Merakinrol


Cüneyt Bolak
İnsan denen mahlûk öncelikle karnını doyurmaya çalışır. Üzerine suyunu, şerbetini içer, susuzluğunu giderir. Çişini, kakasını yaptıktan sonra, akşama da yatacak yeri varsa rahatlar; kendini gerçekleştirmek için, diğer insanlar tarafından onaylanmak için ya da sadece bu sefil hayatını anlamlı kılabilmek için meşgaleler bulmaya, kendini bu meşgaleler doğrultusunda geliştirmeye yoğunlaşır. Bazıları bu meşgalelere kendini öyle kaptırır ki esas amacı olan karnını doyurmayı, çayını çorbasını içmeyi, kakasını yapmayı bile öteler, okuduğu kitaptan, oynadığı oyundan, sosyal medyada stalk ettiği manitadan başını kaldıramaz; dalmayı seviyorsa sudan çıkamaz, uçmayı seviyorsa trip’ten… O kişi meraklıdır.
 
Ben de meraklıyım. Müzik en büyük merakım. Eskiden bir sevdiceğim vardı, evimdeki bir sürü kasette, CD’de, plakta ne müzikler olduğunu merak etmez, radyoda Teoman yakalamaya çalışırdı. Sırf bu yüzden ayrıldık. Ki yine sırf bu yüzden Teoman müziği bıraktı. Sonradan düşününce hak verdim. Belki de müzik denen koca denizi merak ediyor ama içinde boğulmaktan korkuyordu. Müzik bahçesinin yasak meyvesini yemediği için iyiyi, vasatı, kötüyü ayıramıyor; gözleri kararıyor, kulakları uğuldamaya başlıyor ve hiçbir şey duyamaz oluyordu. Onun gibilere dost meclislerinde rastlamışsınızdır. Akustik bir gitarla ya da YouTube başında ne çalalım diye sorulduğunda hafifçe kızararak “Ben müzikten anlamam yea,” demişlerdir. Ne yazık değil mi? Artık değil. Çünkü müzik hakkında merak ettiğiniz (ama sormaya çekindiğiniz) her şeyi açıklıyorum.
 
Her yıl yüz binlerce albüm, milyonlarca şarkı çıkıyor. Müziğin kötüsünü iyisini nasıl ayırt edeceğiz?
 

Şarkı isimleri…

Düşündükçe delirecek gibi olduğumuz bu sorunun yanıtı aslında o kadar basit ki! Şarkının ismine bakacağız. İyi şarkıların isimleri de iyi olur. Misal “Clint Eastwood”. Gorillaz’ın ilk albümündeki bu şarkı ismini İyi, Kötü, Çirkin filminde “İyi” olarak karşımıza çıkan sarışından almış. Bu şarkı kötü olabilir mi? Ya da Tina Turner’ın dışişleri bakanlığı döneminde yaptığı “The Best”. Bugüne kadar yapılmış en iyi şarkı değilse nedir?
 
Aslında iyi şarkı yazmak hiç de zor değil, sadece biraz dikkat, biraz ayar istiyor. Justin Bieber’in “Baby”si (bir olur, garip olur) vasata yaklaşamazken Corona’nın Eurodance klasiği “Baby Baby” (iki olur, rakip olur) kıpır kıpır bir eser (ki Joy & Joyce’un “Babe Babe” parçasının yeniden yapımıdır). TLC ise görüp artırırken tirelerle süslemiş şarkısını: “Baby-Baby-Baby” (üç olur, denge olur). R. Kelly ise elini bol tutmuş: “Baby, Baby, Baby, Baby, Baby…” (dört olur, bereket olur, gerisi Allah kerim). Bunlar içinde en en en iyisi hangisi derseniz, benim yazdığım ama henüz kaydetmediğim bir blues klasiği olan “Yavrum”u örnek verebilirim.
 
Baby örneğinden yola çıkarak şarkı isimlerinin basit ya da tek kelimelik olması gerekir diye düşünmeyin. Hatta tersine bir şarkının ismi ne kadar karmaşıksa, ne kadar çok kelimeden oluşuyorsa kıymeti artar. En azından ismine verilen emekten ötürü (adam sonuçta emek vermiş) dinlenmeyi hak eder. Pink Floyd’tan “Several Species of Small Furry Animals Gathered Together In a Cave and Grooving with a Pict” ya da Man or Astroman?’dan “Many Pieces of Large Fuzzy Mammals Gathered Together at a Rave and Schmoozing with a Brick” eserleri bu kategoriye sokulabilly. “Hocam hep pop müzikten örnekler geliyor, müziğin gerçek emekçileri halk ozanları değil midir?” deyip muzaffer bir ifadeyle yerinize oturduğunuzu görür gibiyim. Fairport Convention’dan “Sir B. McKenzie’s Daughter’s Lament for the 77th Mounted Lancers Retreat from the Straits of Loch Knombe, in the Year of Our Lord 1727, on the Occasion of the Announcement of Her Marriage to the Laird of Kinleakie”yi dinleyin bakalım hâlâ oturabiliyor musunuz?
 
