Fotoğraf: Deniz Yenihayat

Kör Saatçi Noktası


Deniz Yenihayat
En son ne zaman saat taktığımı hatırlamıyordum. O yüzden en son ne zaman saatlerin pillerini değiştirdiğimi de hatırlamıyordum. Kısacası evdeki 3 kol saatimin de pili bitmişti. İleri derecede saat takma isteği nüksetmişti bir kere. İşe giderken yolda bir saatçi bulacak ve pillerini yenileyecektim zaman aygıtlarımın.

Yolumun üzerinde başka bir saatçi daha olması lazımdı aslında; tam olarak neden oraya gittiğimi hatırlamıyorum ama işte Hak Pasajı’ndayım.
Karman çorman bir kentin göbeğinde olup da böylesine kamufle halde bir mekân daha yok sanırım. Zaten önünde durup içeri doğru baktığınız anda bu kamuflajın sakladıklarına nail oluyorsunuz, ilk adımınızla birlikte zaman ve uzam mefhumunuz sarsılıyor.

Bu kokuşmuş kentin en sevdiğim yanı, kör noktaları.

Pasaja girdikten hemen sonra bir saatçi gözüme ilişiyor. Pasajın sol kanadındaki dükkânlardan biri. Küçük bir dükkân, her saatçi gibi. Baba-oğul birlikte çalışıyorlar. Baba 50’li, oğlu da 20’li yaşlarında. Farklı nesiller, fakat aynı centilmenlik.

Dünyanın en huzurlu işini yapan iki meslektaş. Saatlerin mekanik dünyasında geçirdikleri nesiller boyunca DNA’larına işleyen bu dikkat ve hörmet ile, belki de zamanın sırrını çözmüşlerdir? Zira o dükkânda inanın bana, zaman durmuş halde. O baba-oğulu ister 1932’ye koyun, ister 1976’ya. Hiç fark etmez. Onlar her “zaman”da uyum sağlayabilecek akışkanlıkta zanaatkâr bir aile. Sıradan bir saatin minicik parçalarının yüksek düzen içindeki yerleştirilişinden, zaman’ın sırrına ulaşmış bir aile. Küçücük çalışma tezgâhında bir ömür yetecek huzur ve huşu saklı. Huzur ve huşu.

Saatlerimin pilini adamın oğlu değiştiriyor. Babanın da gözü oğlunun iş yapışında. Gururla izliyor. “Kötü haber. Kayışınız kopmak üzere,” diyor sakince genç adam. Evet, biliyorum. Saat o kadar uzak bir geçmişimden kalma ki… Dikkatle kayışın kopmak üzere olan kısmını incelikli cımbız manevralarıyla yapıştırmayı başarıyor, ama maalesef geçici bir çözüm. Bu saat parçalanma evresine çoktan girmişti, artık zamana daha fazla direnemez ki.

Teşekkür edip çıkıyorum. Ve Hak Pasajı’ndan çıkıp hengâmeye kaldığım yerden eklemlendiğime üzülüyorum. Tek bir an ve sonsuz süre boyunca o dükkânda kalabilseydim keşke…

Sanki o dükkânın ekonomisine otoriter neo-liberal hiçbir şey uğramamıştı. Sanki trend’ler, kaygılar, tasarılar, hırslar ve yalanlar anlamsızdı orada; saatçilerin içinden usulca geçip gidiyordu gündelik olanın yıkıcı tortusu. Kimse size ihtiyacınız olmayan bir şeyi ittirmiyordu orada. Saatçiler işlerini ciddiyetle yapıyordu, sadece işlerini. Evlerine de huzur ve heyecanla dönüyorlardır eminim. Mesela o genç asla sosyal medyada biriyle atışmamıştır ya da babasının kalbine asla politik bir nefret uğramamıştır. Kim bilir evin hanımı da ne zariftir…

O saatçide her şey yolundaydı. Hiç çıkmamalıydım.

Saatçilerin kör noktasına yeniden gidebilmem için, küçük pillerin minik aksamları işletmeye enerjilerinin kalmaması gerekiyor. Daha zamanı var. shakecambodia@gmail.com