Kılavuzu Karga Olanın


MERCEK
Doğu Blok – Kahire

Halil Karakuyu’nun grubu Doğu Blok, geçen yıl kimseler fark etmeden yılın en iyi albümlerinden biri olan Televizyon Ahlakı’nı çıkartmıştı kendi imkânlarıyla. Albümü döne döne dinleyip durduğumuzdan, yeni bir EP çıkartmış olmasını da büyük bir sevinçle karşıladık. Ankaralı aşk yuvası / terör örgütü Doğu Blok, alabildiğince lo-fi estetiğine dayanarak memlekette pek çok indie grubunun inşa etmeye çalıştığı sound’u başka türlüsünü yapamazmışçasına bir doğallıkla sunuyor. Çok sevdiğimiz Palmiyeler her yerde çalar ve çalınırken, Doğu Blok’un adını kimselerin anmamasını cidden yadırgıyoruz.
 
3 şarkılık EP’de boş yok. “Kahire” ile İç Anadolu bozkırlarında bir arabadayız (Aslında sound Route 66). Kirli, iç içe geçmiş gitarlar ve tef ile dönüyor tekerlekler. Şarkının adını da kahır çeken hikâye anlatıcısı veriyor. “Zırlamak Boşa”da kahır daha baskın. Primitif gitar ve tuşluya eşlik eden davul da ritmi iyice düşürünce hastalıklı bir tutulma yaşıyor insan şarkıya. Kendinizi sürekli “Çok, bu kadarı çok, hayal kurmaktan sıkıldım,” derken bulacağınızı iddia ediyoruz. “Başbuğ, Picabia & Key Holz” üçü arasında en tuhafı. Uzayan bir gitar noise’uyla, neredeyse Einstrünzende Neubauten gibi başlayan şarkı, noise’un içine giren ve anlaşılmayan vokal ile iyice gerginleşiyor. Sonda noise ritme dönerken şarkı Silver Apples’a dönüyor ve “...tersine çevir ıslanmış yastığı,” dediğini anlıyoruz Halil’in. “Elbet bir gün güzel şeyler olacak” diye diye bitiyor EP. Bandcamp’te. Hemen indirin yahu, ne bekliyorsunuz.

Bosphoroots – 3 Azgın
 
Gün geçmiyor ki yeni bir reggae grubunun adını duymayalım. Bir süredir iyiden iyiye hareketlenmeye başlayan reggae sahnemizden kayıtlar da peşi sıra gelmeye başladı. Bosphoroots, 3 şarkılık EP’siyle, yeni dalganın en başarılı isimlerinden. Zımba gibi üç şarkıyla kulakların pasını atarken cesur sözleriyle de reggae’nin hakkını teslim ediyor. Yılın en iyi EP’lerinden biri bu.
 
“3 Azgın”da firavuna sesleniyor grup. “Kandırdın insanı Allah, din diye diye / Girdin arasına onunla insanın / Senin asıl düşündüğün o dolgun tahtın.” Kim olduğunu tahmin edersiniz. “Babil Çökecek”de tempo biraz düşüyor ama mevzular aynı. “Denizi kaseye döksen, alacağını alır / Aç gözlünün gözü doymadı,” diye başlayan “Milyarlar İçinde Bir Tane” (yani sen dostum, değiştirebilir misin dünyayı?) ile de 3 Azgın sona eriyor. İcra ettiği türün kültürünü gayet içselleştirip jargonunu Türkçe’ye başarıyla aktarması bir yana, kendi imkânlarıyla gerçekleştirdikleri  prodüksiyonla da sınıfı geçen Bosphoroots, danseden isyanımıza her biri çok başarılı 3 şarkılık konsept bir EP ile katkıda bulunuyor. Sesi açıp her yerde çalınız.

YAYIN
Dostumuz Orçun Türkay’ın yeni kitabı Dans Ediyor Bir Hane, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Son kitabı Belkıs, Cevat ve Ne İdüğü Belirsizler’de farklı bir anlatının peşine düşen Orçun, bu sefer de farklı bir yöntemle, Yeni Roman teknikleriyle kurgulamış metnini. Bir evin tarih içerisindeki değişimleriyle, evde yaşayan bireylerin öykülerini hiç bilmeden, aslında karakterleri olmayan, karakteri hanenin kendisi olan bir kısa roman. Evdeki tüm eşyaların, evin kendisinin alabildiğine ayrıntılandırılmasıyla gözümüzün önünde canlanan, birer sinema sekansı gibi kurgulanmış 23 kısa metin var kitapta. Bir taraftan hanenin eşyaları gibi tasvir edilmiş ev halkının yaşadıkları büyük bir merak uyandırıyor, diğer taraftan da hanenin kendisindeki detaylar, yaşanmışlıklara dair okuyucuya bolca malzeme veriyor. Bir anlamda okuyucu romanı kendi tamamlıyor.

FİLM
Yalan yok, Jim Jarmusch’un son yıllarda formunda olduğunu söylemek zor. 2004’teki Kahve ve Sigara’dan sonrası biraz parçalı bulutluydu. Cannes’da prömiyerini yapan sakin ve meditatif yeni filmi Paterson’dan ise umutluyuz. Son filmi Paterson’da son günlerin en “sıcak” oyuncusu Adam Driver’a başrolü veriyor. Hem otobüs şoförü hem de şair olan bir karakterle. Sevimli “indie” aktörden ciddi bir oyuncuya dönüşmeye başlayan Driver’ı bu aralar kaçırmamak lazım. (Yeni Scorsese filminde de başrolü var.) Ama söylenenlere göre filmin gerçek yıldızı olan köpek Nellie’nin, Cannes’da alternatif olarak en iyi oyunculuk yapan hayvana verilen Palm Dog ödülünü de aldığını belirtelim. Bu arada The Stooges belgeseli Gimme Danger’ı da bu yıl izleyebiliriz. Onun da hakkını verirse Jarmusch verir.
 
