Kalan Zaman


Tayfun Polat
Geçenlerde bir arkadaşım bir yazı paylaştı. Business Insider isimli bir İngiliz sitesinde, Tim Urban isimli bir Amerikalının yazdığı (ve grafikleştirdiği) bir yazı. Mecmuanın 100. sayısı sebebiyle son ayları 9 yıllık bir zaman dilimini didikleyerek ve bolca zamanı düşünerek geçirmekteyken, bu yazı düşüncelerime bambaşka perspektifler kattı. Tim Urban’ın insan yaşamı üzerine kaleme ve grafiğe aldığı birkaç yazı daha okudum sonra. Şimdi, sizlere özetle kendisinin fikirlerini ve bu fikirlerden açılımlarla geçirmekte olduğumuz zamana ilişkin kendi çıkarımlarımı yazacak ve grafiklere dökeceğim. Sonrasında sizler de kendi grafiklerinizi hazırlamak isteyebilirsiniz. Yazarak, konuşarak, çizerek anlatmak, dışavurmak çok güzel. Ama grafiklerin etkisi çok somut. Laaaps diye önüne koyuyor durumu.

Tim Urban, 34 yaşındaymış. 90 yaşına kadar yaşayacağına dair bir inancı var. Keza ben de hiçbir dayanağım olmadan bunu söylüyorum bir süredir. 45 yaşına geldiğimde “ilk yarı bitti” metaforuna tutunmak istiyorum galiba. Önce 90 yıl ömrü olan bir insanın her yılını bir grafiğe dönüştürmüş.
Çok bir esprisi yok. Şimdi de aylara göre 90 yıllık insan ömrü.
Hâlâ yeterince esprili değil. O zaman haftalar...
Tim Urban, bu haftalar grafiğinde biraz oyalanmış. Bir yazısında bu grafik üzerinden farklı veriler göstermiş. Tipik bir Amerikalının ehliyet alması, kanunen içki içebilmesi, ortalama evlendiği yaş, ortalama boşanma yaşları, ortalama bir işte kalma süresi, ortalama ömür, eğitim, kariyer süresi, emeklilik gibi birçok veriyle üstteki grafiği renklendirmiş. Ardından bazı ünlülerin ölüm yaşlarıyla başka bir grafik hazırlamış. Tiger Woods ve Roger Federer’in şu anki yaşları ve kariyer zirveleri, Albert Einstein ve Isaac Newton’ın keşiflerini yaptığı yıllar vb. grafikler de yapmış ve yukarıdaki boş haftalar cetvelini bizlere bırakmış, “Senin grafiğin nasıl?” diye. Ben benimkini yaptım. O boş grafik bayağı renkleniyor ve anlamlı hale geliyor. Tim Urban diyor ki, bu grafikteki her bir nokta eğer tek taş yüzük için minik bir pırlanta olsa, hepi topu bir çorba kaşığı pırlantamız var elimizde. Üst üst yığılmış ufacık bir tepe. Her biri diğeriyle temas ve ilişki halinde. Diyor ki, pırlantanızın tadını çıkarın ya da gelecekteki pırlantalar ve başkalarının keyif alacağı pırlantalar için bir şeyler inşa edin. Böyle söyleyince çakma din tacirleri gibi oldu. Neyse.

Tim kardeş bir de günler grafiği yapmış.

Bu grafikteki her nokta bir Salı ya da Cumartesi olabilir. Benimkinin yarısını geçmiş durumda olmam noktalara bir nebze mana katıyor. Ama bu zamanı satandart ölçülerle göstermeye çalışma gayreti de bu grafikle (ve hatta üstteki boş grafiklerle de) manasızlaşıyor. Tim kardeş de aynı fikirde ve geliştirdiği yaklaşım da esas burada ilgi çekici hale geliyor; zamanı aktiviteler ya da hadiselerle ölçmek.
İlk önce kalan hayatında kaç kış kaldığını grafiğe dökmüş. Ardından kaç kez daha pizza yiyeceğini, kaç kez daha okyanusta yüzeceğini falan grafiğe dökmüş. Bunlar hâlâ sayılabilir değerler. Ben de böyle grafikler hazırladım. Ama tam ikinci yarının başlarında olduğumdan benim grafikler hep yarısı dolu, yarısı boş, çok da önemi olmayan veriler gösteriyor. O yüzden şimdi burada kalan ömrümde kaç kez mantı yiyebileceğimin grafiğini paylaşmayacağım. Ama kaç Dünya Kupası izleyebileceğimi gösteren grafik altta.

