civic-TV’de ilgiyi yüksek tutmak için bol bol enteresan yapımlara yer verir. Bunlar daha çok garip fetiş filmleri veya daha sert işlerdir. Oysa ki Max gerçek bir bombanın peşindedir. Burada Max’i diğer yapımcılardan ayıran şey zaten tüm bu işlere olan kişisel merakıdır da aynı zamanda. Bir gün ona iş getiren bir dostunun tavsiyesi ile Malezya’dan yapıldığını düşündüğü ve izleyen herkesin “Snuff olabilir,” diyebileceği bir işe denk gelir. Olaylar gelişir ve bu film ile bağlantılı girdiği karanlık dehliz onun sonu olur. Max artık tutkusunun ulaşacağı zirveyi o kadar merak etmektedir ki yayıncılık denen o karanlık mağarada çıkışı (başarı) bulana kadar devam edecektir. Hırs ve fetişe dönüşen merakın birleşimi kendisi de bir ürüne dönüşen Max’in bedeninin yığılması ile son bulacaktır.

Mari Collingwood (The Last House On The Left / Wes Craven / 1972)
Mari, ailesi ile yaşayan tatlı bir genç kızımızdır. Nispeten rahat, klasik Amerikan tarzı ebeveynleri ona her konuda güvenmektedir. Yakın arkadaşının doğum günü için gidecekleri bir konser vardır ve aile de tabii ki şehre gitmelerine izin verir. Nasihatler verilir ve vedalaşılır. Gel gör ki (ah o kötü arkadaşlar yok mu?) Mari’nin arkadaşı beraber bir torbacıya uğrayıp az bir esrar almak için onu ikna eder. Şehir dışında yaşayan bu iki genç kızımız hep albümlerde, dergilerde yaşandığını okudukları rock’n roll âlemini merak etmektedirler. Üstelik dumanlı kafalarla o konser ne heyecanlı ne güzel olacaktır. Oldukça şuursuz bir şekilde daldıkları ilk yer ise onlar için sonun başlangıcıdır. Ailesinin sözünü dinlemeyen bu arkadaşlar şehrin aranan en psikopat çetesinin ellerine düşerler. Mari merakı yüzünden ömür boyu travmasını taşıyacağı bir sürü acı yaşar. Neyse ki ailesinin desteği ile intikam da alınır. Ah şu gençler yok mu şekerim.
 
Keith Jennings (Omen / Richard Donner / 1976)
Bay Jennings başarılı bir serbest fotoğrafçıdır. Merak zaten işinin hamurunda vardır. Kendisi sıkıntılı bir doğumgünü partisi sonrası Damien isimli evladımıza kafayı takar. Damien’in varlığının olduğu yer aynı zamanda ölümünde kol gezdiği bölgedir. Jennings bunun sebebini merak eder ve çılgınca araştırmaya başlar. İşin doğrusu filmde beklediğimden uzun süre ayakta kalan Keith bir süre sonra şeytan ile uğraşılmayacağını oldukça feci bir şekilde öğrenir. muratmrtseckin@gmail.com