Anadilinde Göçmek


Yenal Yergün
yani kelimenin tam manasıyla. nasıl oluyor açıklayayım hemen: bir gün birden günlerdir anadilinde konuştuğun tek varlığın, seni anladığını şöyle bir kuyruk sallayıp önündeki kemiğe dönmesinden var saydığın köpeğin olduğunu fark ediyorsun. halbuki, zatı muhterem senin bildiğin veya bilmediğin her dildeki sabuklamalarını anlayacak kapasiteye sahip, o ayrı mevzu. öyle ki, mevzuun dallarında gezinmeden önce gövdeye bi sarılalım.
 
göçmüş biri olarak çanaklara geldim. ilk niyet(ler)i “uzunca bir tatil yapayım, elimde son kez böyle bir imkân olduğunda olabildiğince bir şey yapmayıp tembellik hakkımı tüketircesine kullanarak uzun vadede çarçurlamıştım, bu sefer hem görmeye uzundur meraklandığım yerlere gideyim hem dahi cebime bir dil daha koyayım” (yok ben ciğer alayım) olan (dâhiyane) birinin tufaya da gelmiş olduğu, şapa da oturmuş olabileceği söylenebilir. inci dizmeye benzemiyormuş bu işler yahu! (anca böyle bokunda bulduğun boncukları dizersin işte) üstelik benim şimdiye dek tek bildiğim inci değil, çekirdek dizmekten, bilemedin ya da bade bulamadın sirke süzmekten ibaretti. (gövdeye) gel gelelim, çeşitli saiklerin etkisiyle varılan hayat değiştirme kararının ardından kendimi göçmen bürosunun müdavimi olarak bulmam da başka bir mevzuun bahsi (bilakis) zira anadilinde muhabbet lüksünü her zaman bulamayan grupsuz göçmen lakırdısı etmek değil derdim. (hah. tam da “skayp elinin altında ya lavuk!” diyecektim) köpeğim(iz) polilla’nın (güve) bildiği, benim (bilmeden) hissettiğim gerçek (mi) bu hayat (yoksa bir parantez çılgınlığı mı) gittikçe saçma sarmaya mı başladı?
 
(anladın sen onu)
 
velhasıl, zor iş göç. yenyerg@hotmail.com