Her neyse, sayılabilir değerlerle zamanı ölçmek de saatleri, günleri, ayları vs hesaplamaya benziyor. İşin içine biraz kişisellik katmak gerekiyor. Bay Urban yılda üç kitap okuyormuş (yuh!). Bir hesap ve grafikle kalan ömründe 300 kitap daha okuyabileceğini söylüyor. Mevzu kitap olunca 300 çok az bir sayı. Kalan her kitabı seçerken dikkatli olma gereğini de ortaya çıkaran bir sayı. Benim daha 1620 kitabım varmış. Bir süre daha rahatça kitap seçebilirim. Grafik yine yavan, 1620’sinin üzerinde çarpı olan 3240 kitap. Dante gibi ortasındayım ya ömrün.

Siz de, atıyorum haftada 5 film izliyorsanız, kalan ömrünüzde kaç film daha izleyeceğinizi hesaplayabilir ve sayı düşükse “Ne izleyeyim yahu?” diye aranırken daha az Hollywood filmi seçmeyi falan isteyebilirsiniz. Ama ortalamasını alabileceğiniz aktiviteleriniz ve alışkanlıklarınızla ilgili tüm grafikleriniz aşağı yukarı aynı çıkacak. Tim kardeş de böye diyor zaten. O yüzden de meseleri biraz daha göreli hale getiriyor, ilişkiler.

Hemen örnekleyelim. Annemi haftada en az bir kez görüyorum. 21 yaşına kadar aynı evde yaşadığımızdan her gün beraberdik. 21 yaşından 30 yaşına kadar da aynı evde yaşıyorduk ama benim hep bir mekânım daha vardı kaldığım. Ama haftanın yarısında görüşüyorduk. Arada bir yıla yakın askerlik boşluğu var. 30 yaşında evlendim ve şu güne kadar ortalama haftada bir görüştük. Annem 68 yaşında ve yazıdaki düz mantıkla onun da 90 yaşına kadar yaşayacağını düşünerek kalan sürede de haftada bir görüşeceğimizi varsayıyorum. Buradan annemle aşağı yukarı 1150 kez daha görüşebileceğim gibi bir sonuç çıkıyor. Neyle kıyaslayabilirim ki bunu? Okuyacağımı düşündüğüm kitaptan daha az mesela. 90’ını görememe ihtimalini düşününce, annemle her görüşmemin değeri, o anları birer pırlantaya dönüştürme gerekliliği ortaya çıkıyor, bana göre. Bu paragrafı matematik denklemine dönüştürmek kolay. Ama sizi sıkmayayım; sonuçta grafik çok daha çarpıcı. Annem ile geçirdiğim zamanın grafiği yanda.

Tahmin edersiniz ki, soluk renkli olan ikonlar kalan zamana işaret ediyor. Kalan zaman. Tüm bu yazıda anlatılmaya çalışılan bu işte.

Yazının kalanında Tim Urban’a ihtiyacımız kalmadı (daha ne olsun zaten). Ben üşenmeyip uzun zamandır vakit ayıramadığım birkaç dostumla ilgili grafikler hazırladım. Gezmek istediğim yerlerle ilgili bir grafik hazırladım. Yazmak istediklerimle ilgili bile grafik hazırladım. Oğlumla kaç kez daha uyuyabilirim diye grafik hazırladım. Sonuçlar keyif kaçırıyor.

Zaman güneş sisteminin hareketlerine göre ölçümlenmiş birimler demek değil. Zaman, ömrümüzün kalanındaki önceliklerimiz. Ve yaşadığımız anları değerli kılmak.

Siz de kendi grafiklerinizi hazırlayın derim. Keyfinizi kaçırmak için değil, önceliklerinizin ve an’ın farkında olmak için. tayfunpolat@hotmail.com