The Driver

Birkaç İyi Dizi


Murat Kızılca

Diziler, diziler, diziler… Hemen herkesin hayatına sirayet etmeyi başaran dizilerin sayısı, TV kanallarının ve Netflix gibi dizilere ev sahipliği yapan diğer medya araçlarının sayısındaki artışla doğru orantılı olarak, bir çığ gibi büyümeye devam ediyor. Bu artış, doğal olarak rekabeti de körüklediği için dizilerin genel kalitesinde de yükselen bir ivme gözlemlemek mümkün. Modern zamanlarda sezonlarca süren, uzadıkça uzayan, bitmek bilmeyen diziler, artık eskisi gibi revaçta değil. (Game of Thrones ya da The Walking Dead gibi çıtayı iyice yükselten istisnalar kaideyi bozmuyor.) Mini-series olarak isimlendirilen ve bir sezon içerisinde bir sonuca bağlanıp biten diziler, günümüzün “hızlı” yaşam stiline daha uygun bir profil çiziyor. Aşağıda son zamanlarda izleyip de tavsiye edebileceğim birkaç iyi diziye ait kısa notlar bulacaksınız.

 

River (2015)

Shame (2011), The Iron Lady (2011) ve Suffragette(2015) gibi filmlerin ödüllü senaristi Abi Morgan’ın yazdığı River, her biri yaklaşık bir saat süren altı bölümlük bir mini-dizi. İngiltere’nin BBC One kanalında 13 Ekim 2015’te başlayan dizi, 17 Kasım 2015’te son bulmuş. 18 Kasım’dan sonra da Netflix’te yayınlanmaya başlamış. Yönetmenlikleri ise her biri ikişer bölüm yöneten Tim Fywell, Jessica Hobbs ve Richard Laxton üstleniyor.
 
Yakın zamanda öldürülen ortağı Stevie’nin yasını tutan dedektif River, davadan alınmasına karşın katili aramaya devam etmektedir. Ortağının hayaleti (ya da kafasında oluşturduğu görüntüsü) ile konuşmayı sürdüren River, sadece onunla değil, çevresinde ölümüne tanık olduğu herkesin hayaletiyle benzer diyaloglara girmekte, dışarıdan bakıldığında kendi kendine konuşan bir deli gibi görünmektedir. Amirinin talimatıyla bir psikiyatr ile görüşmeye başlayan dedektif, yapılacak değerlendirmenin olumsuz olması durumunda işinden olacaktır.
 
River’ı, Anthony Minghella’nın yönettiği, 1990 yılı mahsulü Truly, Madly, Deeply’den esinlenerek yazdığını beyan eden Abi Morgan, başkarakterinin gerçek hayatta karşılığı bulunmayan özel durumunu şöyle açıklıyor; “Kendimden biliyorum, hep yüksek sesle kendi kendime konuşurum. Kafamın içinde bir sürü insan var ve bu konuşmalar beni bayağı rahatlatıyor. Bu kafasının içinde sesler duyan bir akıl hastasının yaşadığı gibi bir şey değil, geçmiş ya da gelecek tecrübelerimizden taşıdığımız seslerin açığa çıkması gibi bir şey ve seyircininde kendisiyle özdeşleştirebileceği bir şeyler bulacağını umuyorum.” İsveçli ünlü oyuncu Stellan Skarsgard, River rolünde her zamanki çizgisinde görünürken, merhum ortağı Stevie’yi canlandıran Nicola Walker da muhteşem bir performans sergiliyor.

The Driver (2014)
Her biri yaklaşık bir saat süren üç bölümden oluşan The Driver, 23 Eylül-7 Ekim 2014 tarihleri arasında BBC One kanalında yayınlandı. Daniel Brocklehurst ve Jim Poyser’ın yazdığı dizinin yönetmenliğini ise Jamie Payne yapıyor.
 
Monoton hayatından bunalan taksi şoförü Vince McKee, hapisten yeni çıkan çocukluk arkadaşı Colin ile karşılaşır. Colin’in suça bulanmış, düzensiz bir hayatı vardır. Vince ise sevdiği kadınla evlenmiş, tarikata katılıp evi terk eden bir erkek çocuk ile ergenlik problemleri yaşayan bir kız çocuk sahibi olmuştur. Kıt kanaat geçinmeye çalışan Vince, Colin’in bölgedeki yasadışı bir çeteye şoförlük yaparak ekstra para kazanma teklifini geri çeviremez.
 
The Driver’ın fazlasıyla bilindik bir konusu var. Sıradan bir hayat süren, sıradan bir insanın, yasadışı işlere bulaşarak kendini içinden çıkılmaz problemlerin kucağına atması ve bundan fazla yara almadan sıyrılmaya çalışması, bugüne kadar birçok filme ve diziye konu olmuş bir düzenek. Bu manada çok da şaşırtıcı manevralar yapmadan ilerleyen The Driver’ın asıl çekici tarafı oyunculukları. The Walking Dead’in Vali’si olarak iyice ünlenen David Morrissey, başkarakter Vince’i canlandırırken, senaryo elverdiğince inandırıcı bir karakter çizmeyi başarıyor. Diğer oyunculuklar da bir İngiliz dizisinden beklenen kalitede.


And Then There Were None (2015)
Üçüncü ve son dizimiz de gene bir BBC One dizisi. Yaklaşık 55 dakika süren üç bölümden oluşan And Then There Were None, 26-28 Aralık 2015 tarihleri arasında yayınlandı. Agatha Christie’nin aynı adlı romanından uyarlanan dizinin senaryosu Sarah Phelps’e ait. Yönetmenlik koltuğunda ise Craig Viveiros oturuyor.
 
Sene 1939. Birbirleriyle bağlantısız gibi görünen yedi yabancı, aldıkları davet sonucu Soldier Adası’nda bulunan tek eve gelir. Evde çalışmakta olan iki hizmetli ve sekreterlik işine kabul edilen bir kadın ile beraber toplam on kişi olurlar. Bir türlü ortaya çıkmayan ev sahipleri U.N. Owen çiftini hiç kimse tanımamaktadır. Konuklar birer birer öldürülmeye başlar.
 
Birçok kaynakta Christie’nin başyapıtı olarak gösterilen 1939 tarihli romanın ilk ismi, romanda da önemli bir yer tutan tekerlemeninki gibi Ten Little Niggers (On Küçük Zenci) idi. Amerikan baskısında malum sebeplerden dolayı kitabın ismi, tekerlemenin son dizesine atfen And Then There Were None (Ve Geriye Hiç Kimse Kalmadı) olarak değiştirildi. Daha sonraki baskılarda ise Ten Little Indians (On Küçük Kızılderili) ismi de kullanıldı.
 
Agatha Christie’nin 125. doğum yılına dikkat çekmek için çekilen dizi, genel itibariyle roman ile aynı çizgide ilerlese de bazı detayların sunumunda kimi değişikliklere gidilmiş ama bunlar ana metni bozan değişiklikler değil. Özellikle mekân konusunda doğru bir tercih yapılarak metnin ruhuna uygun ıssızlıkta bir ada seçilmiş. Gerilimi korumaya özen gösteren bir tempoda ilerleyen dizide, Sam Neill ve Charles Dance gibi eski tüfekleri izlemek de cabası.
mkizilca@gmail.com