A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | Göçmüş Kahvaltı Şarkıları

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/105/3931" target="_blank" class="twitter">twitter

Göçmüş Kahvaltı Şarkıları


M. Deniz Deniz
Her gün volta attığımız, insan kalabalığından kaçarak kenarlara sindiğimiz, “İstiklal güzel ama insanlar olmasa,” diye isyan ettiğimiz, kaçmayı düşündüğümüz ama bir türlü kopamadığımız İstiklal Caddesi’nde bir akşam serinliğinde yürürken, sokak müzisyenlerinin sağlı sollu dağılmış halde, müzik yaptıkları dikkatimi çekti. Daha öncesinde bir kere bile durup dinlemişliğim yok. Bir an önce insan kalabalığından kaçıp, işimi halledip, varacağım yere varmak isterim. Bu müzisyenlere karşı bir tavır değil, kalabalığa karşı bir tavır. Belki bir önyargı. Tünel’den Taksim’e doğru yürürken sokağı inleten, adeta kalabalığın uğultusunu yaran bir ses kulaklarıma çarptı. Ayaklarım hızlanarak sese yöneldi. Gözleri kapalı bir adam bağıra bağıra şarkı söylüyordu. Etrafındaki insanların da gözleri kapalıydı. Arapça bir ezgiydi. Tanıdıktı. Uzun süre dinledim. Tanıdığım bir adam gelip “Çok güzel söylüyor değil mi?” dedi Arapça aksanıyla. “Evet,” dedim. “Savaş çıkmadan, biz göçmeden önce, annem her sabah bu şarkıyı söylerdi bize, kahvaltıyı hazırlarken,” dedi. “Bunlar kim?” dedim. “Bu gitar çalan adam var ya; Suriye’de çok ünlü bir udi. Şimdi burada işte!” dedi. Etraftaki insanlara baktım. Aynı ifadeyle şarkıya eşlik ediyorlar. Biraz daha ilerledim. Karadeniz müziği var. Horon tepen çocuklar. İfadeler aynı. Biraz yukarıda Malan Barkirin ile halay çeken gençler... Hepsinin ifadesi aynıydı... İstiklal’in kalabalığında yüzlerce garip toplanıp hep birlikte şarkı söylüyordu. Savaşa, göçe, hasretliğe hep birlikte şarkılarla isyan ediyorlardı. Kimi halay çekerek, kimi horon teperek, kimi iç geçirerek. Sonra bu müzisyenlerin birçoğuyla tanışma fırsatım oldu. Birlikte dinletiler düzenledik. Konserler yaptık. Hasret, gurbet şarkıları dinledim onlardan. Sokaklarında özgürce koştukları zamanları, komşunun ağacından erik çaldıkları hikâyeleri, aşklarını dinledim hem ezgilerle hem sözlerle.
Country For Syria bu gruplardan biri. Amacı, Ortadoğu halk müziğiyle Amerikan Country müziğini birleştiren bir müzik yaparak Suriyeli mültecilerle ve dünyadaki diğer çatışmalardan etkilenen gruplarla dayanışmak ve bunun için para toplamak. Grubun üyelerini Amerikalı, Suriyeli, Türk, Kürt, Çek, İspanyol, Fransız ve İranlı müzisyenler oluşturuyor. Country müziğinin kökleri Amerikan iç savaşına dayanıyor. Şu anda Suriye de kendi iç savaşıyla kuşatılmış durumda. Grup bu iki müzik türünü harmanlayarak hem ezgisel, hem de sözel bir yapı, bir temalar arası ilişki tasarlamakta ve dünyanın tamamındaki çatışma ve buna bağlı göçlerin getirdiği kişisel deneyimleri aktarmakta. Müziklerinde göç, aşk, yalnızlık, yuvaya olan özlem, vatanseverlik, temalarını işliyorlar. Yitik bir yaşam tarzını idealleştirerek hikâyeler anlatıyorlar.
 
Mültecilere doğrudan para yardımı yapıyor ve gelirleri, çatışmadan etkilenenlere yardım eden kuruluşlara giden gösteriler sunuyorlar. Sivil toplum örgütleriyle beraber çalışıyorlar. Ayrıca mülteci kamplarına ve çatışma bölgelerine düzenli geziler yaparak erzakları ve bağışlanan malzemeleri dağıtıyor ve yine çatışmadan etkilenenler için dayanışma konserleri organize ediyorlar.
 
