Kılavuzu Karga Olanın


MERCEK


NİHİL PİRAYE – SANDUKA – JETON
Berk Sivrikaya, Zafer Sernikli ve Alp Alptekin’in kurucusu olduğu Nihil Piraye, 2011’den beri sürüme verdiği 3 EP’nin ardından ilk albümü Sanduka’yı çıkarttı. Grubun mazisi eski; Berk ve Zafer’in İzmir’de orta okul döneminden beri süren dostluğu ve müzikal serüveni üniversite yıllarında Alp ve başka arkadaşlarının katılımıyla sürekli hale geliyor. İki kafadarı ilk olarak Mispis grubuyla fark etmiş ve yıllar önce mecmuada tanıtmıştık. Berk’in “Ben de şarkı söyleyeceğim abi,” talebiyle başlayan Nihil Piraye’ye Ozan Çirkinoğlu da o sıralar katılmış.

Sanduka grubun tabiriyle eskimiş şarkılarından oluşuyor, ki adı da buradan geliyor. Ama bu eskimişlik sound ile alakalı değil. Önceki EP’leri dinleyenler şarkıların albümdeki versiyonlarında bir hayli farklılaştığını fark edeceklerdir. Grubun internette çok dolaşan akustik performans video’ları da daha akustik bir albüm beklentisi oluşturmuş olabilir. Ama Sanduka farklı. Cayır cayır çalmışlar. Zafer ve Berk aslında şarkıların böyle olduğunu, EP’lerin kayıt sürecindeki yayvanlığın, albümde sound’a saksafonun dahil olmasının ve synth basların sound’daki değişikliğin sebebi olabileceğini söylüyorlar. Bu arada resmi bir albüm çıkartmak onları heyecanlandırmış. Evliliğe karşı çıkanların evlenince heyecanlanmasına benzetiyorlar bu durumu. Çok da önemsemeden. 

Çilekeş ve Bubituzak’tan tanıdığımız Görkem Karabudak, Mispis’in albümündeki gibi prodüktör koltuğuna oturmuş. Kayıtların başlangıcında Arto Tunçboyacıyan da ufak birkaç dokunuşla grubun kafasını açmış. Kayıtlara 4 kişi başlamışlar. Sonra saksafon kayıtlarıyla işler biraz daha değişmiş. Grup şu an 7 kişi. İki davul, elektro bas, saksafon, klavye, gitarlar, vokal. Tavır olarak bir arayışla bu yola girmişler. Şimdi albümden değil, Nihil Piraye’nin bundan sonra yapacaklarından bahsediyoruz ama, biraz daha çılgın, biraz daha radikal, biraz daha özgün, biraz daha sert (sound olarak değil), biraz daha kendilerini parçalayacakları bir tavır arayışında olduklarını söylüyorlar. Bu nedenle 26 Şubat’ta Canlıkarga serisinde verecekleri konseri merak ediyoruz.

Albüm, bizim için yılın ilk albümü oldu. Böyle başlamak güzel. Çok iyi söz yazıyorlar. Ve çok temiz söylüyor Berk. Çok iyi düşünülmüş, çalışılmış şarkılar var. Memlekette belki de haddinden fazla indie grup var. Dünyadaki müzikal eğilimlerin etkisi malum bu durumda. Ancak memlekette fark yaratan indie grubu sayısı maalesef bir elin parmaklarını geçemiyor henüz. Nihil Piraye bu albümle farkını ortaya koymuş durumda. Belli ki bu daha başlangıç. İlerisi için heyecanlanıyoruz. Ama Sanduka’yı dinlerken de heyecanlanıyoruz. “Vay be” heyecanı. “Helal olsun be” heyecanı. Ve gurur.
 

YAYIN


Sinek Sekiz Yayınevi’nin “Sürdürülebilir Yaşam Kitapları” serisinden çıkan son kitap; Pema Chödrön’ün Belirsizlik ve Değişimle Birlikte GÜZEL Bir HAYAT, İlknur Urkun Kelso çevirisiyle yayımlandı. Batı’da keşişlik geleneğinin yerleşmesine katkıda bulunmak ve her gelenekten Budistlerle birlikte çalışmayı ilke edinmiş Pema Chödrön, “Öngörülemezlik ve belirsizlikle nasıl dost olabilir ve bunları yaşamlarımızı dönüştürmenin araçları olarak kabul edebiliriz?” sorularını kitabın merkezine almış. Değişime karşı koymak yerine varoluşumuzun gerçeğini kabul edip disiplin ve cesaret gereken yeni bir düşünce biçimine kendini bırakmanın kendiliğinden getireceği güzel hayat için. 

FİLM


Avustralyalı John Hillcoat ağabeyimizi severiz. Ama eğri oturup doğru konuşmalı, 2005’teki pek başarılı The Proposition’dan sonraki işleri kaliteli olsalar da beklentilerimizi yeteri kadar karşılamadı. Yeni filmi Triple 9, oyuncu kadrosuyla ve konusuyla Hillcoat için önemli bir sınav. İlk defa şehirde ve günümüzde geçen bir film ile karşımızda. Bir soygun ve  yolsuzluğa karışmış polislerin etrafında dönen yapımda son zamanlarda elini yükselten Casey Affleck’in yanı sıra Woody Harrelson, Aaron Paul, Kate Winslet, Chiwetel Ejiofor, Norman Reedus gibi tanıdık yüzler var. Şu ana kadar filmlerinin müziklerini Nick Cave-Warren Ellis ikilisine emanet eden Hillcoat, bu filmde gene bir başka yetenekli isim Atticuss Ross ile çalışmış. Her şey iyi görünüyor, umarız sonuç da öyledir. 
Birtakım favori oyuncularımız var ve onların filmlerinin haberini alınca heyecanlanıyoruz. Paul Dano da onlardan biri. En son Brian Wilson’u canlandırdığı Love & Mercy ve daha küçük bir rolde olsa da Sorrentino’nun Youth’unda gayet iyi işler çıkaran Dano, bu kez ilginç sinopsisiyle merak uyandıran Swiss Army Man ile karşımızda. Tom Hanks’in Cast Away’i misali ıssız bir adada tek başına kalan Dano’nun karaya vuran ve Daniel Radcliffe’in oynadığı bir ceset ile ilişkisini konu alıyor. Dan Kwan ve Daniel Scheinert’in debütleri Sundance’ten ödüllerle de döndü. Henüz vizyon tarihi bulunmasa da takipte kalmanızı tavsiye ederiz. 

