Bir Güzel İlaçtır Orkide - Psychic TV Dream Less Sweet


Murat Mrt Seçkin
Acı ve huzursuzluğu sevenlerden misin? Tıpkı David Lynch gibi rutin hayatımızın tek renkli katalizörünün tuhaf ve durdurulamaz bilincimiz olduğuna mı inanıyorsun? Her şeyden kurtulmak için müziğe mi sarılıyorsun? Tek başınalığı, el ele tutuşurken bile tek başınalığın hafifliğini yaşamak hoşuna mı gidiyor? Dar yerlerde, yatağın altında veya kimsenin girmediği nemli bodrum katında kafanı dinlemekten keyif mi alıyorsun? Tüm neşene rağmen birden bire içine saplanan umutsuzluğa bir fetişmişcesine tutku ile bağlı mısın? Gel o zaman, sana tüm hayallerini içine sığdırıp elinde taşıyabileceğin bir ses cümbüşü tavsiye edeyim.
 
Güneş hep çıkıp yakacakmış da bir türlü gri bulutlar izin vermiyormuş gibi, her ne olursa olsun 30 gün gece 30 gün gündüz yaşıyormuşcasına bağlı olanlar var hayata. Kanada’da iseniz bunun karşılığı Skinny Puppy oluyor ama İngiltere’nin dertli başkentinde hem de ‘70’lerin sıkıntılı ekonomisinden ve sosyal hayatından bin tane darbe ile çıktıysanız, o zaman size Psychic TV klasiği Dream Less Sweet’i takdim edeyim
 

1.


Throbbing Gristle efsanesinin tohumlarını atan, onlarca projenin mimarları Genesis Breyer P-Orridge hanımefendi (o zaman beyefendi idi), çok kollu sanatçı Peter Christopherson ve yetmişlerin fenalıklarından Alternative TV’den Alex Fergusson’dan kurulu bir oluşum Psychic TV. Oluşum diyoruz çünkü aslında Genesis’in başını çektiği ancak zamanla sürekli değişen kadrosu ile dönüşüme açık bir organizma belki de. Bu yüzden onlarca farklı isim ile sahne almışlıkları, şarkı yayınlamışlıkları var. Yine de şarkı sözü ve konsepti belirleyen her zaman P-Orridge olmuştur. Christopherson’ın dahil olması ile Psychic TV gerçek kişiliğini kazanmıştır. Kendisi aynı zamanda meşhur Hypgnosis’de tasarımcıdır. Grubu görsel imajlar üzerine müzik üreten bir proje olarak planlarlar. Logo’lardan kelime oyunlarına ve hazırladıkları videolara kadar kendine has ve her yerde tanıyabileceğiniz bir karakteri vardır. Tıpkı Throbbing Gristle’ın şimşek logosu gibi. Bu sayede projeyi ayrı bir kişilik gibi görmemizi sağlarlar. Müzisyenler sadece orada yer alan çalışkan hücrelerdir. Gerisi ve olan biten her şey Psychic TV inancıdır, dinidir.
 

2.


Heyecanlı bir televizyon programının jenerik müziği ile açılır gözlerin. Uyku ile uyanıklık arasında zorlar beden seni. Jenerik biraz da karnavalvari bir havayı solumanı sağlar. Hafif bir gerginlik verse de bu kısacık uyarı müziği yerini sakin bir güne teslim edecektir. Uyandığın andan itibaren başlayan tüm farkındalık hallerini yaşamaya başlarsın. Tertemiz bir hava, sakince yükselen sıcaklık, yüzüne vuran ışık. Tertemiz, beyaz, saten bir pijamanın üzerine vuran tatlı rüzgâr, nereye sığdıracağını bilemediğin bir neşe, pahada hafif ama yükte ağır huzur. Yine de ev her an üstüne gelebilir.
 
Aynı saten pijamayı çıkartmadan arka tarafta puslu camları olan serada dolaşmaya başlarsın. Kanatlarından tıkır tıkır sesler gelen böcekler camlardaki çatlaklardan güneşe doğru ilerlemeye çalışırlar. Çürümüş bitkilerin sertleşmiş dalları ayaklarına batar hafiften. Hangi evrenden geldiği anlaşılmayan soluk çiçeklerden çıkan keskin koku gözlerini kamaştırır. Paslanmış çatısından sarkan sarmaşıklara gizlenmiş çirkin kuşların yuvaladığı başka bir dünyanın içindesindir. Orası senin değil, sen sadece gelip geçen bir konuksun. Sanırım hoş karşılanan bir misafir değil de şüpheyle bakılan bir yolcusun. Boru otları ve etobur bitkilerin olduğu bir koridordan biraz korkarak geçersin. Saten pijamalarının üstünde minicik tohumlar parça parça yayılmış, seni buradan kaçıp, çoğalıp üremek için kullanıyorlar. Kenarda duran mermer heykel hiç durmadan aynı çarkı ile çıkış kapısını gösteriyor sana. Her zaman daha kötüsü vardır yaşananların.
 