Bir Country for Syria konserinde, mola zamanı Hasan ve Bashar’la sohbet ediyoruz. İkisi de başka hayatlardan, başka yaşanmışlıklardan geliyor. Onları birleştiren savaş, göç ve müzik. “Hiç bilmediğiniz bir ülkeye ardınızda her şeyinizi bırakarak geldiniz. İlk geldiğinizde neler hissettiniz?” sorumun ardından Bashar, “Zordu. Başta çok tuhaf hissettim, hiç rahat ve güvende hissetmiyordum. Savaş olan bir ülkeden gelmiştim. Dil, çalışma hayatı ve yaşam koşulları karşılaştığım en temel zorluklardı,” diyor. Hasan Suriye’de, Damascus’da tıp okuyup mezun olmuş ve evraklarını hazırlarken buraya gelmiş. “Gelmem gerekiyordu,” diyor. “Pek bir sıkıntı yaşamadım. Çünkü burada da kalıcı değilim. Gideceğim,” diyor. Almanya’ya gitme planları yapıyor. O yüzden uzun vadeli bir ev ya da iş bulamama gibi sorunları yok. Sadece müzikle ilgileniyor ve gitmenin yollarını arıyor. Göçmek üzerine konuşuyoruz. “Suriye’de kalma şansım olmasına rağmen orayı terk ettim. Burada daha iyi fırsatların olabileceğini düşündüm. Oradaki savaş ortamından bıkmıştım ve başka kişisel nedenlerim de vardı,” diyor Bashar. Hasan “Böyle Gelmiş Böyle Geçer Dünya şarkısının sözleri gibi: belki yarın göç var, bu dünya olmaz ya. Bu şarkının Arapça versiyonu da var. “Ortadoğu’da hep göç ediyoruz, maalesef. Bu bizim kanımızda, tarihimizde var,” diyor.
 
Hayal ettiğimiz dünyadan, hayattan bahsediyoruz biraz .” Ben artık hayal kuramıyorum, hayal kırıklığına uğramakla baş edemiyorum. Sadece Suriye’ye geri döneceğim ve Suriye’yi iyi bulacağım günü bekliyorum,” diyor Bashar. Üçümüzün de yüzündeki ifade aynı. Bira molası. Bir yudum alıp cesaretimi toplayarak Hasan’a hayalini soruyorum. “İyi bir doktor ve müzisyen olmak,” diyor. “Barış dolu ve sınırları olmayan bir dünyada yaşamanın mümkün olduğuna inanıyorum. İnsanlar bana fakir Suriyeli olarak bakıyorlar. Memleketim ve ırkım nedeniyle bana böyle bakmaları sinir bozucu. Herkes hep aynı soruları soruyor ve aynı yerden bakıyor. Ben sadece müzik hakkında ya da tıp hakkında konuşmayı tercih ederdim. Suriyeli olmaktan sıkıldım. Müziğimi yapacağım, mesleğimi icra edeceğim bir hayat arzuluyorum ve burada da kalıcı değilim. Hayallerimi gerçekleştireceğim bir dünyaya yol alacağım,” diyor.İstanbul’a ilk geldiğim (zorunda kaldığım) zamanı düşünüyorum. Eğer göç kişinin kendi tercihi değilse, ister sanat yapsın, ister para kazansın, ister bir ailesi olsun, ister mertebe sahibi, çevresi , dostları olsun, hiç fark etmiyor. Hep bir tarafı yarım, içinde koskoca bir özlem, hasretlik. Sırtında koca yorganınla gelsen, aklın memleketindeki küçük yastığında kalıyor. Hele göçmek zorunda kaldığın şehirlere bomba yağıyorsa her gece, durmadan sevişemiyor insan.
 
Country for Syria konserinin ikinci yarısı başlıyor. Şimdi sokaklara sığınmış, müzik aletleri kırılan ve baskı gören tüm sokak müzisyenleri için, cadde kenarlarında sokak müzisyenlerini dinleyen tüm kalabalıklar için; arkalarında evlerini, hayatlarını, oyun bahçelerini bırakmak zorunda kalmış bütün mülteciler için, tellerin üzerinden atlarken omzu çizilen, bedenleri denizin üzerinde yüzen ve savaşsız bir dünya özlemi çeken, telin öte yanındaki tüm çocuklar için, bağıra bağıra şarkı söyleyeceğim. Göçüp giden her şey için. Belki bilmediğim bir dilde ama yüzümdeki o ifade değişmeyecek. 

  mdenizd@gmail.com