Halk müziği demişken memleketten seslere gelirsek; Sevil ile Ayla’dan “Bebek”i (ay yine mi?), Sadri ile Recep’ten “Elmayı Nazik Soydum da Yârin Ağzına Koydum” (Afiyet Olsun Sevdiğim de Sen Yedikçe Ben Doydum) ve Orçun ile Kunek’in tüm türkülerini gözü kapalı dinleyebilirsiniz. (Aslında genel olarak her türlü müziği gözü kapalı –tercihen kulaklıkla- dinleyebilirsiniz. Chris Isaak’ten “Baby Did a Bad Bad Thing”i ise gözleri tamamen kapalı dinleyebilirsiniz.)
 

Albüm kapakları…

Albümlerde isim iyiyse iyidir kuralı biraz değişiyor. Bo Diddley’in çağdaş hukuk kitabı You Can’t Judge a Book by the Cover’a kulak asmayın, kapak iyiyse albüm de iyidir. AC/DC 1980 tarihli Back In Black albümünün kapağına biraz özen gösterse Bon Scott’ın vokali bu kadar kötü duyulmazdı. Ya da Adele 21’in kapak çekimlerinde gripin yutmasa başı ağrır, albüm iyi olmaz, satmaz sonra daha çok başı ağrırdı. Plak şirketleri, misal grubun davulcusu şaşı ise grup fotosunu kapağa koymak yerine buldukları herhangi bir siyah beyaz yazıyı kullanmayı tercih ederler. XTC’nin Go 2 albüm kapağını buna örnek verebiliriz. Tam tersine fiziğine güvenen güzel sanatçılar herhangi bir tasarıma gerek görmeden korkusuzca kapaklara fotoğraflarını basabilirler. Bu durumda siz de tipiniz neyse o tarz müzik dinleyebilirsiniz. Esmer sevenler Dark Throne’dan Transilvanian Hunger gibi albümleri tercih ederken sarışın beğenenler Aphex Twin, Windowlicker EP’siyle kendinden geçebilir.
 
İyi de hocam, ben yasak meyveyi yemedim, kapağın iyisini kötüsünü nasıl ayırt edeceğiz dediğinizi duyar gibiyim. Kavun alırken dibini kokluyoruz, albüm alırken de kapağını koklayacak değiliz ya? Şaşıracaksınız ama Velvet Underground & Nico albümünü koklayarak aldım ve gerçekten çok iyi çıktı.  Benzer bir olay Rolling Stones’un Sticky Fingers albümünde başıma geldi. Moğollar’ın “Hamsi” 45’liği mevsiminde iyidir. Buğulama sevenler Stone Roses’ın 89 debut’uyla mash up’ını tercih edebilir.
 
Eğer punk’a, yani serseri müziğine gönül verdiyseniz baştan söyleyeyim işiniz zor. Kapaklar çoklukla aldatıcı olabiliyor. Nice bekâr genç Crass’ın Penis Envy albümünü eğlenceli zaman geçirmek için aldı, eve giderken Karga’ya, evde de hayal kırıklığına uğradı. The Rip Offs’un (Arakçılar) Got A Record kapağının içinde ne plak, ne CD, hiçbir şey olmadığını biliyor muydunuz? (Günün sonunda you ain’t got a record) Kapak konusu kafaları karıştırdıysa Queen’in The Miracle albümünü tavsiye edebilirim. Ya da en iyisi kalbinizin sesini dinleyin. You Get More Bounce With Curtis Counce albümü bu bağlamda iyi bir seçim olabilir.
 

Grup ya da sanatçı isimleri…

Müzisyenler neden isimlerini değiştirirler? Bu başka bir soruyu yanında getiriyor; aranızda John Beverly ismini duyan var mı? Ya da John Simon Ritchie ismini? Ama Sid Vicious ismini duydunuz. Bas gitar çalmayı ve şarkı söylemeyi bilmeyen bu zat, sadece birkaç şarkının kaydında yer alan bir katil olduğu halde büyük bir rock ‘n’ roll sahtekârlığına imza atmış, takma ad kullanarak grubu Sex Pistols’ın müziğini berbattan kabul edilebilir eşiğine getirmiştir. Grup ismi koymanın da amacı aynıdır. İnsan grubuna Mazhar Fuat Özkan gibi kendi ismini koyabilecekken neden kısaca Pungent Stench desin ki? Cevap aynı: Daha iyi müzik yapabilmek için. Wolfgang Amadeus Mozart, MF Doom, Çelik gibi sanatçı ve Motörhead, The Fibonaccis, Jakuzi gibi grup isimlerden yola çıkarak hangi müziğin sizin için iyisi olduğuna kolaylıkla karar verebilirsiniz. Unutmayın ki zaman içinde zevkleriniz ve tercihleriniz olgunlaşacak ve gelişecektir. Ben de bebekken sadece ABBA dinleyebilirken gün geldi DJ Grzegorz Brzeczyszczykiewicz’in son seti hakkında konuşur oldum. Bütün bu anlatılanlara rağmen hâlâ müzik işi bana göre değil diyorsanız son bir tüyo. Şu sıralar kimi dinliyorsun diyenlere The Who, favori grubunu soranlara The Band, bilmediğiniz isimler sarf edenlere Kim Ki O deyip geçin.
 
Meraklısına: Yazın ve yazının tadını çıkarmak için suda ve internette sörf öneriyorum. cuneytbolak@yahoo.com