Şairlerden girmişken Pablo Neruda ile devam edelim. Şili’li efsane ismin hikâyesini anlatan Neruda’da Cannes’da prömiyerini yapan filmlerden biriydi. Özellikle Pinochet odaklı politik yapımlarla adını duyuran genç ve yetenekli yönetmen Pablo Larrain’in 4. uzun metrajı olan Neruda’da daha önce de beraber çalıştığı başka bir yetenekli isim Gael Garcia Bernal başrolde. 2. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında geçen yapım, vatan hainliği ile suçlanan ve saklanmaya başlayan “dünyanın en önemli komünisti” Neruda’yı bulma çabalarını konu alıyor. Film, Neruda’nın sanatından çok toplumsal figür olarak Şili tarihinde durduğu yere alışılmadık bir noktadan yaklaşıyor. Larrain, Jackie Onassis’in hayatını anlatacak Jackie ile ilk İngilizce filmini de yapmakta şu an. Tarihe bakışa devam. Diktatörlük altında yaşama hazırlıklı olmak için Larrain’in filmlerine bakmak lazım.

DİZİ
Dizi dünyası atağını yaptı, iyi oldu, güzel oldu, ama “nerede çokluk…” tadına da gelmeye başladık. Birbirinin benzeri distopik bilimkurgu ve “‘80’lerde ne güzel filmler vardı niye onları dizi yapmıyoruz” deryasında son dönemlerde kayda değer iş bulmakta zorlandığımızı itiraf etmeli. Bir tek The Path az da olsa umut vaat eden bir ilk sezon geçiriyor. Breaking Bad’den Aaron Paul (Jesse), Hannibal’den Hugh Dancy ve True Detective’den (ilk sezon) Michelle Monaghan’ın başrollerinde olduğu ve Jessica Goldberg tarafından yaratılan dizi, The Movement isimli bir tarikatın başındaki güç değişimi ve topluma açılma çabalarını konu alıyor. Dizi bu “hareket” ile ilgili fazla bilgi vermiyor, yan karakterler de fazla “yan”lar belki ama Dancy’nin başta iyi bir iş çıkardığını söylemek lazım. Kendilerini hikâyeye fazla teslim ederken aldıkları 2. sezon için iyi bir altlık yarattılar gibi. Bir şans verilebilir. Jeneriği de güzel.
ALBÜM
Bu yıl heyecanla beklediğimiz bazı elektronik işlerden istediğimizi alamamıştık. Pantha du Prince neyse ki bu havayı dağıtıyor ve 4. solosu The Triad ile kariyerinin en iyi işlerinden biriyle karşımıza çıkıyor. Genelde minimal tarzıyla tanınan Alman müzisyenin (gerçek adı Hendrik Weber) 6 yıl aradan sonra gelen 4. Solosu, eski işlerine göre çok daha hareketli ve hatta eğlenceli. Baştan sona gayet hazmedilir ritimler. Daha önce de beraber çalıştığı The Bell Laboratory’den Bendik Kjeldsberg ve Queens mahlasıyla albümde yer alan Scott Mou katkılarının yarattığı kolektif enerji albümü yükseltiyor. Pantha’yı zaten severdik, daha da çok sevdik.Malum elektronik müzik Almanların tekelinde. Bir başka isim Dj Koze’nin (Stefan Kozalla) yeni albümünden değil, biraraya getirdiği harika toplamadan bahsetmek isteriz. Yakın dostu Marcus Fink ile kurduğu Pampa Records’un (isme gel) ilk toplaması olan DJ Koze Presents Pampa Vol. 1 gayet tamamdır. Jamie xx, Mathew Herbert, Funkstörung gibi popüler isimlerin de bulunduğu ve farklı tarzlara rahatlıkla dalıp çıkan toplamayı baştan sona keyifle dinleyebiliyorsunuz. Yılın güzel sürprizlerinden.‘90’ların başından beri çeşitli mahlaslar altında müzikler yayınlayan Warp çıkışlı İngiliz elektronikçi Mark Pritchard, 2013’te bunları bir yana bırakıp artık kendi ismiyle albümler yayınlamaya karar verdiğinden beri daha görünür bir hal aldı. Yeni albümü Under the Sun’a Thom Yorke’un da bir şarkıdaki katılımının da buna zararı olmadı. Yorke’lu şarkı hakikaten de albümün zafer anlarından. Gerisi çoklukla Pritchard’ın ambient döşemelerinden oluşsa da aralarda pek çok güzel sürpriz de saklı. Pritchard’ın özüne döndüğü yeni kariyerinde gelecek güzel görünüyor.Stian Westerhus zirvelerini yaşıyor. Norveçli gitar, vokal ve sound sihirbazı yeni albümü Amputation’da 2014’te Pale Horses ile beraber yayınladığı harika Maelstrom’dan sonra tek başına da ne kadar güçlü bir müzisyen olduğunu kanıtlıyor. Albümde Westerhus’un noise kontrolü her zamanki gibi çok iyi. Yarattığı sound’lar ise artık nerede duysanız tanıyacağınız özgünlükte. Albümde genel geçer şarkı yapısına en çok yaklaşan “How Long” ise kayıtsız kalamayacağınız bir güzellik. Westerhus’un müziğine kendinizi hazırlayın.