DİZİ


Bazı isimler vardır. İşin başındakiler onlarsa çok da yorum yapmaya gerek yoktur. Louie C.K. ve Zach Galifianakis’in bir süredir haberdar olduğumuz projeleri, 10 bölümlük Baskets başladı. Louie C.K.’nin işi Portlandia’daki başarılı performanslarından tanıdığımız Jonathan Krisel bıraktığı yapım bir nevi tek kişilik Galifianakis şovu. Palyaço olarak hayatını idame ettirmeye çalışan bir orta yaşlıyı canlandıran yetenekli isim, kendi performans skalasında olduğunu bildiğimiz absürditeyi rahatça kullanabiliyor. Özellikle fiziksel performansı üst düzey. Birçoklarına “garip” bir iş olarak gelebilir. Ama misal Louie’nin gariplikleri de az değildi. Umut vaat ediyor. 

ALBÜM


Shearwater’ın son albümü Animal Joy’dan sonra grubun esas adamı Jonathan Meiburg ile röportaj yaptığımızda New York’a taşınmasından ve A-HA’dan bahsetmiştik. Ve biraz da kuşlardan tabii ki. 4 yıl aradan sonra gelen Jet Plane and Oxbow bu muhabbetlerin boş olmadığını gösteriyor. Kentli ve “pop” bir albüm var karşımızda. (Şu aralar kullanmayanı dövüyorlar) synth’leri eksik etmemişler. Ve Meiburg’ün vokali de Mark Hollis’ten Morten Harket’e evrilmiş durumda. Bunların sonunda iyi bir şey olabilirdi. Ama şarkıların kalitesi sorunlu. Synth konusuna gelince Wild Beasts gibi gruplara bakmak lazım. Shearwater en parıltılı, en gürültülü, en pop albümünü yapmaya çalışmış. Ama 
şarkılardaki aşırı duygusal patlamalar eski tınlıyorlar. Bu kıyafet onlara uymamış.
Cass McCombs’un pek tanınmaması biraz üzücü. 20’li yaşlarının başında bir Peel Sessions kaydetmiş, John Cale, Ariel Pink, Modest Mouse gibilerle turnelere çıkmış, koltuğunun altında 7 tane birbirine benzemez albümü olan bir şarkıcı / şarkıyazarı sonuçta. Son albümü A Folk Set Apart, 2003-2015 arası kariyerini kaplayan bir azbulunanlar, B-yüzleri toplaması. 2009’daki Catacombs ile radarlarımıza giren McCombs’un farklı yönleriyle tanışmak için ideal 
ve daha iyilerinin de önceki albümlerinde olduğunu biliyorsunuz. Hatta içinde “Bradley Manning” üzerine bir şakı bile var. Yavaştan 40’a merdiven dayayan McCombs yetenekli, ilginizi hak eder. 
İlk albümlerinde bariz bir T-Rex benzerliğine tutulduğumuz Ty Segall’ı (ki yenice de bir T-Rex cover’ları albümü yayınladı), bu kez de garajdan yayın yapan bir Jane’s Addiction sanmak da olası. Bir yandan Billy Childish’in sahip olduğu
hamlığı da hatırlatıyor. Henüz 28 yaşında 9 tane albümü olan Segall’i iş iş değerlendirmek çok da mantıklı olmayabilir. Yeni albüm Emotional Mugger, bildiğimiz Segall sound’undan çok daha farklı değil ama daha güçlü, dinamik ve cin fikirli bir iş. Ama Segall’in de biraz büyüdüğü ve değişimin de, aynen Kevin Parker’da (Tame Impala) da olduğu gibi, çok uzakta olmadığını düşünebiliriz. Gerekli bir değişimin. 
Aslında yayınlanalı birkaç ay oldu ama gene de Guy Garvey’nin ilk solosu Courting The Squall’a da değinmek isteriz. Henüz 41 yaşında olmasına rağmen ardında, Elbow’la gayet sağlam bir külliyat biriktirmiş olan Garvey’nin bu kadar yıldan sonra solo bir deneme yapması mantıklı. Albümün nedenini “Elbow’da zevklerin her zaman eşleşmemesi” olarak açıklıyor ama gene de kulağınız ister istemez Elbow’a kayıyor. Albümün “ham” prodüksiyonu bir farklılık belki ama iyi yönde mi tartışılır. Elbow gibi başarısı iyi şarkılara çok bağlı. Başyapıtları, 2008 tarihli The Seldom Seen Kid’den beri bu konuda çok da bolluk yaşamadık. Garvey de bunu değiştiren bir şey yapmıyor. Bazen de Peter Gabriel’i çok andırıyor. Gene de ne yapsa dinlenir adamlardan biri Garvey. Bizde kredisi çoktur.