Kapının hemen dışında, hâlâ tam güneş vurmamış çimlerin üzerinde tozlu elbiseleri ile şarkısını söyleyen bando, aynı melodiyi tekrarlayıp duran bir gitar ile gözlerinin içine bakar. Sanki sanayi devriminde kurulmuş, yeni makinaların ve onları çalıştıran kömür madenlerinin içinden çıkmış bir Beach Boys sokağa çıkmaman için uyarır seni.
 
Ancak adımını atmışsındır. Bundan sonrası bir aydınlık, bir karanlık, sıkıntı dolu yolculuk. Altıpatlar sesleri önce dev kelebeklerin kanat çırpışına, ardından çatırdayanıp patlayan nemli odunlara dönüşür. Hafif aromalı bir buğu tüm sokağı kaplar. Bir grup keşiş şehire gitmemen için önüne geçer. Durdurmaz, sadece nazikçe bildikleri dilden uyarırlar. Ancak bilincin ayaklarından daha çok hâkimdir fiziğe. Karmaşa ve gürültünün heyecan verici bir besin olması ihtimali seni yürütmeye, ilerletmeye devam eder.
 
Gotik bir masalda ilerlerken, aniden Kafka rutinliği ile, Ballard asabiyeti ile kaplanmış başka bir hikâyeye düşersin. Metrelerce uzun duvarlar içinde güvensizce yaşayan insanların pencerelere vuran silüetlerini takip edersin. İçinde kendileri de makineye dönmüş araçların şöförleri sanki yokmuşcasına yanından hızla geçerler. Köşede birbirlerini paralayan yaralı, belalı köpekler bile seni umursamaz. Bir hayaletsindir şehirde. Diğer tarafta ölü bir bitki, mermer bir heykel bile seni dikkate alırken, artık burada yürüyen basit bir etsin. Zamanla diğerleri gibi lastikleşen, tatsız tuzsuz bir et yığını. Artık geri dönüş için çok uzaktasın ve üzerinde gittikçe ağırlaşan hava dizlerini ağrıtıyor. Son umut kenardaki çimin yanına uzanıyorsun ve orada derin uykuna, yine saten ama artık leş gibi ve matlaşmış pijamanla devam ediyorsun.
 

3.


Dream Less Sweet sanki onlarca (belki yüzlerce) ses parçasının özenle birleştirilmiş hali gibidir. Kendi başına bir ruh halinin bedenleşmiş versiyonudur. Pychic TV ekibi biraz da iyi bir firma ile çalışmanın verdiği rahatlıkla oldukça masraflı bir albüm yapmışlardır. Bir sürü konuk sanatçı ile ve teknik bazı ses oyunları ile yaptıkları işi basit bir müzik albümünden çok, anlatıya çevirmeye çalışmışlardır. Yukarıdaki benim hikâyem ama ama sizinki bambaşka olabilir. Ne olursa olsun tekinsizlik kaçamayacağınız malzemesi olacaktır. Genesis P-Orridge’in okült, ruhani ve mistik olaylara iyice kafa yorduğu, rave döneminde ise açık bir şekilde acid ve ecstacy tapınağına çevirdiği Psychic TV’nin bu albümdeki ses tepesine en büyük katkılardan biri de Coil’deki güzellikleri ile tanıdığımız John Balance’dan gelmiştir. 
 
Müzik bazen en anlaşılmaz duyguların daha da kafa karıştırıcı ilacı olarak karşımıza çıkar. Acı, keder ve hüzünü daha da fazlası ile çözmeye çalışır. Bu da o şuruplardan biri. Dream Less Sweet bir hap değil, şurup. Dudaktan, gırtlağa ve hatta mideye kendini hiç unutturmuyor.
 
Not: Holophonic olarak adlandırılan albümü düzgün bir ses sisteminde, düzgün bir kayıtla dinlemenizi tavsiye ederim. muratmrtseckin@gmail.com